HRW 2019 Raporu’nda eksikliklerine rağmen okuyan herkesin görebileceği şey; Kürtler Kürdistan’ın dört parçasında katlediliyorlar ve bunun en büyük nedeni Türk devleti. FEHMİ KATAR BERLİN İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) Almanya’nın başkenti Berlin’de açıkladığı 2019 Raporu, Türk devletinin üç parça Kürdistan’da Kürtlere saldırdığını, elinin yetişmediği İran’da da rejiminin Türkiye’yi aratmadığını gösteriyor. Türkiye’de hukuk devletinin yerle bir edildiğinin belirtildiği raporda Erdoğan’ın, Kürt karşıtı politikasına bahane ettiği ‘Terörle Mücadele Yasası’nın nasıl muhalifleri baskılamak için kullandığına dikkat çekiliyor. HRW 2019 Raporu’nda eksikliklerine rağmen okuyan herkesin görebileceği şey; Kürtler Kürdistan’ın dört parçasında katlediliyor ve bunun en büyük nedeni Türk devleti. HRW, 100 ülkedeki insan hakları ile ilgili durumu açıkladığı raporunda Kürtlere karşı işlenen insan hakları suçlarını, Kürdistan’ı işgal eden ülkelerin başlıkları altında işledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü önceki gün Berlin’de açıkladığı 674 sayfalık 2019 Dünya Raporu’nda, son yıllarda artan sağcı popülizme, faşizm eğilimli politikalara karşı artan direnişleri öne çıkardı. Raporu tanıtan HRW Genel Direktörü Kenneth Roth, insan haklarını savunması için oluşturulan hükümetler ve bu hükümetlere sosyal hareketlerin ve sivil toplumun desteğinin, sağcı popülistlerin mesajlarını yaymalarının önüne geçtiği ve karanlık günlerde bile demokrasinin nasıl korunacağını, korunması gerektiğini gösterdiğini belirtti. Fiili OHAL devam ediyor HRW raporunda Türk devletinin OHAL’i kaldırdığını belirtmesine rağmen fiilen OHAL uygulamalarının artarak devam ettiğini işliyor. Sunumunda söz alan HRW’nin Avrupa ve Merkezi Asya direktörü Hugh Williamson, bu durumu şu sözlerle açıkladı: “Türk devletinin OHAL’i sona erdirmesiyle insan haklarına saygı duyan bir iklime evrileceğine dair tüm umutlar da, OHAL’in bitişiyle sona erdi. Erdoğan hükümetinin muhaliflerin peşine düşmesi, Türkiye’de hukukun üstünlüğüne dayanan çerçeveyi paramparça etti, adaleti ise alt üst etti.” Türkiye’de hukuk ayaklar altında Erdoğan rejiminin hukuku rafa kaldırdığına vurgu yapılan raporda, Erdoğan hükümetinin OHAL ile edindiği avantajları yeni ‘anti terör yasaları’ ile kullanmaya devam ettiği dile getirilerek şunlar ifade edildi: “Örgütlülükleri ve politik hareketleri engellemek için valilere geniş yetkiler verildi. Buna göre mesela icra makamları içinde hakimlerin de olduğu resmi görevlileri görevden alabiliyor ve polise 12 günlük gözaltı süresini de kapsayan geniş yetkiler veriliyor.” Muhaliflerini susturmak için kullanıyor Türk devletinin içeride anti terörizm yasalarını muhaliflerini bastırmak için kullandığının altı çizilen raporda 2018 yılının Haziran ayında cezaevlerindeki 246 bin 426 toplam tutukludan 48 bin 924’ünün ‘terörizm’ ile ilişkilendirilerek tutuklandığı kaydedildi. Terörizm ile ilişkilendirilerek tutuklananların 34 bin 241 kişinin Fetullahçılar ile ilişkili, 10 bin 286 kişinin de PKK ile ilişkilendirilerek tutuklandığı raporda ifade edildi. Rapora göre DAİŞ ile ilişkili olduklara için tutuklananları sayısı ise sadece 1.270 olarak geçti. Ancak raporda Erdoğan’ın muhaliflerini bastırmak için, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla açtırdığı davalar ise görmezden gelindi. En çok gazetecinin tutuklu olduğu ülke Raporun ifade özgürlüğü bölümünde Türkiye’nin halen 175 tutuklu gazeteci ile en çok tutuklu gazetecinin olduğu ülke olduğu belirtilirken, yüzlerce gazetecinin de tutuksuz olarak yargılandığı ifade edildi. Türkiye’deki medya organlarının çoğunluğunun bağımsız olmadığını ve hükümetin propagandasını yaptıkları belirtilen raporda, Özgürlükçü Demokrasi gazetesine yapılan polis baskınına da şu ifadelerle yer verildi: “Kürt yanlısı Özgürlükçü Demokrasi gazetesine ve matbaasına baskın yaparak hem gazetecileri hem de matbaa çalışanları gözaltına alındı. Matbaa ile beraber devletin el koyduğu gazetenin gözaltına alınan çalışanlarının 13’ü halen cezaevinde.” Anneler, öğrenciler, işçilere gözaltı Cumartesi annelerinin eylemlerinin de yasaklandığını ve polis şiddeti ile eylemlerin engellendiğinin belirtildiği raporda, Türk devletinin Efrîn işgaline karşı eylem yapan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin ve kötü iş koşullarına karşı eylem yapan havaalanı işçilerinin gözaltına alındığı da rapor da yer aldı. Kürt siyasetçilere büyük baskı var Gözaltında ve cezaevlerinde işkencenin olduğunun altının çizildiği raporda “Kürt sorunu ve muhalefetin baskılanması” başlığı altında Türk hükümetinin Kürt partilerine (HDP, BDP) belediye başkanlarına, milletvekillerine baskı yaptığı belirtildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrite karşı süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan HDP Milletvekili Leyla Güven’in ve HDP eski eşbaşkanlarının da aralarında bulunduğu 9 HDP’li milletvekilinin cezaevinde olduğuna yer verilen raporda, kayyum atanarak el konulan 94 DBP belediyesine de değinildi. Raporda bu belediyelerin DBP’li eşbaşkanlarından 50’sinin halen tutuklu olduğu kaydedildi. AİHM’in bırakılmasını istediği ancak devletin halen bir rehine olarak cezaevinde tuttuğu HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın durumuna atıfta bulunuldu. 24 Haziran seçimlerinde Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adayı olmasına rağmen, tutuklu olarak seçimlere katıldığı belirtildi. Raporun söylemedikleri Raporda Kürtlere uygulanan özel savaş hukuku ile ilgili genel ifadeler dışında tek bir satır yok. Konu ile ilgili konuştuğumuz İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye Koordinatörü Emma Sinclair-Webb, Türk devletinin yıktığı Kürt şehirleri ile ilgili halen ciddi bir araştırmaya gerek duyulduğunu söylemekle yetindi. HRW Koordinatörü, evleri yıkılan, evsiz kalan Kürtlerle ilgili olarak raporda herhangi bir ifadenin olmamasını, bu konuda HDP, BDP veya başka bir aktörün çalışma yapmamış olmasına bağladı. Bu da aslında HRW’nin çalışma tarzını, yani kendi verileri olmadığını sadece devletin ya da orada bulunan baskın aktörlerin verilerini baz aldığını gösteriyor ki, bu oldukça sorunlu olabiliyor. Webb, Kürtler için Leyla Güven’den bahsedilmesinin, onun durumunun ortaya konulmasının ne kadar önemli olduğunu bildiklerini ancak bu durumun politik bir durum olduğunu savunarak, buna da raporda yer veremediklerini belirtti. Efrîn’de siviller katledildi Türk devletinin Efrîn işgali sırasında ve sonrasında işlediği savaş suçlarına da yer verilen HRW raporunda, Türk devletinin Efrîn işgali sırasında onlarca sivili öldüğü, onbinlerce insanın da yerinden edildiği belirtiliyor. Türk devletinin desteklediği ÖSO’ya ait grupların Kürtlerin evlerini, iş yerlerini yağmaladıkları, yıktıkları ve şimdiye kadar yerel kaynakların kaydettiği 86 farklı insan kaçırma, işkence ya da kaybetmenin yaşandığı belirtiliyor. Raporda ayrıca QSD’nin Eylül ayında bu yana çocukları askere almadığına yer verildi. Güney Kürdistan’da karakollar Erdoğan rejimin Kürdistan’nın dört bir yanında Kürtlere yönelik saldırıları HRW raporuna da yansıdı. HRW raporunun Irak ile ilgili bölümünde Türk devletinin Mart ayında beri 30 kilometre Irak’ın içine girdiği, Hewlêr ve Duhok başta olmak üzere karakollar kurduğu ve Mayıs, Haziran aylarında hiç bir askeri varlığın olmadığı bir yerde yaptığı hava saldırıları ile 5 sivili öldürdüğü belirtiliyor. İran, Türk devletini aratmıyor Türk devletinin Kürtlere saldırmadığı tek Kürdistan parçası olan Doğu Kürdistan’da, İran rejimi Erdoğan’ı aratmıyor. HRW raporunda geçen yıl bütün kamuoyu tepkilerine rağmen işkence altında alınan ifadeleri alınan Loghman Moradi ve Ramin Hosein Panahi’nin 8 Eylül’de idam edildikleri ve aynı gün Güney Kürdistan’ın Koya kasabasındaki İranlı Kürt partileri olan Kürdistan Demokratik Partisi-İran ve İranlı Kürtlerin Demokratik Partisi merkezlerine saldırmış ve burada 13 kişinin öldürülerek, 23 kişinin yaralandığı bilgisine yer verildi.