İtalyan oyuncular Gigi Gherzi ve Fabrizio Saccomanno, Kürdistan’a hiç gitmedikleri halde Kürtlerin tarihini, dilini, kültürünü yakından tanıyan, acılarını, direnişlerini ”Olmayan Ülke” oyunuyla sahneye taşıyor.

REWŞAN DENİZ / HABER MERKEZİ

Tiyatro sanatçısı ve oyuncu Gigi Gherzi ile tiyatrocu, oyuncu ve yönetmen kimliğine sahip Fabrizio Saccomanno’nun ilk kez bir araya geldikleri ve Kürt direnişini anlatan ”Olmayan Ülke” tiyatrosu İtalya’da gösterimlerine devam ediyor. Beğeni toplayan oyun, Rojava Devrimi ve Kürt direnişini anlatıyor. Oyun hazırlanırken Kürt direnişleri tarihini de inceleyen oyuncular, Kürtlerin direniş geleneğini de yakından keşfetme imkanına kavuşmuş. İtalya’nın Napoli kenti tiyatro salonlarında gösterilen ve büyük beğeni toplayan oyun en son Milano’da önemli oyunların sahne aldığı tiyatrolardan birisi olan Tiyatro Elfo’da gösterildi. Önümüzdeki dönemde Roma ve Puglia’da da gösterilmesi planlanıyor. Fabrizio Saccomanno ”Olmayan Ülke”yi anlattı.

Hepimizin sorunu

Hem ben hem de Gigi, birçok insan gibi adaletsiz savaş koşullarında yürütülen Kürt kadınlarının mücadelesinden, bir halkın kendi kendini yönetme hakkı ve bunun için direnmesinden oldukça etkilendik. Her ne kadar Avrupa ülkeleri ve kurumları Kürdistan’ı biliyor olsalar da, unutulmuş bir ülke olduğunu biliyoruz. Akademik ya da politik çevreler Filistinliler kadar Kürtlerden de Avrupa’da bahsetmiş olsaydı, durum daha farklı olabilirdi. Ancak Kürt sorunu anlatılmasın, ne olduğu anlaşılmasın diye oldukça büyük çabalar sarfediliyor.

İki sanatçı olarak bizde hissettiğimiz sorumluluk gereği, kendi çapımızda bir şeyler yapmak ve bu durumu yansıtmak istedik. ”Olmayan Ülke” düşüncesi buradan doğdu.

Biliyorsunuz, antik Yunan tiyatrosunda da sürekli politik içerikli oyunlar sergilenirdi. Elbette tiyatro bir oyunla sorunları anlatamaz ama düşündürtmeyi, sorgulamayı, gerçekle buluşturmayı hedefler. Bu anlamda tiyatronun rolü insanı düşündürmektir. Biz de ”Kürt sorunu sadece Kürtlerin değil, tüm insanlığın sorunudur” dedik. Yani hepimizin sorunudur. Tiyatro oyunumuzu oluşturan etkenlerden biri de budur.

Kürt direnişinden etkilendik

Sahnenin başında izleyicilerimizle paylaştığımız gibi konuya ilişkin çok fazla kitap ve yazı okuduk. İtalyanca son yıllarda çıkan yayınlarda Kürtleri anlatan her türlü materyali bulmak mümkün. Marco Rovelli’nin kadın gerilla komutanı Avesta Xabur’u anlatan kitabına, Zero Calcare’nin Kobanê karikatürlerine, dostluk komitelerinin çıkardığı Kobanê Calling kitabından, Sakine Cansız’ın biyografisine, Öcalan’ın demokratik konfederalizmi anlattığı kitaplarını okuduk ve bizi çok etkiledi. Kürt gelenek ve göreneklerini anlatan hikayeler de okuduk. Birçok film izledik. 90’lı yıllarda yaşanan halk ayaklanmalarına karşı polis saldırılarının görüntülerini izledik ve bu görüntülerde kadınların korkusuzca tanklara karşı direnişini gördük. Kürt müziklerini dinledik, melodilerinin insanda yarattığı duyguları anlamlandırmaya çalıştık. Kürt kültürünü tanımaya çalıştık. Kawa destanını araştırdık. Rojava’da direnişe öncülük eden halkın yarattığı sistemi incelemeye çalıştık.

Empati kurduk

Empatisiz tiyatro olmaz. Tiyatro sanatçılarının temel alması gereken karakter empatidir. Ne kadar uzak ya da yakın olursa olsun bir topluluk ya da bir halkın yaşadıklarıyla empati kurmak önemlidir. Bazen yakınımızda çok iyi tanıdığımız insanları bile hissedemez olmuşken bu dünyada tiyatrocuların amaçlarına ulaşması için empati kurmaları önemlidir. Yoksa amacımıza ulaşamayız.

Empati, karşımızdakinin acılarının içine girebilmektir. Onun yaşadıklarını kendi acın gibi hissedebilmektir. Yani ben Kobanê çocukları sahnesinde oğlum Pietro’yu hissederim. Tüm çocuklar benim çocuğum olur o sahnede. Mesela hepimizin kafasına kazınan ve kırmızı tişörtüyle sahilde cansız bedeni bulunan Alan bebeğin Kürt olduğu o dönem daha çok vurgulanmış olsaydı, belki Kürt sorununa bakış farklı boyutlara ulaştırılabilirdi. Ama basının başka düşüncesi başka hesapları vardı.

Tiyatro aynı zamanda medyumdur

Kürt halkının yaşadıklarını komple anlatabilmek çok da kolay değil. Okudukça her şeyin ne kadar birbiriyle bağlantılı, ne kadar derin olduğunu farkediyor insan. Hakkını veremeyeceğimiz kaygısına kapılmadık değil. Özellikle de Kürt halkının gösterdiği direniş kültürüne layık bir anlatım yapamamaktan çekindik de diyebilirim.

Tiyatro aynı zamanda medyumdur. Tiyatro başka dinamikler üzerinde çalışır, sadece bilgi vermek ile sınırlı kalmaz, yüreğe değmeye çalışır. Onun için böyle bir konuda tiyatro yapmadaki amaç, bunu insanlara anlatmak, insanları bu yaşananların içine çekerek katılımlarını sağlamaktır.

Öcalan’a dikkat çekiyoruz

Mesela tiyatronun başlangıcında yıllarca tek başına İmralı’da tutulan ve dünya ile bağı kesilen Öcalan’a dikkat çekiyoruz. Tek başına 20 yıl boyunca bir yerde izole edildiğini söylemek bile izleyicide çok derin bir duygu yaratıyor. Tek bir insandan bu kadar korkan bir devleti gösteriyor aslında. Bence kültürel olarak da Öcalan’ın anlatılması gerekiyor. Daha yakından tanınması, anlaşılması için. Sadece politik olarak anlatılması yetmeyebilir. Çünkü sanat insanların daha da kalıcı bir biçimde yakınlaşmasına yardımcı olabilir.

Yeni proje Mexmûr

Mexmûr’u görmek, oralarda dolaşıp fotoğraflar çekmek isterim. Çünkü onları dinleyip, anlattıklarımın bende bir gerçeğe dönüşmesini isterim. Sıfırdan oluşturulan ve hala tehlike altında, ömürleri pahasına direndikleri bir yaşam.