Ey gecenin parlayan son yıldızı!
Beklemen boşuna
gelmeyecek O yanına!
Kaldır at gecenin kara örtüsünü
yolunun üstünden
ve çekil kenara
zira
ilk adımından beri
yürüyüşü O'nun
güneşeydi
hep güneşe!..*
Kendi yaralarını her daim kendisi saran Dersim'in ücra bir mezrasında, sırtını kadim bir dağa yaslamış eski bir evde doğduğunda hemen bir ismi olmadı. O zamanlar doğan her çocuğun hemencecik bir ismi olmuyordu. Sessiz sedasız bir bebekti, hiç sesi çıkmıyordu. Kimseyi işinden gücünden alıkoymayan, özel bir ilgi beklemeyen ve henüz bir ismi olmayan bu bebekten zamanla uslu, akıllı anlamına gelen “Baqil” diye bahsetmeye başladılar. Bu lakap bir zaman sonra “Baqli” şeklini aldı ve okula başlama yaşı gelip de bir “kimlik” edinmesi gerektiğinde, ismi kayıtlara kendiliğinden “Baki” olarak geçti. Baki; “sürekliliği olan, ölümsüz, kalıcı” yani… Soyadı ise Kahraman'dı. İsmi soyadıyla buluştuğunda tam da O'nu anlatıyordu: Ölümsüz bir yiğit, ölümsüz bir kahraman...
Sekiz kardeşin sondan üçüncüsüydü. Uzun boyu, hemen yanıbaşında coşkuyla akan Pêri Suyu'ndan aldığı yeşil-mavi gözleri ve yüreğinin derinliğinden yansıyan o tanıdık sükutu ile ailesinin gözbebeğiydi. Annesi, her şeye çok hakim, otoriter ve bilge bir kadındı. Dağ taş geziyor, topladığı otlardan, çiçeklerden çeşit çeşit ve rengârenk ilaçlar, merhemler yapıyor, bunları çevre köylerden yakındaki kaplıcaya gelip giderken evine uğrayan insanlara hediye ediyordu. Kendisinden öncekilerden miras aldığı acıları, bu Kürt kadınını bir hekim yapmıştı.
Köyü Goman, ismini köyü oluşturan ve birbirinden epey uzak üç ayrı “gom”dan alıyordu. Onun doğduğu mezrada sadece bir kaç ev olduğundan adına “Gomik” denmişti. Gomik'e en yakın mezra ise bağrından tarihe adını yazdıracak kahramanlar doğurmaya hazırlanan Teman'dı. O Teman ki, sonradan onları büyük bir acı, onur ve gururla yeniden kucaklayacak, bağrına basacak ve Goman Köyü artık “Mazlumların Diyarı” olarak anılacaktı.
Her Dersimli gibi Baki de okumaya, yazmaya meraklıydı. İlkokulu Goman'da, ortaokul ve liseyi Dep’te (Karakoçan) okudu. Ancak mevcut eğitim sisteminin onu törpülemesine hiç bir şekilde izin vermemiş, kendi kendisini örgütleyerek bilemiş. Kimlik kazanma ve iradeleşme mücadelesinin ne denli önemli olduğunu çok iyi kavramıştı. Birlikte büyüdüğü, beraber koyun-keçi güttüğü, Pêri Suyu'nda birlikte yüzdüğü çocukluk arkadaşları Mazlum ve Delil Doğan'ı devrim yolculuğunda da yalnız bırakmamıştı. Liseyi bitirdiği dönemde çocukluğundan kalma sessizliği artık keskin bir bilince evrilmiş, görünürdeki suskunluğu devam etse de yeteneklerini konuşturan bir devrimci olmuştu. Gittiği her yerde güleryüzlülüğü, sempatikliği, yardımseverliği ve devrimci duruşuyla kabul görüyor, kitleler tarafından çok seviliyordu.
“Bir oğul büyütmelisin, / kavgada yiğit olmalı” der devrimci olduğu kadar içinde cinsiyetçi bir söylem de barındıran bir marş. Biline ki, sadece oğullar değil, kızlar da büyüdü / büyütüldü bu kavgada birbirinden yiğit. Ve Baki'nin arkasında onun özgürlük mücadelesine yüreğini katan dağ gibi annesi varken her zaman yanında yürüyen ve yürüyüşünden asla taviz vermeyen bir de kız kardeşi vardı, adı Rahime Kahraman, bu gün Cîzira Botan'ın bağrında yatan Dersim'in Özgürlük Çiçeği… Aralarında bir veya iki yaş vardı. Kavgaya aynı zamanda katılmışlardı.
Baki Kahraman, 7 Ağustos 1981 günü Karakoçan'a bağlı Beydere Köyü yakınlarında yapılan genel bir operasyonda altı arkadaşıyla birlikte çembere alındı. Sergilediği kararlı direniş sonrasında tıpkı isminin anlamındaki gibi ölümsüzleşirken, attığı sloganlar kurtulan arkadaşlarının kulaklarında çınlıyor ve O, adını tarihe altın harflerle yazdırıyordu.
İnanç dolu bir yüreğin sergilediği güçlü direniş karşısında cenazesine yaklaşma cesareti gösteremeyenler, öldüğünden emin olmak için halktan insanları cenazenin üstüne gönderdi. Sonuç kendilerine bildirildiğinde ise cansız bedenine yaklaşıp O'nu kurşun yağmuruna tuttular. Kurşunlanmış naaşı halka göstererek gözdağı vermek istiyorlardı. Ancak sonuç tam tersi oldu, halk yapılan vahşeti lanetleyerek bu büyük devrimciyi ve mücadelesini sahiplendi. Bu sahiplenme karşısında ne yapacağını bilemeyenler, cenazesinin doğduğu köye getirilmesine müsaade etmeyerek, Alevi geleneklerine göre gömülmesini de engelledi.
Baki Kahraman, Karakoçan Merkez'de silahların gölgesinde kefensiz, törensiz gömüldü. Ondan geriye miras olarak ailesine siyah beyaz bir kaç fotoğraf, delik deşik olmuş kanlı bir gömlek ve günden güne büyüyen onurlu bir mücadele kaldı.
Saygıyla, minnetle, özlemle anıyoruz.
* Şiir: Eylem Kahraman