Olgunlukla hareket ettiklerini, hala sınırlı bir savaşı yürüttüklerini belirten Murat Karayılan, “Doğru, şimdi Türk devletiyle Kürt halkının bir savaşı vardır. Devlet Kürt halkını güçsüz düşürmek ve teslim almak istiyor; Kürt halkı da doğal haklarını istiyor. Savaş, bunun savaşıdır. Biz bu savaşı yürütürken, insan hakları kurallarına, uluslararası savaş yasalarına dikkat etmek durumundayız” diyen Karayılan, Kürt kanına bulaşan devlet güçlerine yönelik eylemlerin de bu çerçevenin içinde olduğunu söyledi. Türkiye halkına, savaşın neden başladığını sorgulamasını salık veren Karayılan, Kürtlerin de kendilerine yönelik seferberliğe karşı tetikte olmasını istedi. Karayılan, kendilerinin mücadele ettiğini, bunu bilen devletin Öcalan’a yönelmesinin ateşle oynamak olduğunu vurgulayarak, bir kez daha hem on yıllarca sürecek bir boğazlaşma hem de karar mekanizmasındakilerin de hayatına mal olacak çılgınlığı düşünme konusunda uyardı.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın ANF’nin sorularını yanıtladı. ANF’de yayınlanan geniş ve kapsamlı söyleşinin bazı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz:

Elbette PKK karşı durur

Türkiye halkları şunu bilmeli: PKK savaş yanlısı olmadı; şu anda da değildir. Ama sen bir halkın halk olmaktan kaynaklı bütün doğal haklarını yok sayarsan ve bunu şiddet temelinde ortadan kaldırmaya yönelirsen elbette ki PKK de buna karşı duracaktır. 

İster Beşiktaş’taki eylem olsun; ister daha önceki çatışmalar ve her iki tarafın yaşadığı kayıplar olsun; yine en son Kayseri Komando Tugayı’na dönük yapılmış olan henüz kimsenin üslenmediği ancak TAK’ın yaptığı sanılan eylemler olsun; bunların sorumlusu biz değiliz. Bunların sorumlusu bu savaşı başlatan anlayıştır. İktidarları uğruna kan dökmeyi tercih edenler sorumludur. Bu da AKP yönetimidir.

Bu polisler masum mu?

Normal-demokratik ülkelerde polis ve askerler vatandaşın güvenliğini sağlamak, genel asayiş, trafik ve toplumun huzurunu korumakla görevlendirilmiş kişilerdir. Ancak bunlar, bu askerleri ve polisleri adam öldürmek için o kadar şartlandırmışlar ki, insanlarına kanına girmişler. Örneğin İstanbul’da 15 yaşındaki Berkin Elvan’ı, Ethem Sarısülük’ü bu polisler öldürmedi mi; genç bir kadın olan Dilek Doğan’ı evinin içinde vuran yine bu polisler değil miydi? Bunlar her gün orada burada insanları coplayan, biber gazı sıkan, öldüren, topluma şiddet uygulayan zulüm güçleridir. Kısacası bunlar masum çocuk değil, birer savaş gücüdür. Buna karşı sürekli hedef haline getirilen ve öldürülen taraf bir eylem yapmışsa, işleyen savaşın yasası olarak görülmelidir.

Kayseri Tugayı katiler sürüsü

Yine bu Kayseri Komando Tugayı Kürdistan’daki katliamların büyük çoğunluğunu gerçekleştiren tugaydır. Bunu zaten Türk basını da söylüyor. Yani binlerce köyü yakıp yıkan, şehirleri yerle bir eden, şurada burada insanları sorgusuz infaz eden, tüm Kürdistan’da terör estiren, bulunduğu şehir olan Kayseri’de huzuru sağlamak adına Hakkari’de Cizre’de Kürt halkına işkence eden güçler değil mi bunlar! Geçtiğimiz dönemlerde sosyal medyaya bir görüntü düştü. Yakaladıkları iki genç kadın gerillayı canlı canlı kurşuna dizerek uçurumdan atan askerler Kayseri Komando Tugayı’na bağlı olan askerlerdir. Bu güce karşı bir Kürt genci fedai eylem yapıyorsa buna kim ne diyebilir! Daha bir ay önce eli Kürt kanında olan ve Kürdistan’da katliamların altına imza atan bu katliam tugayına karşı yapılan eylemi kınayan ve bu güçlere sahip çıkan bir takım Avrupa devletleri ve benzeri güçler, acaba bunların Kürdistan’da yaptığı katliamlara da sahip çıkıyorlar mı? Bu tür katliam tugayları Kürdistan’da terör estirirken bu güçler neredeydi ve niye seslerini çıkarmadılar! Görülmesi gereken şey şudur: Kürdistan’da bir savaş var, taraflar var; herkes buna göre yaklaşmak zorundadır. Eğer terörden bahsedilecekse, devletin Kürdistan’da uyguladığı, binlerce insanın katledildiği ve şehirlerin yıkıldığı devlet terörü vardır. Örneğin bugün Halep’te gerçekten bir insanlık dramı yaşanıyor ama biz Halep’te Cizre’deki gibi yaralı insanların üzerine benzin dökülerek diri diri yakılması tablosuna rastlamadık. Gerçek bu kadar çarpıcıdır.

Sürecin bu noktaya gelmesini biz istemedik. Türkiye kamuoyu ve gerçekten Türkiye’yi seven insanlar önce şunu sormalı: Niye bu noktaya geldik? Niye o süreç bozuldu?

Kürtlere karşı seferberlik

Kürt halkını topyekun hedefleyen, her gün savaş naraları atan, “artık acımasız olacağız, canlarını yakacağız, yok edeceğiz, ortadan kaldıracağız” diyen devlet yetkililerinin açıklamaları vardır. Kürt gençleri öldürüldüğünde alkış tutan, sevinç çığlıkları atan ölüm seviciler vardır. Erdoğan bu çağrılarla da sınırlı kalmayıp en son “milli seferberlik ilan ediyorum” dedi. Bu seferberliğin hedef tahtasına Kürtler oturtuluyor. Dikkat edin seferberlik ilanından sonra HDP’nin bürolarına çeşitli ırkçı gruplar tarafından yapılan saldırılar vardır. Bunlar Erdoğan’ın yönlendirmesidir. Ne yapmak istiyorlar? Kürt toplumunu sindirmek istiyorlar. Şimdi bunlar bir yandan zaman zaman açıklama yapıp, “tahrike gelmeyin, PKK Türk-Kürt savaşı çıkartmak istiyor” yalanını söyleyip böyle tutumlar sergiliyorlar; öte yandan da alttan tahrik ediyorlar, “gidin, yönelin” diyorlar. Ve polis bunlara karışmıyor. Şimdi Amed’de veya Batman’da kalabalık bir grup gidip AKP binasını taşlasa ve yağmalayıp yaksa, polis oradakilerin kimliğini açığa çıkarmaz mı? Hepsini kameralardan tespit edip de sonradan yakalamaz mı? Tabii ki yakalar. Peki neden HDP binalarını basan o güruhları yakalamıyor? Çünkü zaten kendisi teşvik ediyor. Bu yüzden karışmıyor.

Türk devlet geleneğidir

Bu esas olarak Türk devletinin geleneksel bir yöntemidir. Daha önce bunu Ermenilere ve Rumlara yaptılar; şimdi de Kürtlere yapıyorlar. Bu alçakça bir durumdur. Güçlü olduğun yerde gücünle yetinmeyip tüm imkanlarını güçsüz insanlara yöneltmenin hiçbir ahlaki ve insani yanı yoktur. Bu korkakların işidir. Şimdi Kırşehir’de, Kayseri’de ve Türkiye’nin daha bir çok şehrinde bir kesim aydın, demokrat ve Kürt olan insan var. Zor bela orada tutunmuş, kendilerine bir parti bürosu açmışlar. Orada bir güruh çıkıyor; Erdoğan’dan feyz alarak rahatça girip her tarafı yakıp yıkıp çıkıyor. Tabii bunlar yönlendirmeyle yapılan şeylerdir. 

Halkımız bu tür yönelimlere karşı kendisini korumalıdır. Hiçbir yerde korumasız kalmamalıdır. Çünkü belli olmaz; bunlar tarihte görüldüğü gibi daha kapsamlı katliamları da planlayabilirler. Amaçları toplumumuzu sindirmek olduğuna göre akla gelen veya gelmeyen her şeyi yapabilirler. Bunun için tedbirli olmakta ve halkımızın her yerde kendi arasında örgütlenip kendisini savunmasında fayda vardır.

HDP direnişi desteklemedi

Derneklerin, HDP milletvekillerinin, belediye eşbaşkanlarının ne gibi bir suçu var? Yaptıkları konuşmaları gerekçe gösteriyorlar. “Suç işledin, teröre destek sundun, hendek savaşına katıldın” gibi iddialarla tutukluyorlar. Oysa gerçek bunun tersidir.

HDP’li yöneticilerin, yine çeşitli Kürt kurum yöneticilerinin bir günahı varsa “Hendek Savaşı” dedikleri, gençlerin yürüttüğü öz savunma direnişine katılmamalarıdır. Çünkü sadece katılmamakla kalmadılar, aynı zamanda bu gelişen direniş sürecine dair toplumda tereddüde neden oldular. Bir biçimde yaşadıkları tereddüt ve kendilerini geriye çekme durumu karşısında Demokratik Özerklik/Öz Yönetim şiarıyla direnen gençliği yalnız bırakmış oldular. Gerçek budur. Eğer HDP’liler gençliğin yürüttüğü ve HDP’nin de programında olan Demokratik Özerklik direnişlerine yeteri kadar destek vermiş olsalardı, bugün durum böyle değil, daha farklı olabilirdi. Ama HDP’liler buna destek vermedi; tereddütlü bir duruş sergiledi; bu durum topluma yayıldı; toplumda bir kuşku ve esneme gelişti; böylece o direnen gençler tek başına direnişi sürdürmek zorunda kaldı. Mehmet Tunç gibi halkın sinesinden çıkmış yerel, gerçek halk önderleri, üç sefer son vasiyetini ekranlar karşısında söylemesine rağmen herhangi ciddi bir sahiplenme durumu, o katliamın önüne geçme tutumu gelişmedi. Eleştirilecek nokta budur. 

Ama şimdi Türk devleti onları suçluyor. Fakat direnişçiler de onları suçluyor. Direnişçilerin yazdığı günlükler var. AKP rejimi gerçekleri çarpıtarak HDP’lileri tutuklama gerekçesi oluşturmak istiyor. Halbuki bu direnişlerin genelleşmemesini sağlayan HDP’nin tutumudur. Gerçek budur. Ne oldu; tıpkı o Hitler dönemindeki Alman papaz gibi, tutuklanmalar seyredildi seyredildi, en son eşbaşkanların tutuklanmasına sıra geldi. Mesele budur. 

Ben burada bir gerçeği izah etmek için bunları ifade ediyorum ve sadece HDP ve DBP’lileri eleştirmiyorum. Toplumsal alanla ilgili olan tüm kurumların ve kadroların bunda sorumluluğu vardır. 

Öcalan’ın durumu, konumu

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, AKP ve MHP’nin ortaklaşa bir biçimde Kürt Halk Önderi Öcalan’ın imhasını hedefleyen bir proje üzerine çalıştığını belirtti. Bu konuda Hareketimize ulaşmış bazı bilgiler vardır. AKP ile MHP’nin, hatta Kürt kökenli bazı ihanetçilerin Öner Apo’nun imha edilmesi üzerine tartıştıkları ve Önderlik imha edildikten sonra Kürt halkının tepkisinin ne olacağı yönünde araştırma yaptıkları hakkında bilgi almış bulunuyoruz. Zübeyir Aydar arkadaşın AP Toplantısı’nda yaptığı açıklama bu bilgiye dayanıyor. Bunu ciddiye almak gerekiyor ve bu nedenle Hareketimizin yönetimi uyarıcı ve çeşitli çevreleri göreve çağıran önemli bir açıklama yaptı.

Bu biçimde yaklaşmak, ateşle oynamaktır. Önder Apo’ya yönelmek ve onu hedeflemek, Türkiye demokratik geleceğini, birliğini ve Kürt halkının varlığını hedeflemektir.

Şu anda savaşın gelişen ve yaygınlaşan bütün gerçeğine rağmen hala da insanların aklının bir köşesinde, “eğer günün birinde Türkiye’de bir arada yaşama, demokrasi ve ortaklaşma içinde barış” gibi konular var ise bunun tek kaynağı Önder Apo’dur. Bu yüzden böyle bir yönelimi düşünmek çılgınlık, çılgınlık olduğu kadar ateşe körükle gitmek ve felaketi tüm Türkiye’ye getirmek anlamına gelir.

Biz bir mücadele örgütüyüz. Ama Önder Apo 4 yıldan beri Türkiye’nin birliği çerçevesinde demokratik çözüm ve barış için mücadele yürütüyor. Önder Apo birlik, eşitlik ve barış tarafındadır. Kalkıp bizi onunla karıştırmamak lazım. Bir mücadele varsa, bu bizim kararımızla ve bizim sorumluluğumuz altında yürütülen bir mücadeledir. Dolayısıyla yanlış kapı çalmak hiç kimseye bir şey kazandırmaz.

Önder Apo’nun toplumsal karşılığı PKK’ninkinden daha geniş bir yörüngeye oturmaktadır. 

Öcalan’a fiziki yönelim

Kürt Halk Önderi’ne dönük fiziki bir yönelimin tartışılması bile başlı başına bir mücadele gerekçesi oluyor. Konuşulmasını bile hazmedemeyiz. Tüm gücümüzle buna karşı mücadele edeceğiz.

Ancak özel olarak belirtebileceğim bir şey; böyle bir yönelim söz konusu olursa toplumumuzda kopuş ruhu temelinde yılları alacak büyük bir kalkışın gelişmesi yanında, böylesi durumlar için örgütlenmiş olan Ölümsüzler Taburu da devreye girecektir. Ölümsüzler Taburu, bir nevi uyuyan hücreler durumunda, sürekli bir biçimde devrede olan fedai güçlerdir. Aslında ‘fedailerin de fedaisi’ diyebileceğimiz, daha üst düzeyde yoğunlaşması olan güçlerdir. Bu taburun konsepti, “Önder Apo’ya yönelim kararına dahil olmuş olan tüm liderleri ve siyasetçileri yok etmek, ortadan kaldırmaktır.” 

Hiç kimse, ‘yapamazlar’ demesin. Meydanda konuşan ya da konvoyda yol giden bir lidere 4 fedai aynı anda saldırırsa, sonuç almaz mı?!

Tabii ki biz işi bu noktaya getirmek durumunda değiliz. Biz bunları aslında ne konuşmak, ne de düşünmek istiyoruz. Ama yedekte böyle bir durumun, bir emniyet supabının olduğunu da herkese hatırlatmak durumundayız. Bu bir tehdit değil, bir gerçeğin ifade edilmesidir. Kaldı ki Türk devletinin Önder Apo’ya bu tarz bir yönelimiyle bu fedailer yüz katına fırlar. Yani şimdi sayısı binse, o zaman 100 bin olur. Kısaca biz, “bunu düşünmek ateşle oynamaktır” derken işi abartmadığımız gibi, sağı solu da tehdit etmiyoruz. Sakın sakın kimse böyle düşünmesin. Siz bir halkın stratejik geleceğini mahvetmekten bahsediyorsanız, bu halkın temsilcileri olarak bizler de gerçekleri bu biçimde açık ve net izah etmek zorundayız. Buna rağmen sen her şeyi göze alarak yapmaya kalkışırsan, bunun götürüsünün ne olacağını da düşünmen lazım.

Kısaca bu konuda herkesi gerçekçi olmaya davet ediyoruz. Öyle hamasetle, onu bunu tahrik ederek siyaset yapmak veya sonuç alacağını sanmak gaflettir.

Olgunlukla hareket ediyoruz

Öyle toy bir Hareket değiliz, olgunlukla hareket ediyoruz. Hala sınırlı bir savaşı yürütmek durumundayız. Doğru, şimdi Türk devletiyle Kürt halkının bir savaşı vardır. Devlet Kürt halkını güçsüz düşürmek ve teslim almak istiyor; Kürt halkı da doğal haklarını istiyor. Savaş, bunun savaşıdır. Biz bu savaşı yürütürken, insan hakları kurallarına, uluslararası savaş yasalarına dikkat etmek durumundayız. Tabii gelecekte Türk halkıyla birlikte kardeşçe ve bir arada yaşamak istiyorsak, tümden yok edici bir yönelimi önümüze koyamayız ve savaşı belli bir düzeyde tutmalıyız. Aynı zamanda bugün, Türkiyeli olup da ortaklaştığımız, aynı cephede mücadele ettiğimiz çok değerli sosyalist, demokrasi yanlısı örgütler ve çevreler vardır. Biz Türkiye’de faşizmi tırmandıran AKP-MHP iktidarına karşı sistemden dışlanan tüm kesimlerle ittifak arayışı içerisindeyiz. Bu açıdan bizim Türkiye’nin bekasına yönelme, Türk değer yargılarını ayaklar altına alma, Türk düşmanlarıyla birlikte olma gibi bir durumumuz söz konusu olamaz. Tersine, biz Türkiye’nin özgür geleceğini kurtarma mücadelesi içerisindeyiz. Biz Türkiye’deki emekçi sınıfların, ezilen kesimlerin ve inançların mücadelesini veren bir hareketiz.

PKK’yi bitirme hayalleri

“PKK’yi ortadan kaldıracağız; ondan sonra Kürtlerle barış yapacağız” diyorlar. Sen bu davanın sahiplerini ortadan kaldırırsan, kiminle barış yapacaksın? Bakın; Saddam ne yaptı? Saddam Kürtleri yok etme projeleri uyguladı; pêşmergeyi dışlayarak hatta Cezayir Antlaşması’yla Kürt hareketine büyük bir darbe vurulmasına yol açarak, işbirlikçi-hain Kürtlerle bir Kürt özerkliği kurdu. O tuttu mu? Hayır. Şimdi hiç kimse 1970-80’lerde Irak’ta bir Kürt özerkliği olduğundan bahsediyor mu? Hayır. Çünkü sahteydi. Şimdi sen davanın sahiplerini, bu davaya başını koymuş insanları, evlatlarını vermiş aileleri, aşiretleri bir tarafa atacaksın ve diğer yandan öteden beri kendi soyuna sahip çıkmamış, düşmanlık yapmış, toplumda beş para etmez bazı hainlerle ‘çözüm geliştireceğim’ diyeceksin. Böyle çözüm mü olur? Dünyanın neresinde böyle bir çözüm tutmuş ki, senin ki de tutacak! Kaldı ki bugün Kürt toplumu, Kürdistan toplumu böyle sahte projelere kanacak bir toplum değildir.

Yakından izliyoruz

Burada ismini zikretmek istemediğim, ruhunu satmış, toplumda hiçbir değeri olmayan, ona buna uşaklık etmeyle bir yerlere kapak atmış bazı ajan Kürt kişilikleri Kürdistan’ın değişik yerlerinde dolaşıp, PKK’nin tasfiyesinden sonra 380 kişilik meclis kuracaklarını, AKP’nin bu meclisle çözümü geliştireceğini iddia ediyor. Biz bu tür beyhude çabalar içinde olanları yakından izliyoruz. Sömürgeci devletlerin kendi uşakları yoluyla hep bu tür projeleri olmuştur ama herhangi bir sonuç alması söz konusu olamaz.  


DENİZ KENDAL / ANF / BEHDİNAN