Rengin Kürdistan’ın havasında, "hewar” sesi…
Hewar, Kürdistan tarihinde, adanmışlığın sedasıdır. Ahir zamandan beri başkaldırının geleneksel hüznü…
Hüzün, çünkü her başkaldırı, gidişi olan ama, dönüşü şüpheli yolculuktur.
Barbara teslim olmayan Kürdistan’ın tarihi, böyle yazıldı bir bakıma. Onur yolculuğuna çıkan kimileri geri döndü, ama  kimilerinin mezarı, yüreklerde kazıldı..
O yüzden, kadim Kürdistan’dan bugüne, başkaldırıların geleneksel çağrısı olan "hewar" geride kalanların ağıtlarında, billurvanların nağmeleri, dervişlerin "def"lerinde hüzün sesidir.
Ancak, bu hüzün yenilginin dayanılmaz acılar veren, içinde hayıflanma, pişmanlık da barındıran ruhun seğiren damarı değildir. Ülkeye adanmışlığın verdiği coşkunun duygu taşmasıdır, bu. Kendi hayatına karşılık, gelecekte azıv (genç) kızların, delikanlıların Kürdistan çiçekli kırlarında özgürce koşup, dört nala at sürdüklerini hayal etme duygusunun ruha serptiği ılıman bulutların damla dökmesidir…
Rengin Kürdistan’da bir kere daha genel seferberliğin hewar sesi!..
Ne diyebilir, ne yazabilirim ki…
Kürdistan’ın 700 evladı, barbarın insanlığa karşı işlediği suçu ırkçı dayatmayı ve en önemlisi kan sıvalı yüzünü, vicdanların evrensel tarihine resmetmek için, açlık grevinde baygın yatıyordu.
Açlıkta ikinci ay bitmek üzereydi. Havada ölüm sesi, Kürdistan ve barbardan kaçarken dünyanın dört bir yanına savrulmuş Kürdistanlıların yüreğindeki öfkenin titreşimlerinde hüzün…
Siz bu satırları okurken, Avrupa'daki Kürtler, dil yasağı suçunu, çağımıza da taşıyan barbara, Brüksel’de topluca "Êdî bes e" diyordu.
Gidemedim, ben.
Brüksel, Avrupa medeniyetinin başkenti, kalbi!..
Avrupa medeniyeti, dünlerde gaddarlığın adıydı. Dünyanın beş kıtasındaki insan ter ile kanını kazanç olarak ana yurduna taşıyıp, onunla, övündüğü kültürün, bilim ve sanatın alt yapısını döşüyor, görkemli katedralleri inşa ediyorlardı. 
Dünün sömürge imparatorlukları, bugün tacir, sanayici…
Eski işlerini alış-veriş üzre yürütüyor, insan kan döken, dil kesen, soykırım yapanları kullanıyor, kullanma karşılığında "sen insansın" diyerek sarılıyor, hem de suçlarına kol, kanat geriyor, ayrıca mal satıp para kazanıyorlar.
Barbarların başı, onlardan aldığı destekle insanlığımızı kanatıyor, sonra başkentlerini dolaşıp, açlık grevinde olan Kürtlerin sayısını "tek kişi" olarak açıklıyor, onları alkışa durdurtarak, yalanına ortak ediyordu.
Bu nasıl medeniyet, kimin hizmetinde adalet demeyeceğim. Neyin ne olduğu belli. Kürtlerin, barbara destek verenlerden bir beklentileri yok.
Onlar ayıplarıyla başbaşa kalsın, iki ayı tamamlamak üzere olan açlık grevlerinde ölümlerin baş göstermesi halinde, bunun bir karşılığı olacaktır. Kürdistan, ölüm sesine kulağını tıkamayacak, betonların gerisinden taşınan cenazelere gözünü kapatmayacak, sessiz kalmayacaktır. Kürdistan bilinci ve örgütlü gücüyle bunun hesabını soracaktır.
Hewar sesinin etkilerini, 30 Ekim’de gördük. Kürdistan, baştan başa ayaklanmadaydı. Hayat durmuştu.
Kürdistan birlik ruhu ve gücüydü, bu. Herkes gördüğü bu gücün harekete geçmesi halinde, çıkacak olayların sorumlusu TC, suçlusu ise onun başı Recep Erdoğan'dır. 
Günün birinde gün dönüp, devran değiştiğinde mutlaka hesabını verecektir.
Onu bu gün destekliyormuş gibi yapanlara güvenmesi, kısa aklına uygun, ama entrikaların evrensel tarihinde geçersizdir. İsterse dönüp, Enver Sedat'ın, Mübarek’in, Saddam’ın sonuna baksın. Ölecek yer de bulamayan İran Şah'ının akıbetine…
Recep Erdoğan yalanlarıyla, Kürdistan'da işlediği insanlık suçlarının hesabını vermekten kurtulamayacaktır. Kürtler tek başına da kalsa…