13 Kasım 2015. Paris bir Cuma telaşında. Gün geceye evrilirken kentin insan mozaiği, sokaklarda, kafelerde ve konser salonlarında çoktan yerini almıştı. Alışılmadık durumlar daha sabahın erken saatinde başlamıştı aslında. O gün, saatler sonrasında yaşamını yitirenlere avukatlık edenler, daha sonra hakime başvurularında, “bazı kamu binalarında ve alışveriş merkezlerinde özel güvenlik önlemlerinin neden alındığını, bir terör alarmı olup olmadığını“ soruyor, “bu bilginin ilgili istihbarat birimleri tarafından dosyayla gizlilik kararı kaldırılarak paylaşılmasını” talep ediyorlardı. Yine aylardır Suriye başta olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinden gelmiş Republique Meydanı’nda bekleyen 250’ye yakın sığınmacı, Cuma sabahının erken saatlerinde polis operasyonuyla kaldırılmıştı. Bütün bunların nedenlerini halen bilmeyen sıradan insanın telaşı, hafta sonu tatiline girmenin heyecanı hakimdi Paris’e. 

Yerel saatle 21:16. İlk kurşun ve patlama sesleri, Paris’in on birinci ve devamında onuncu bölgeleriyle birlikte Paris stadyumunda duyulmaya başlandı. Sokakları insan çığlıkları kaplarken, bir süre sonra Bataclan Tiyatrosu’nda gerçekleşen rehin alma eyleminin yanı sıra başkent çevresinde en az altı silahlı ve üç bombalı saldırı gerçekleştirildiği haber kanallarında geçiyor.

Kayıp sayısı, yaralı sayısı, eylemi gerçekleştirenlerin sayısı sürekli değişkenlik gösterse de, sabah saatlerine kadar süren operasyonların bilançosu, akan kan ve toplumun ödediği bedel netleşiyordu. 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez

Stadyum saldırısından kurtulan Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, yerel saatle 23:58’de yayınlanan açıklamasında olağanüstü hal (OHAL) ilan edildiğini ve Fransa’nın tüm sınırlarının kapatıldığını açıkladı. Fransa sınırları İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa kapatılıyordu. En son Cezayir Savaşı‘nda tüm ülkeyi kapsayan olağanüstü hal ilan edilmişti.

Kayıp sayısı artan gecede, Paris sokaklarında taksiciler gönüllü olarak sokakta olanları alıyordu. Güvenlik gerekçesiyle ülkede toplu taşıma araçları durmuştu çoktan. Bölge halkı internet üzerinde, “Evim evindir” deyip konum atarak dışarıda kalanlara evini açıyordu. Sabah saatlerinde bilanço anlaşılıp Paris yeni güne uyandığında, bir korku iklimi çoktan kentin üzerine sinmişti. Caddeler boş, metrolar boş, esnaf kepenk kapatmış, Paris büyük bir yasa uyanmıştı. 

Her yer polis; arama noktası, olay yerinin etrafı temizlenmiş ve birçoğu kordona alınmış ama halen Bataclan’dan ceset torbaları taşınıyor... Dünya basınının bütün kameraları ve canlı yayın araçları, Rebublique Meydanı ve olay yeri önlerine toplanmış; değişkenlik gösteren ölü sayısı ve saldırganların kim olabileceği konusunda yorumların yapılmaya başlandığı saatlerde artık Paris’in 10. bölgesindeki Le Petit Cambodge isimli restorana ve Paris’in doğusunun 11. bölgedeki Bataclan isimli tiyatro salonundaki Death Metal konserine, 10. bölgede bulunan Le Carillon barına ve Rue de la Fontaine-au-Roi, Rue de Charonne ve Rue Bataclan sokakları çevresinde toplamda 5 saldırı ve Paris’in Saint Denis bölgesinde yer alan Fransa Stadyumu yakınlarında, Almanya-Fransa maçı sırasında bir patlamanın olduğu kesinleşmişti.  

En ufak sesle irkiliyordu herkes

Operasyon döngüsü, Paris’te arama ve siren sesleri, sessiz sokaklar arasında sürerken, korku iklimini kıran küçük azınlıklar, ellerinde çiçek ve mesajlarıyla olay yerlerinin önlerine kurulan barikatların başındaydı artık. Pazar günü öğlen saatlerinden itibaren Paris’in kafeleri açılmaya, insanlar olay yerlerine daha yoğun gelmeye başladı. Marşlar “Korkmuyoruz” seslerine karışırken en ufak ses yeni bir saldırı sanılarak yeniden irkilen Paris, yaşanan katliamla ve vahşetle yüzleşmeye çalışıyordu. Ülke çapında Ulusal Yas ilan edilmiş, dünyanın taziyeleri Elysee Sarayı tarafından kabul ediliyordu. Ülkenin başbakanı, “Yaşanan bir terör saldırısıdır. Artık bir savaştayız. Halkımız bununla yaşamayı öğrenmeli” cümlelerini söylerken Fransa için artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesindi!

Devletin açıklamaları ve saldırının bilançosu netlik kazanıyordu. Toplamda 132 kişi yaşamını yitirirken, 99’u ağır olmak üzere 356 kişi yaralıydı. Saldırının DAİŞ terör örgütü tarafından yapıldığı netlik kazanırken, Suriye’den yönetildiği ve saldırının beyni olan ismin ise Fransa’dan Suriye’ye giden Abdülhamid Abaaoud olduğu, haber ekranlarına yansımaya başladı. Abaaoud’un Suriye’de olduğu belirtilen haberler ve görüntüler televizyon ekranlarındayken o, Paris’in Saint Denis semtinde çoktan bir eve yerleşmişti. 

Yardım edenlerden biri, polisle birlikte çalışıyor

The Washington Post ve birinci yıldönümü yaklaşırken Fransız televizyon kanalı M6’nın verdiği bilgiler ise başka çarpıcılıkta. Abaaoud’un saldırılardan 2 gün sonra buluştuğu iki kadından biri kendisine yardım ederken diğerinin polisle işbirliği yaptığı belirtiliyor. Fransız savcıların belgelerine göre polise tanıklık eden kadının yüzü kapalı bir şekilde televizyon ekranına aktardığı bilgilere göre Abaaoud, daha sonra Brüksel’de tutuklanıp Fransa’ya teslim edilen Salah Abduselam aracılığıyla kuzeni Hasna Ait Boulahcen’e ulaştı. Ardından 26 yaşındaki kuzen Ait Boulahcen’ın yakın arkadaşı bu buluşma sırasında yanlarında bulunuyordu. Yakın arkadaş konumundaki kadın, “Paris’te yaşanan olaylar üzerine konuştuğumda reaksiyonu çok kötüydü. Onlara neden acıyorsun; Suriye’de, Filistin’de ölenleri düşün” gibi cümlelerle başlayan diyalog zincirinin ardından Abaaoud’un olayla bağlantısı olmasından şüpheleniyor. Evine gider gitmez, konuya ait saldırıdan hemen sonra açılan acil-polis hattını arayarak bilgi veriyor. Polisin kendisini dikkate almadığını düşündüğünde, emniyete kadar gidiyor. Polis söz konusu kadını dinleyip inandırıcı bulmayarak geri evine gönderiyor. Kadın, yakın arkadaşı olan Abaaoud’un kuzeni tarafından olayların devamında Abaaoud’un gizlendiği yere götürülüyor. Ait Boulahcen, ‘Hamid, yaşıyorsun’ diye sevinç nidası atarken, diğer kadın şoka uğruyor. Yanılmadığını anlayan kadın tekrar polise gidiyor. 

Abaaoud’un kadınla buluşmasının amacı ise kendisine gizlenecek yeni bir yer arayışı. Abaaoud’un kuzeni Ait Boulahcen, aynı evde bulunuyordu. Kadın tekrar polise giderek durumu anlattı. Paris katliamından 5 gün sonra olaya ikna olan polisle birlikte hareket eden kadın, Ait Boulahcen’e kendisini nerede bulabileceğini sorunca ise Saint Denis’teki bir apartman dairesinin adresini aldı. Paris saldırısından 6 gün sonra Saint Denis semtinde bulunan bir apartman dairesinde operasyon sürerken Abbaoud kendini patlattı ve patlama sırasında kendisine yardım yataklık eden kuzeni Ait Boulahcen’le birlikte kimliği tespit edilemeyen bir kişi daha hayatını kaybetti. 

O tarihten sonra Fransa genelinde sayısız operasyon gerçekleştirildi. Çoğu adli kontrol şartıyla bırakılan aşırı radikal eğilimli olduğu düşünülenler dışında 197 kişi tutuklandı. Polise 24 saat silah taşıma hakkı tanındı. Okul, alışveriş merkezleri, kamu binalarında özel güvenlik aramaları zorunlu hale getirildi. Paris ve çevresine binlerce yeni kamera yerleştirildi. Güvenlik gerekçe gösterilerek 20 bin kişi fişlendi. Yapılan asılsız ihbarlar sonucu binlerce işyeri ve ev baskını yaşandı. Halen ülkede süren bir olağanüstü hal mevcutken, 14 Temmuz ve devamında yeni terör saldırıları yaşandı. Bütün bunlar yaşanırken, ülkede aşırı sağın oyları yükseldi; hükümet kararnamelerle, çalışma yasası, eğitim reformu, sağlık alanında kamu kesintilerini hayata geçirdi. Grev ve gösteriler aylarca yasaklanırken, daha sonra sınırlı alanlarda izin verilen gösterilerde polis şiddeti tavan yaptı. Ülkedeki polislerin sürekli operasyona hazır hali, sonunda polisleri Paris sokaklarına dökerek çalışma ve güvenlik koşullarının değişmesi için eyleme götürdü. 

Bataclan’da 12 Kasım’da Sting konseri

Yaşanan saldırılara ilişkin dosyalara gizlilik kararı konulurken, saldırıda yaşamını yitirenlerin yakınları, Fransız devletinin ihmali konusunda sayısız suç duyurusu yaparak, devletin resmi törenlerine katılım sağlamadı. Taranan kahve ve restoranlar bir süre sonra kapılarını açarken Bataclan, ilk kez Sting konseriyle 12 Kasım’da kapılarını açacak. Republique, saldırıların yapıldığı mekanların önüne bırakılan ve kuruyan çiçekler, binlerce not, afiş ve obje, Paris Belediyesi öncülüğünde özel bir arşive kaldırılarak koruma altına alındı. 

Paris Cumhuriyet Başsavcılığı, Bataclan konser salonundaki saldırganın Fransız vatandaşı için sıradan bir profil çizen 148 nolu otobüs şoförü Samy Amimour olduğunu duyururken, Animour’un ailesinin 2012 yılından sonra sayısız kez bölge cami imamı aracılığıyla karakola giderek oğullarının radikal-dinci gruplarla bağlantısı olduğu yönünde bilgi verdiği aylar sonra ortaya çıktı. Amimour’un Fransız anti-terör ekipleri tarafından bilindiği belirtilirken, saldırganın üç yakınının da polis tarafından benzer gerekçelerle gözaltına alındığı daha sonra ortaya çıkan bilgiler oldu.

Savcılık, Stade de France’daki ilk canlı bombanın da 1990 Suriye doğumlu Ahmed El Muhammed olduğunu ve El Muhammed’in Yunanistan’dan sığınma istediğini, Yunanistan üzerinden Fransa’ya geldiğini duyuruyordu. 

Saldırıyı gerçekleştirenler hakkında basın ve yayın organlarına yansıyan bilgilere göre saldırı sonrası saklanmak için acemilikleri dikkat çekerken, çoğunun Avrupa’dan Türkiye üzerinden Suriye’ye savaşmak için gittiği belgelendi. Saldırıda adı geçen ve öldürülenlerin kimliklerine bakıldığında ise saldırıda kilit isimlerden Salah Abduselam, aylar sonra Belçika’da yakalandı ve Fransa’ya teslim edildi. Şu ana kadar susma hakkını kullanarak saldırılara ilişkin hiçbir bilgi vermedi. Saldırıyla bağlantılı Mohammed Abdeslam, Belçika’da tutuklandı. Brahim Abdeslam, Voltaire Bulvarı’nda kendini patlattı. Ismail Ömer Mustafai, Bataclan konser salonunda polis operasyonu sırasında öldürüldü. Bilal Hadfi, Stade de France Stadyumu yakınında öldürüldü. Samy Amimour, Bataclan’da polis operasyonu sırasında öldürüldü. Ahmed el Muhammed, Stade de France’da kendini patlattı. Abdül Hamid Abbaoud’un Suriye’de olduğu söylense de 13 Kasım’dan 6 gün sonra Saint Denis bölgesinde yapılan operasyon sırasında kendini patlattı. Diğer bir saldırganın ise kimliği belirlenemedi.  

Saldırıların değişik internet sitelerinde çıkan görüntü ve açıklamalara dayandırılarak DAİŞ tarafından yapıldığı devlet tarafından resmi olarak bir süre sonra açıklandı. O tarihten beri sistematik olarak terör tehdidi alan Fransa’nın Ortadoğu politikasının sonuçlarını Paris, Nice ve ülkenin değişik kentlerinde yaşanan saldırılarla, bedelini sivil insanlar ödedi. Terör tehdidi, iç siyasette, emekçiler üzerinde yeni yasaların aracı, yasakların gerekçesi yapıldı. Yaşanan olaylar ve devletin güvenlik konsepti altında Fransa’da aşırı sağ giderek yükseldi. Yapılan iki turlu bölge seçimlerinde ikinci turda solun merkez sağı desteklemesiyle sağın bütün bölgelerde kazanmasının önüne geçildi. Suriye ve Irak’ta Fransa hava saldırılarını güçlendirirken, Ortadoğu’da güç ve egemenlik yarışını büyüttü. Bu yarışta Rusya, ABD gibi devletlerin gerisinde kalan Fransa, Avrupa Birliği içerisinde rol oynamaya çalıştı. İngiltere AB’den çekildi; Ortadoğu üzerinde süren kavga büyüdükçe Fransa’nın krizi derinleşti. Son bir yıl içerisinde yaşananların tamamı düşünüldüğünde krizin derinliğine paralel olarak terör saldırıları sistematik kazanırken bütün bu sürecin en ağır bedelini Fransa toplumu ödedi, ödemeye devam edecek.


SELMA AKKAYA