Hasta tutsaklar ADALET bekliyor 3. bölüm


Devletin cezaevlerinde bir bir ölüme sürüklediği hasta tutsaklara yaşattığı işkenceyi hiç kuşkusuz en derinden hissedenler, onlarla birlikte aynı acıları yaşayan aileleri. Ölümün kıyısına getirilen yakınlarına el uzatamamanın, onlarla son günlerini geçirememenin öfkesini taşıyan aileler, sürekli yüksek duvarların arkasından yakınlarının cenazelerinin çıkmasının tedirginliği içinde. 

Bu ailelerden biri, 19 yıldan bu yana cezaevinde bulunan hasta tutsaklardan 76 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ın ailesi. Özkan, bizzat devlet içindeki bir çatışmadan dolayı JİTEM gibi bir birim tarafından öldürüldüğü konusunda halen derin şüpheler bulunan, 1993 yılında Lice’de öldürülen İlçe Jandarma Komutanı Bahtiyar Aydın cinayetine karıştığı iddiasıyla yıllardır Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor.

Gözaltına alınıp tutuklandığında birçok siyasi tutsak gibi günler süren ağır işkencelere maruz kalan Özkan’ın yorgun bedeni, cezaevi koşullarında daha da hasta düştü. Şu ana dek 4 kez kalp ameliyatı olan, son ameliyatını ise 15 gün önce geçiren Özkan, operasyonun hemen ardından yine apar topar cezaevine götürüldü.


‘Hastalıklarını saymaya 

nefesim yetmiyor’

Babasının suçsuz olmasına rağmen hala cezaevinde tutulmasına tepki gösteren kızı Selma Özkan, “Olay yaşandığı zaman babam orada olmamasına rağmen üzerine yıktılar. Herkes biliyor ki Bahtiyar Aydın’ı devlet öldürdü ama yine de okuma yazması bile olmayan babamdan işkence altında ifade aldılar. Kendileri ifade hazırlayıp işkence ile kabul ettirdiler” dedi. 

Babasının maruz kaldığı işkence ve sonrasında cezaevindeki kötü koşullar nedeniyle hastalandığını vurgulayan Özkan, doktorların bile artık umudunu kestiği babasının hastalıklarını saymaya nefesinin yetmediğini söyledi. 


‘Her kapı ve telefon korkuyla açılıyor’ 

Neredeyse her hafta bir hasta tutsağın hayatını kaybettiği haberi geldiğine dikkat çeken Özkan, bu yüzden çalan her telefonu ve kapıyı babasına dair kötü haber alacakları tedirginliği yüzünden korkuyla açtıklarını paylaştı. Özkan, kendisiyle cezaevinde yaptıkları en son görüşte durumunun hiç iyi olmadığını belirttiği babasına bir şey olması durumunda katilin AKP hükümeti olacağını vurguladı.

Duydukları korkuların son bulması için babasının kalan ömrünü kendileriyle birlikte geçirebilmesini ve tüm hasta tutsakların serbest bırakılmasını isteyen Özkan, babasının cenazesini cezaevi kapılarından almak istemediğini ifade ederek, “Artık yüreğimiz yanmasın” dedi.


Kalkan’ın hastalıkları saymakla bitmiyor

Çölyak hastası tutsak Nesimi Kalkan da birçok hasta tutsak gibi cezaevinde hastalığa yakalananlardan. 1993 yılında PKK davasından cezaevine giren Kalkan’da bu hastalığının yanı sıra mide ülseri, Hepatit B, denge sendromu, deri dökülmesi rahatsızlıkları mevcut. Kalkan, bu hastalıkları yüzünden düzenli bir tedaviye ihtiyaç duymasına rağmen birçok cezaevine sürgün edildi. En son Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ne konulan Kalkan’ın sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor. 

İlaçlar ve diyetle yaşama tutunan Kalkan’ın yemesi gereken proteinsiz yiyecekleri bile kaldığı cezaevi idaresi karşılamıyor; ailesi temin ediyor.


‘İçeride ölsünler isteniyor’ 

Damadı Engin Ten, “cezaevi koşullarında kalamayacağı” yönünde sağlık raporları olmasına rağmen kayınbabasının hala cezaevinde tutulmasının bir devlet politikası olduğu görüşünde. Bu yaklaşımın art niyetli olduğunu vurgulayan Ten, “Hasta olan tutsaklarla ilgili bir art niyettir bu. Resmen diyorlar ki, ‘İçerde ölsünler, aileleri de gelip tabutları alsın’” diye konuştu. 

Hasta tutsaklar konusunda var olan devlet zihniyetinin artık kırılması gerektiğini vurgulayan Ten, bu zihniyet ve anlayış değişmedikçe de sorunun böyle devam edeceğini kaydetti. 

Her şeye rağmen hasta tutsakların serbest bırakılması için mücadelelerine devam edeceklerini söyleyen Ten, herkese hasta tutsakların ölüme terk edilmemesi için bir şeyler yapma çağrısında bulundu. 


Kolon kanseri ama ‘cezaevinde kalabilir!’

Cezaevlerinde tutulan yüzlerce ağır hasta tutsaktan bir diğeri de 19 yıldan bu yana cezaevinde tutulan kanser hastası Adnan Yalçın. Yalçın da kendisiyle aynı durumda olan diğer birçok hasta tutsak gibi Adli Tıp Kurumu’nun verdiği “cezaevinde kalabilir” raporu nedeniyle demir parmaklıkların arkasında tutuluyor. 

19 yıldır tutsak olan ağabeyinin iki yıl önce kansere yakalandığını anlatan kardeşi Fuat Yalçın, “Kolon kanseri olan ağabeyim, geçen yıl Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi’nde ameliyat oldu ve kendisine ‘cezaevinde kalamayacağı’ yönünde rapor verildi. Sonrasında da İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevki yapıldı. Fakat burada kendisine aksi yönde rapor verilerek o haliyle yeniden cezaevine gönderildi” dedi. 


Hasta tutsaklar pazarlık konusu yapılamaz’

Ağabeyinin hastalığının ağır ve sancılı olması nedeniyle cezaevinde kalmasının mümkün olmadığını da kaydeden Yalçın, buna rağmen serbest bırakılmadığı gibi tedavisi için uygun koşulların bile sağlanmadığını ifade etti. Yalçın, sergilenen bu yaklaşımı ise, “Devletin politikasına bakarak ne yapmak istediğini anlayabiliriz. Devlet hiçbir hasta tutsağı serbest bırakmayarak niyetini ortaya koyuyor” sözleriyle tanımladı. 

Diğer tutsak ailelerini korku ve kaygıya sürüklediği gibi hasta tutsakların bir bir hayatını kaybetmesine neden olan bu sürecin kabul edilebilir tarafının olmadığını vurgulayan Yalçın, “Devletin hasta tutsaklar konusundaki tutumu bizim açımızdan nettir. Ölüme mahkum ediyorlar. Bir an önce bu politikalardan vazgeçilmesi ve hasta tutsakların serbest bırakılması gerekiyor” dedi. 

Bu yüzden bir an önce bir çözümün geliştirilmesi gerektiğini belirten Yalçın, “Hasta tutsakların serbest bırakılması gerekiyor. Bu bir lütuf değil. Pazarlık konusu olamaz. Tamamen vicdani ve ahlaki bir durumdan kaynaklı hasta tutsakların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Aksi takdirde, cenazeler çıkmaya devam edecek” uyarısında bulundu.  BİTTİ


ÖMER ÇELİK/İSMAİL ESKİN/DİHA/AMED



Avrupa’da ne yapabilirim?


Türkiye ve Kuzey Kürdistan hapishanelerinde 578 insan, ağır hastalıklara kötü koşullar altında direniyor. Önlem alınmadıkça hapishanelerden yeni tabutlar çıkmaya, engellenebilir ölümler yaşanmaya devam ediyor.

Hasta tutsaklar sorununda “kötülüğün kaynağı”, hiç kuşkusuz devlet. Sistematik devlet politikası, tutsakların tecritini, yıldırılmasını, değersizleşmesini hedefliyor. Uygulanan hukuk da düşman hukuku olduğu için “esir tutulan” tutsakların hastalığı, ancak kamuoyunun yoğun baskısı söz konusu olursa gündeme alınıyor. Yine düşman hukuku gereği, savaş esirlerine ilişkin en barbar politikadan kopya çekiliyor; “Hasta da olsalar, ancak bir takım tavizler verirseniz serbest bırakırız” deniliyor. AKP Hükümeti, Kürt Özgürlük Hareketi’yle diyaloga ilişkin bir başlık olarak değerlendiriyor, hasta tutsaklar konusunu. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi, hasta tutsakları bu minvalde tartışmanın dahi gayrivicdani bir tutum olacağını, herhangi bir “sürece” ihtiyaç olmaksızın zaten çoktan bırakılmaları gerektiğini vurguluyor.


Sessizlik ortaklıktır

Devletin kötücül fiili, vakayı adiyedir. Bu kötücüllükte ne şaşırılacak, ne de şikayet edilecek yan var. Yapılması gereken, şikayet değil teşhir, şaşkın bir vicdan sızısı değil mücadele. Zira birçok örnekte görüldü ki, hasta tutsakların özgürlüğü bahsine sonuç alabilen tek şey, kamuoyunun yüksek ve kesintisiz duyarlılığı. Bu duyarlılık, ne yazık ki, çok kısa kesitler dışında gerekli ölçüde oluşabilmiş değil. Oysa hasta tutsak Güler Zere’nin hapisten çıkmasını sağlayan duyarlılığın ağır hasta 578 tutsak için de sürekli ve etkili biçimde sokağa taşınması, hem insani hem ahlaki bir görev olarak önümüzde duruyor.

Avrupa’da yaşayan Kürdistanlılar, “Ben onlar için binlerce kilometre ötede ne yapabilirim ki” diye düşünebilir. Fakat ne yazık ki bu düşünme biçiminin somutta oturduğu yer, katliama sessiz kalmaktır. Her sessizlik, bir nevi ortaklıktır.

Hasta tutsaklar sorununda çözücü olan talepleri gündemleştirmek olduğuna göre, dünyanın herhangi bir kara parçasında yaşayan herkesin yapabileceği bir şey var.


Gündemde tut, baskı yap!

* Diasporadaki Kürdistanlılar, hasta tutsaklar sorununu bulundukları her yerde gündeme getirebilir; Türk devletinin faşizan tutumunu teşhir eden ve tutsakların taleplerini görünür kılan eylemler düzenleyebilir. Bunlar, lokal düzeyde olabileceği gibi merkezi düzeyde de olabilir. Zira ortada, her geçen gün ölümlere sebep olan ve gün itibariyle 578 insanın doğrudan canıyla ilgili olan bir sorun duruyor. Önemsiz görülemez, ertelenemez.

* Pek çok örnekte görüldü ki, Avrupa’daki kurumların açıklamaları, Türk devleti üzerinde baskı unsuruna dönüşebiliyor. Zira açıklamalar, Türk devletinin dünyada yaratmaya çalıştığı izlenimi zedeliyor. Avrupalı kurumların -sözgelimi Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) - demokratik, insan hakları hukukuna uygun kararlar verdiğini söylemek, elbette imkansız. Fakat yükselen kamuoyu baskısı karşısında meşruiyetlerini sürdürebilmek için duyarsız kalamayacaklardır. İmza ve mektup kampanyaları ile eylemler, bu konuda zorlayıcı olabilir.


Destek ol, mektup yaz!

*  İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Tutuklu Hükümlü Aileleri Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) gibi kurumlar, hasta tutsaklar sorunuyla günlük olarak ilgileniyor; gerek konunun gündemde tutulması, gerek tutsakların hastalıklarının geldiği aşama, gerekse de ailelerle ilişkiler konusunda önemli çalışmalar yürütüyor. Bu kurumlarla diyaloga geçilerek yapılabilecek çalışmalar hakkında bilgi alışverişinde bulunulabilir.

* Tutsaklara mektup yazın, kart atın! Hapishanedeki bir tutsağın moralini, gücünü yüksek tutmakta en etkili olan, dışarıdan gelen dayanışmacı mektuplardır. Tecrit altındaki bir tutsağın psikolojisiyle birlikte düşünüldüğünde, bunun hiç de küçümsenmeyecek bir dayanışma çalışması olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Küçücük bir duyarlılıkla, herkes yapabilir. Hasta tutsakların posta adresine, İnsan Hakları Derneği’nin internet sitesinden veya direkt şu linkten ulaşabilirsiniz: https:// yadi.sk/i/ YVS_2Seccrfu5 İnternet kullanamıyorsanız, İHD’nin “0312 230 35 67” nolu telefonunu arayarak da bilgi isteyebilirsiniz.

Hasta tutsaklar adalet bekliyor; fakat devletten değil, halktan. Adaleti yaratacak olan, hasta tutsakları özgürleştirecek olan, sağlıklı bir mücadele hattı örmekten başkası değil. 


 HABER MERKEZİ