Çok basit bir dil ile anlatmaya çalışacağım.

Hayat, gidenler ve kalanlar arsında özel bir romandır. Kavganın ve sevdanın içindeyseniz bir başyapıttır. 

Önemli olan kalanların bu dünyada ne istediğidir. Ya da nasıl bir gelecek yaratacağıdır. Hayat ve gelecek. Gelecek ve insan döngüsünde gerçekleşen bu hayat serüveni yaşanmalı mıdır? Cevabınız evet ise yaşamsal bir karakter olma sansınız var demektir. Bu insan karakteri, hayatın ona sunduğu bu şansı büyüterek, güzelleştirerek, özgür ve eşit bir gelecek yaratacağı için, romanına çoktan başlamış demektir. Sıra yazılmasında. Romanına adını verecekse, kendi geleceğini kendisi yaratır. Geleceğini tayin eder. Bizim hikâyemiz de işte bu; kendi geleceğimizi kendimiz yaratacağız ve yazacağız. 

Yaşaya yaşaya, göre göre, çoğala çoğala, seve seve…

Bunu bilsinler. Bilsinler ki daha çok korksunlar. 

Daha çok öfkelensinler. 

Daha çok saldırsınlar

Daha çok halt etsinler.

İste bu ölüler ve diriler dünyasında, bir avuç hayat yoksunu insancık hep öldürmeyi biliyor. 

Hep vuruyor.

Hep yıkıyor.

Hep yakıyor.

***

Ölü, ölür mü? Evet ölür! Hem de defalarca. 

Duydunuz!

Gördünüz!

Yaşadınız!

Sustunuz!

Evet! Öldürdünüz hem de defalarca öl-dür-dü-nüz!

Katilsiniz, kan kokuyorsunuz.

Sizi tanıyoruz.

Tanıyorum.

Daha çocuk yaşımda, ailemle Maraş katliamını yaşadım. 

Aralık soğuğunda sokaklar ve caddeler ceset kokuyordu. 

Onlarca aile öldürülmüş yakınlarının bedenlerini arıyordu. Ölü bedenleri bulma umudu yıllarca devam etti. 

Hala o günden beri gidip bir daha dönemeyenlerin bedenleri, korkulu rüyanız oldu.

Öldürüp Maraş mezarlığında toprağa verdiğiniz bedenlerin hala yazılı bir taşı yok.

Kurtulanlar, o günden beri gidenlerin bedenleriyle var oldu. 

Katliamlar hayatınızın bir aynasıdır. Bilesiniz.

***

Kış, kan kesmişti. 

Gözünüzü kan bürümüştü Maraş’ta.

Dün Çorum’da, Sivas’ta, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de, Gazi’de, Gezi’de…

Bugün Sur’da, Silopi’de Cizre’de, Nusaybin’de… 

Siz oradaydınız.

Bin kez öldüm.

Ölü, ölür mü? Evet ölür, hem de defalarca

Duydunuz,

Gördünüz,

Yaşadınız.

Vurulmuş bedenler gördünüz.

Parçalanmış bedenlerden utandınız.

Yakılmış bedenlerden kör oldunuz.

Geleceğiniz kül oluyor ama hala susuyorsunuz.

***

Bir avuç toprağı Kürt’e reva görmeyen bu anlayış hep varlığını sürdürmüştür.

Kimin, kimi kınadığının ya da kimin, kimi lanetlediğinin hiç mi hiç önemi yok.

Cenazelerden korkan bu korkaklar, defalarca cenazelerde insanların üzerine kurşun yağdırdılar. Öldürdükleri bedenleri, cenazelerinde yeni ölümlerle çoğaltmayı görev bildiler. 

HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın cenaze törenine katılanların üzerine kurşun yağdırdılar, ölü bedenlere yenilerini eklediler. Sonra Mardin’de, Batman’da, Hakkari’de, Van’da… Onlarca cenazeyi kana buladılar.

Kaçırdınız,

Sakladınız,

Öldürdünüz.

Hayatın adaletinden, kulun hakkından korktunuz.

20 Eylül 1992 yılında, 80 yaşındaki koca çınar, bilge insan Ape Musa’yı öldürdünüz. 

Cenazeyi sakladınız,

Kaçırdınız,

Toprağa verdiniz. 

Bir duayı, bir selamı çok gördünüz.

12 Eylül döneminde evinden alınan ve bir daha dönemeyen Cemil Kırbayır’ın anası, Berfo anamız, ömrünün 33 yılını evladının kemiklerini verirsiniz diye bekledi. 

Berfo ananın evlat acısını ve sızısını dindirmediniz.

Siz anaların yüreğine hiç dokundunuz mu?

Bir cumartesi annesinin gözünde yok oldunuz mu?

Bir barış annesinin ağıtında yaralandınız mı?

Kınamayın, elinize kına yakın.

Siz kınadıkça onlar kınadan kan yapıyor.

Siz lanetledikçe onlar seviniyor. Mutlu oluyor. Yakıyor, yıkıyor…

Acıya dokunun. Bir kerecik…

Bir anne kimliği ve inancı nedeniyle Cumhuriyet’in başkentinde defin edilemedi.

Siz Hatun Tuğluk anneye vasiyetini bile çok gördünüz.

Bir kez daha vurdunuz. 

Bir kez daha öldürdünüz.

Bilirsiniz. 

Haksızlıklar karşısında kaç kez dimdik karşınızda durdu. “Bu kadar haksızlık olmaz” dedi. “Bu kadar adaletsizlik olmaz” dedi. Yordunuz. 

Yaşlı bedeni yoruldu. 

Kalp mi dayanır? Yürek mi dayanır?

***

Siyasetin merkezinde siyasi efendiler buyurmuş.

Duymuş, görmüş, izlemiş, kınamış…

Ölü ölür mü? Evet ölür. Hem de defalarca ölür.

Hatun anneyi duydunuz, gördünüz, yaşadınız.

Bir Kürt Anası defalarca ölür.

Ölü bedeni de defalarca öldürülür.

***

O mezarlıkta, o mezar bir utanç abidesi olarak kalmalı. Mezarlığın gölgesi, siyasilerin ve kamuoyunun üzerinde olmalı.

Belki de, nefret söylemlerinin yükselen değer olmasının karşısında, Hatun ananın boş mezarı anıtsal bir duvar olmalı. 

Aynı zamanda güncel siyasetin tüm değerleri alt üst ettiği günümüzde, nefret ve kin söylemlerinin gömüleceği bir mezar olmalı.

Bir Kürt anaya reva görülen ölü bedeni, öldürme ruh hali hepimizi sarsmalı. Çok geç olmadan irkiltmeli, uyandırmalı! 

***

Çok sevdiğim şairin bir şiirini paylaşmak istiyorum;


ÖLÜM

Ölüm; ben onu çiçeklerle giderken gördüm.
Ölüm; ben onu yaşamları bilerken gördüm.
Obur doymazlıkların obur açlıklarında, 
Ölüm; ben onu, varlıkları silerken gördüm.

Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde;
Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.

Özdemir Asaf