
Kürdistan 17 Mart 1639 yılında Kars-ı Şirin Antlaşması ile Türkiye ve İran arasında parçalanırken, insanlar da birbirinden koparıldı. Yaşam alanlarına bakılmazsızın çizilen sınıra rağmen yaşamın doğasına uyan insanlar ise her iki devletin güçleri tarafından katledilmeye devam ediliyor. Van'ın Özalp ilçesinin İran sınırında bulunan Bakışık (Avzerk) ve Yukarı Turgutlu (Ağruk) köylerinde yaşayan yurttaşların hayatı silahların gölgesinde geçiyor. 70 haneli Bakışık'ta, şimdiye kadar 7 kişi askerlerin ateş etmesi sonucu yaşamını yitirirken, 100 haneli Yukarı Turgutlu köyünde ise 10 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi ise yaralandı. Açılan her kapıda yakınını kaybeden yurttaşlara rastlanılan köyde, açılan davalara takipsizlik kararı verilmesi, insan hayatına verilen değeri gözler önüne koyuyor. İHD'nin verilerine göre, 2003-2014 yılları arasında Van-İran sınırında sınır ticareti yaparken askerler tarafından vurularak katledilen yurttaşların sayısı 120'den fazlayken, katledilen yurttaşların faillerinin yargılanmasına dönük herhangi bir soruşturmanın dahi açılmaması dikkat çekiyor. Ölenlerin ardında kalanlar ise yaşanan yoksulluk içerisinde kaderlerine terk ediliyor.
En küçüğü bir yaşında 4 çocuk
4 Nisan 2009 yılında, Türk ve İran askerlerine at başı para vererek İran'dan mazot getirmek için sınırı geçtiği sırada öldürülen Şahabettin Karalıoğlu, ardında en küçüğü bir yaşında olan 4 çocuk bıraktı. Karalıoğlu'nun ölümünden sonra eşine ve çocuklarına kendilerinin baktığını söyleyen Karalıoğlu'nun kardeşi Balabey Karalıoğlu, "İran devleti kardeşimi öldürdü. Açılan davada olay yerinde yapılan keşif işlemlerine katılmamıza izin vermediler. Mülakat olduğu zaman savcı ile görüşmek istedim ama ona bile izin vermediler. Üstünü örtüp soruşturmaya yer olmadığına karar verdiler. Bu kadar ucuz işte" diye konuştu.
Bir lokma ekmek için
26 Haziran 2010 tarihinde ise 3 çocuk babası İslam Kesici, Türk askeri tarafından sınıra 2 kilometre kala taranarak katledildi. Tek gözlü çamurdan yapılmış evde yaşayan Leyla Kesici, eşi sınır ticaretine gittiği sırada hamile olduğunu söyleyerek, "Eşim en küçük kızını göremeden öldürüldü. Çocuklarımın ekmek parası için gittiği sınırda, cesedini omuzlayıp getirdik. Babasını görmeyen kızımın ismini Kader koydum. Bir lokma ekmek için dökülen kanlara lanet olsun" dedi.
Eşinin, vurulduktan sonra yerde saatlerce kanlar içinde bekletildiğini dile getiren Kesici, o zaman yaşadıklarını şöyle dile getirdi: "Çığlıklarla sınıra gittik. Ama askerler bizi taradı. İnsafsızlar kanlar içinde saatlerce beklettiler. Bize unutulmaz acılar ve çocuklarımı babası bıraktılar."
Kesici'nin babası Osman Kesici ise "Türk askeri öldürdü, cesedini bile yerden kaldırmadı. Erken müdahale edilseydi kurtulurdu. Askerlere yalvarmamıza rağmen oğlumun yanına gitmemize izin vermediler. Doktorlar da oğlumun kan kaybında öldürdüğünü belirttiler" dedi.
'Acımızın dili yok!'
Kesici, oğlunu öldüren Türk askerleri hakkında dava açtığını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin askeri mahkemede görülen davayı keşif yapmadan takipsizlik kararı vererek kapattığını söyledi. Oğlunu öldürenlerin cezalandırılmasını isteyen Kesici, şunları ekledi: "Bu yaşadıklarımızı vicdanlar kabul ediyorsa ben de göz yumacağım. Acımızın dili yok. 4 yıldır oğlumun yetimlerinin gözlerinde gördüğüm acıya bakmaya dayanamıyorum."
Şans eseri ölmedi
Geçen sene sınıra 4 kilometre uzaklıkta Türk askerinin açtığı ateş sonucu göğsünden vurularak yaralanan Halis Akın ise "Kendi bahçemde koyunlarımı otlatırken Türk askeri tarafından tarandım. Köy sakinlerinden olduğumu bildikleri halde rastgele ateş açtılar. Şans eseri atılan kurşunlar çocuklarıma isabet etmedi. Çocuklarımın köylülere haber verilmesiyle ölümden kurtuldum" dedi.
Yaşadıkları sıkıntılara dikkat çeken Akın, şöyle konuştu: "Bize hayatı zindan etmişler. Kendi topraklarımızı ekip biçemiyoruz. Her an ölümle burun buruna yaşıyoruz. Devlet hayvancılık ve tarımı bitirdi. Gençler de mecbur sınır ticareti yapıyor. Yapılan sınır ticaretinde asker bir sürü para kazanıyor. Köylülerden katır başına para almasına rağmen kendi aralarında anlaşamayınca bizi silahla tarıyorlar. Hem canımızdan oluyoruz hem de malımızdan."
HÜLYA EMEÇ/DİHA/VAN