
Okan Emektar’ın (29) hikayesi İzmir’de yaşadığı ırkçı baskılarla başlar. Lisede gördüğü şiddet ve baskılar sonucu yüzünü Kürdistan dağlarına çeviren Emektar’ın ilkokulda başlayan şiir tutkusu orada da sürer. 7 Mart Pazartesi günü İdil’de devlet güçleri tarafından katledilen Emektar’ı anlatan ağabeyi Murat Emektar, “Kardeşim bir şiir, tiyatro, sinema aşığıydı. Kato Şirka, Ömerya ve daha birçok dağ yolculuğu onun ölümsüzleşen şiirlerine tanıklık etti” dedi.
Okulda başladı haksızlığa isyanı
Ağabey Emektar, Okan’ın severek girdiği tiyatro grubundan ayrılış hikayesini, haksızlığa karşı olan isyanın ilk nüveleri gibi anlattı: “Bizim hoca bizden faydalanıyor. Biz okul olarak gidip tiyatro sergiliyoruz, bu bizi pazarlıyor bunun karşısında para kazanıyor ve bu parayı okula harcaması gerekirken harcamıyor, ben buna tepki olarak oyunlara çıkmayacağım”
Ardından lise döneminde daha fazla sorgulama ve emeğin ortaya çıktığını da ifade eden ağabey Emektar, Okan’ın ikinci isyanının kendisine hakaret eden lise öğretmeni ile başladığın aktarıyor: “Hocam ırkçılık yapıyor. Siz mi susturacaksınız, ben mi susturayım.”
Mücadeleyi seviyordu
Okan’ın tüm bu saldırı ve ırkçılık üzerine mücadeleye katıldığını dile getiren ağabey Emektar, “Okan, şiirlerinde arkadaşlarını, kahramanlığı, ihaneti ve ölüm temalarını işliyordu” diye konuştu.
Okan’ın 21 Haziran 2013’de Ömerya dağlarında kaleme aldığı Ecel şiiri şöyle:
ECEL
Eceliyle ölümün olmadığı, bir yer var bu dünyada
Tanrısızdır adeta, Azrail’in keyfine diyecek yok
Devretmiştir görevini başkalarına
İnsanlar hasret duyar olmuştur Azrail’e, ölüm Azrail’sizdir.
Ölüm ecelsizdir bu memlekette
Ölüm ya bir kılıç darbesi, ya bir top mermisi
Ya da kurşun deliğidir, insan bedeninde
Ya da çürük sarımsak, elma kokusudur ciğerlerde
Bu ülkenin meydanlarında darağaçları kurulmuştur,
Köyleri yakılmış ve taranmış kahveleri vardır.
Tek tek infaz edilmiş insanları, kundakta süngülenmiş bebekleri vardır
Ölüm haincedir, ölüm kahpecedir, ölüm hançer gibi bu memlekette
Tıpkı yaşamları gibi aşkları da ecelsizdir.
Derveş û Edulesî, Mem û Zin’esi, Ferhat û Şirin’i, Siyabend û Xece’si vardır.
Aşk ölümlüdür bu memlekette,
Sırf ölümü azaltmak için bebesini boğan analar vardır.
Yalçın kayalıklardan ölüme atlayan kızlar vardır
Kendini ateş topuna çevirip yakanı, aç olarak kendini eriteni vardır.
Ve sadece Azrail’i göreve çağırmak için, ölüme gülümseyerek koşanlar vardır.
Ölüm yiğitçedir, ölüm mertçedir, ölüm Zilan gibi bu memlekette.
Şairin dediği gibi “Celladın, Azrail’ine hasret bu memleket.”