Kobanê savaşından bu yana, tam olarak 2014 Aralık ayından beri DAİŞ, Kürtlerin öncülük ettiği tüm hamlelerde toprak ve güç kaybetti. Irak ve Suriye rejimlerinden elde ettiği ağır silahların verdiği avantajla 2014 Eylülünden, Aralık ayının ortalarına dek Kobanê’nin büyük çoğunluğunu ele geçirebilmiş olsa da daha sonra YPG/YPJ’nin karşı saldırısıyla kan kaybetmeye başlamıştı. Bu kan kaybı bugüne kadar istikrarlı bir şekilde devam etti. 

İlkin YPG, ardından da QSD olarak yürütülen operasyonların hepsi şu ana kadar başarıyla tamamlandı. Diğer bir deyimle Kürtlerin, YPG ve QSD’nin başlayıp da bitiremediği, başarıyla sonuçlandırmadığı hiçbir hamle, askeri operasyon olmadı. Bu nedenle tümüyle kuşatmaya alınan Rakka’nın kısa süre içinde alınacağına kesin gözüyle bakılıyor. 

Kobanê’den başlamak üzere DAİŞ karşısında sergilenen direnişin bölge ve dünyadaki birçok gücün DAİŞ karşısındaki mücadelesinde ilham kaynağı olduğunu, mecburi ya da gönüllü olarak DAİŞ’e karşı savaş yürütmek zorunda bıraktığı da biliniyor. 

Özcesi DAİŞ’e karşı mücadeleyi temel stratejileri olarak belirleyen güçler Rakka’nın alınmasıyla birlikte örgüte önemli bir darbe vurulacağının ve bunun da kendileri açısından büyük bir avantaj yaratacağının farkında. Bir süredir gündemde tutulan “DAİŞ sonrası” süreç tartışmalarının hızlanmasını da bu avantajın siyasi ve toplumsal alanda kalıcılaştırma yollarının aranması olarak okumak gayet mümkün. 

Pek tabii bu yeni durum (DAİŞ’in tümden ortadan kalkmasa bile, tehdit olmaktan çıktığı gerçeklik), ülke ve güçlerin uzun vadeli stratejileriyle bağlantılı olarak yeni çatışmalara zemin yaratacaktır. Bu da yeni ittifaklar, yeni işbirlikleri ve yeni düşmanlar yaratmak anlamına geliyor. Vekaleten yürütülen savaş bizzat devletler arası savaşa evrilebilir. Süüni-Şii çatışmasının tüm bölgeyi içine çekebileceği bölgesel bir savaş da önemli risk teşkil ediyor.

Trump’ın Suudi Arabistan ziyareti, Haşdi Şabi’nin Suriye sınırına ulaşması, Idlib’e yönelmesi beklenen Suriye/Rusya’nın doğuya, Irak sınırına doğru gelişme kaydetmesi, Ürdün sınırında İngiltere/ABD destekli gruplarla DAİŞ ve Suriye ordusunun çatışmaları, TC’nin Rojava sınırlarında artan tehdit, baskı ve saldırıları, Katar’ın istenmeyen ülke olarak Arap dünyasından dışlanması, İran yanlısı Arap ülkelerinin tecride alınma çabaları, Musul ve nihayetinde Rakka operasyonu (belki de Dera Zor operasyonu) içinde bulunduğumuz karmaşık siyasi haritanın sadece öne çıkan başlıkları. 

Bu denli iç içe geçmiş bir haritada yolunu bulabilmek hak verileceği üzere oldukça zor. Mevcut haritanın yarattığı, yaratacağı durumlar/olasılıklar oldukça fazla. Bu nedenle ayrıntılardan ziyade ana hatlar üzerinde durmak, en azından elde olan kesin doğrular üzerinden politika belirlemek belki de daha faydalı olacaktır. 

Başta da belirtmeye çalıştığım üzere en net gerçek Rakka’nın DAİŞ’ten temizleneceği gerçeğidir. Hilafet başkenti olarak ilan edilen kenti kaybetmesiyle (Musul’un da aynı süreçte kurtarılması ihtimaline dayanarak) DAİŞ’in Suriye ve Irak’ta etkisiz eleman pozisyonuna gerileyeceği beklenir bir durum. 

Bu aşamadan sonra Kürtler ve Kürtlerle birlikte federasyon çizgisinde bir yönetimi benimseyen tüm halklar açısından yeni sistemin oturtulması ve inşa problemlerine yönelmek temel çalışma olacaktır. Demokratik siyasi çözüm perspektifine açık bir Suriye rejimiyle bir ilişki kurulabileceği gibi, şoven BAASçı politikaların izlenmesi durumunda sıcak çatışmaların gelişme ihtimali oldukça yükselir. Bu anlamıyla inşa probleminin yanında rejimle sıcak çatışmalar için hazırlık yapılabilir. TC’nin yoğun tehditleri göz önüne getirildiğinde güneyde DAİŞ karşısında alınan cephe ve enerji kuzey sınırına kaydırılabilir. İran ve kısmi olarak Irak hükümetlerinin Haşdi Şabi ile uygulamayı düşündükleri baskıya karşı da şüphesiz bir savunma stratejisi belirlenecektir. 

Kısacası, DAİŞ’in bitişinin ilanının yapılacağı Rakka’yı kurtararak yaşadığı bölgeleri güvenliğe almış, demokratik federatif sistemi oturtma çabasına girmiş, uluslararası alanda meşruiyetini sağlamış bir federasyon yönetimi Suriye’de gerçek bir iktidar alternatifi olarak sivrilecektir. Daha önce değişik gerekçelerle Cenevre ve Astana gibi sözde siyasi çözüm arayışlarının düzenlendiği toplantılara katılımı engellenen yönetimin karşısında kullanılacak kozlar azalmış olacaktır. Bu denli güçlü bir yönetimin siyasi çözüm tartışmalarından uzak tutulması “çözüm” niyet beyanında bulunan tüm güçlerin samimiyetini de sorgular pozisyona getirecektir. 

Rusya ve TC medyasının eliyle başlatılan DAİŞ Rakka’yı teslim edecek diyen tayfanın temel kaygılarından biri de bu.