75 gündür açlık grevinde olan Wernicke Korsakoff hastası tutsak Kemal Özelmalı, "Bu açlık grevim sonuç bulmadığından ölüm orucuna başlayacağım" dedi.
Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve “cezaevinde kalamaz” raporu olmasına rağmen serbest bırakılmayan Wernicke Korsakoff hastası Kemal Özelmalı, tahliye talebiyle 75 gündür açlık grevinde. Özelmalı’nın durumu gün geçtikçe ağırlaşıyor. Özelmalı ile 3 Aralık'ta görüşen vasisi Ramazan Ceylan, Özelmalı'nın durumunun kötü olduğunu söyledi. Ceylan, görüşmede Özelmalı'nın kendisine, “İrademi kırmaya çalışıyorlar. Bana, 'açlık grevini bırak. Biz tedavi ederiz' diyorlar. Bu açlık grevimin sonuç bulmadığından ileriki günlerde dilekçe verip ölüm orucuna başlayacağım" dediğini belirtti.
Özelmalı’nın kötü olduğuna dikkat çeken Ceylan, şunları söyledi: "Beni zor tanıdı. Aşırı derecede zayıflamış. 38 ila 40 kilo arasındaydı. Halen sağlık kurulu raporu çıkmamış. Bir kelimeyi 2 ila 3 sefer tekrarlıyordu. Kısık sesle konuşuyordu. Durumu kötü. Sedye üzerinde getirdiler ve öyle götürdüler. Kemal’in cezaevinden tabutunun çıkmasını istemiyoruz."
260 bin tutsağa 8 doktor
Türk cezaevlerinde 260 bin tutsak var ama Adalet Bakanlığı kadrosuna ait 8 doktor var. HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu, devletin hasta tutsakları 'yok edilmesi gereken insanlar' olarak gördüğünü söyledi.
HDP Kocaeli Milletvekili ve Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, tutuklu sayısı arttıkça hasta tutuklu ve hastalıkların da arttığını söyledi. Cezaevlerindeki doktor yetersizliğine işaret eden Gergerlioğlu, "Türkiye cezaevlerinde 260 bin kişi var. Ama Adalet Bakanlığı kadrosuna ait 8 doktor var. Geri kalanı Sağlık Bakanlığı'ndan taşıma suyla temin ediliyor. Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceğini bildiğimiz için Sağlık Bakanlığı'ndan temin edilen sağlık hizmetinin de ne kadar geçici ve yetersiz olduğunu anlamış oluyoruz. 471 doktordan 463'ü dışardan taşıma suyla getirilen sağlık hizmetçisi olarak alınıyor. 8'i ancak Adalet Bakanlığı kadrosuna ait. Sağlık konusunda burada çok büyük eksiklikler oluyor. Cezaevinde hem madden hem de manen daha olumsuz bir ortam var. Cezaevindeki hastaların sağlık açısından dezavantajlı olduğu da apaçık ortada" dedi.
İnsanlar ölüme terk ediliyor
Gergerlioğlu, felçli, konuşamayan insanların bile tahliye edilmesi gerekirken tutuklu kaldığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya olduklarını ifade etti. Gergerlioğlu, "Yaşlı teyzelerin, Sîsê ninelerin, yaşlı amcaların, yüzlerce insanın inim inim inleyerek, cezaevinde yattığı bir Türkiye'den bahsediyoruz. Sadece Adli Tıp Kurumu'nun verdiği raporlar onların tahliye edilmesine yetiyor. Ya sağlık açısından uzun süre sıkıntılar çekiyor ya da sağlık hakkına ulaşamadan hayatlarını kaybediyorlar. Böyle birçok vaka oldu" diye konuştu.
'Yok edilmesi gereken'
Devletin düşmanca ve cezalandırıcı bir anlayışla hasta tutuklulara yaklaştığını dile getiren Gergerlioğlu, devletin bilinçaltında "Bunların yok edilmesi gereken insanlar. İmha edilmesi gereken insanlar. Eksik sağlık hizmetinin de bir mahsuru yoktur" diye düşündüğünü vurguladı.
Hasta tutukluların hastane, doktor, prosedür ve yatış engelleriyle karşılaştığını sözlerine ekleyen Gergerlioğlu, şöyle devam etti: "Zaten kapasite üzerinde bir insan sayısı var. 50 bin fazlalık var. Mahkum koğuşu olmadığı için insanlar hastanelere gittiğinde de sağlık hizmeti alamıyor. Muayene eden doktorların ideolojik saiklerle yaklaşması da buna eklenebiliyor. Bir düşman politikası izleniyor. 'Ben onu hapsettim ve o benim düşmanımdır' politikası. Bu denli kötü muamele kesinlikle kabul edilemez."
Sîsê Ana için rapor yok
Sağlık sorunlarından dolayı hastaneye kaldırılan ve 15 gün sonra hazırlanacağı söylenmesine rağmen hala raporu hazırlanmayan hasta tutsak 85 yaşındaki Sîsê Bingöl’ün durumu kötüye gidiyor.
Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi'nde tutulan 85 yaşındaki Sîsê Bingöl, 2 Kasım'da sağlık kuruluna hem hastalığıyla ilgili son durumların tetkiki hem de cezaevinde kalmaya elverişli olup olmadığıyla ilgili rapor çıkarılmasına ilişkin Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılmıştı. 8 gün boyunca hastanede tedavi edilen Bingöl için raporun 15 gün sonra hazırlanacağı belirtilmişti. Ancak, bir ay geçmesine rağmen rapor hazırlanmadı. İnsan hakları savunucuları, Bingöl’ün durumunun her geçen gün kötüye gittiğini belirterek, serbest bırakılmasını talep etti.
Bingöl’ün avukatı Gülşen Özbek, Mersin Üniversitesi tarafından hazırlanması beklenen raporun henüz kendilerine ulaşmadığını; ulaşır ulaşmaz Bingöl'ün tahliyesi için başvuru yapacaklarını kaydetti. Özbek, heyetten bir doktorun imzasının eksik olmasından kaynaklı raporun geciktiğini söyledi.
Bingöl’ün hastalığının ilerlediği yönünde bilgiler aldıklarını söyleyen Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TUAYDER) Eşbaşkanı Ebedin Aktaş da bu yüzden hastanenin “cezaevinde kalamaz” raporu verdiğini söyledi. Bingöl’ün tedavi sürecinin insani boyutlarıyla devam etmesi gerektiğine vurgu yapan Aktaş, “Hastaneye kaldırılmasına rağmen tecrit altında yapılan tedavi doğru bir yöntem değildir, hukuksuzluktur, adaletsizliktir. 85 yaşında bir kadının ranzaya kelepçelenerek tedavi görmesi ahlaki değildir. Bir insanın etnik kimliği, siyasi düşüncesi ne olursa olsun kesinlikle hukuka uygun bir şekilde yasalardan yaralanmasını istiyoruz. Dolayısıyla, tahliye edilmesini istiyoruz” dedi.
Bingöl’ün durumunun cezaevi ortamında her geçen gün daha kötüye gittiğini kaydeden İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eşbaşkanı Hakkı Demir de “Bingöl bir an önce hastanede özgür bir şekilde tedavi edilmelidir. Ailesiyle birlikte olacak şekilde bir ortamın yaratılması için serbest bırakılması gerekiyor. Israrla cezaevinde tutulmasını insan hakları ihlalidir” ifadelerini kullandı.
Mezar tipi araçlar
Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde kalan hasta tutsak Abdullah Kalay, tek kişilik 'mezar tipi' araçlarla hastaneye sevk edildiklerini söyledi.
Kocaeli-Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde kalan Wernicke-Korsakoff hastası ve kalbinin sadece yüzde 30'u çalışan Abdullah Kalay, 6 tutsak arkadaşıyla yazdığı mektupta yaşadıklarını paylaştı.
Hasta tutsakların durumları göz önünde bulundurulmadan 'mezar tipi' olarak adlandırdığı tek kişilik araçlarla hastaneye sevk edildiğini aktaran Kalay, bunda ısrar edilmesinin hastaları 'öldürmek' anlamına geldiğini söyledi.
'Yeni cezaevlerini bekleyin'
Kalay, “Yoğun tutuklamalarla sayı arttı, yatacak yer kalmadı. Birçok insan yerde, betonda yatıyor. Adalet Bakanlığı’na yaptığımız başvurulara ‘beş yıl içerisinde yeni cezaevleri yapılacak’ cevabı veriliyor” dedi.
24 saat izleniyorlar
Kaldıkları koğuşların 'arama' adı altında sık sık basıldığını ve dağıtıldığını kaydeden Kalay, şunları dile getirdi: “İtiraz edildiğinde keyfi disiplin cezaları verilmektedir. Kullandığımız havalandırmalara takılan kameralarla yattığımız yerler dahil her taraf izleniyor. Yattığımız, yaşamımızı sürdürdüğümüz alanların 24 saat izlenmesi tacizdir.”
Mektuplardan dava
Kalay, mektuplarının kimi zaman 'sakıncalı' denilerek gönderilmediğini; mektuplardan yola çıkarak haklarında “Cumhurbaşkanı’na hakaret etmek” veya “örgüte üye olmak” gibi komik gerekçelerle disiplin cezaları verilip, mahkemelerde davalar dahi açıldığını paylaştı. Kalay, bu yargılamaların devam ettiğini kaydetti.
Yavaşlatılmış ölümleri durduralım
İHD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Nuray Çevirmen, cezaevinde kalamaz raporlarını dikkate almaya, hapishanelerde yavaşlatılmış ölümleri önlemeye çağırdı.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 223’üncü hafta da İç Anadolu Bölgesi Hapishanelerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen, hasta tutukluların sağlık haklarına erişim noktasında oldukça büyük sorunlar ile karşılaştıklarına dikkat çekerek, şöyle sıraladı:
- Kelepçeli muayene ve tedavi,
- Tek kişilik bölmeli ring araçları ile sevklerin uzun sürelere yayılması ve geciktirilmesi,
- Sağlık raporlarını talep edildiği halde hastalara verilmemesi,
- Cezaevinde kalması mümkün olmayan ağır hastalara cezaevinde kalabilir raporu verilmesi,
- Cezaevlerinde ilaç teminin geciktirilmesi,
- Temiz suya erişimde yaşanan problemler,
- Cezaevinin bulunduğu iklim koşullarına göre ısıtılmaması,
- Mahkumlara yeterli temizlik malzemesi verilmemesi ve sıcak suya erişimdeki kısıtlamalar.
Çevirmen, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Bu nedenle ilgili kurumları, somut veriler içeren raporları tekrar inceleyerek tüm cezaevlerinde gerekli olan incelemeleri hızlıca başlatmaya, koşulları düzeltmeye, cezaevinde kalamaz raporlarını dikkate almaya, hapishanelerde yavaşlatılmış ölümleri önlemeye acil olarak davet ediyoruz.”
26 yıllık hasta tutsağı bırakın
İHD İzmir Şubesi, Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Kalp hastası ağır hasta tutuklu Mahmut Aktaş durumuna dikkat çekerek, serbest bırakılmasını istedi.
İzmir Şubesi üyeleri, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla 459'uncu kez Konak ilçesindeki Başbakanlık binası önünde bir araya geldi. Bu hafta Kırıklar 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ndeki ağır hasta tutsak Mahmut Aktaş’ın durumuna dikkat çekildi.
Mahmut Aktaş, 65 yaşında. Cezaevlerinde 26 yılını doldurdu. Ağır kalp hastası ve hipertansiyon. Atar damarında 5 derece genişleme var, yoğun depresyon ilacı kullanıyor. Kalp kapakçığı ve damarlardan ameliyat olmalı ama ödenek yok, hastanelerde yoğunluk var denilerek erteleniyor.
Sincan’da kotayla su
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde üst üste yığılan sorunlara şimdi de su kotası eklendi.
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklulara, günlük 40 litre sıcak ve 120 litre soğuk su kotası uygulanıyor. Haftalık ziyarete giden aile ve avukatlara sorunlarını aktaran tutuklular, su kotası nedeniyle mağdur olduklarını ve temiz suyun zaruri ihtiyaçlarına yetmediğini dile getirdi. Avukatları aracılığıyla taleplerini ileten tutuklular, su kotasının kaldırılmasını ve temiz suya erişimin sağlanması için cezaevinde arıtma sisteminin uygulanmasını istiyor.