Alp dağlarının başladığı, bölgenin kayak merkezi Schliersee’den ayrılırken “Bu Ömer’in kaçıncı hayatı?” diye sormaktan kendimi alamadım. Ömer burada şık giyinen, düzgün Almanca konuşan, nazik ama ara sıra boş yere öfkelenen, en basit tartışmada Almanlara hemen “Zaten Nazisiniz” diyen izler bırakmıştı. Alman ev sahibi şimdiye kadar tek Türk kiracısını “Faşist Ömer” olarak tanıyordu.
Zira içeri girdiğimde “Kusara bakmayın, size ulaşmak için telefonda başka bir hikaye anlattım. Ama ben Kürdüm ve gazeteciyim, Ömer Güney’i arıyorum” der dermez, O “Ha evet o eski Türk kiracım faşisti” diyecekti. Üstelik bu Alman, iki hafta geçmesine rağmen Paris’teki olaylardan habersizdi.
Schliersee’nin girişindeki küçük bir köyde ise bir başka Ömer’in izleri bizi bekliyordu. 3-4 sokaktan oluşan bu köyde bir anda sadece Türkleri görüyoruz. Marketten çıkan yaşlı kadın, yanımızdan geçen kiralık taksinin şoförü, bankadan çıkan adam. Hafif bir korku ve endişe arasında şans eseri Ömer’in eski bir iş arkadaşı karşımıza çıkıyor. 6 yıl aynı fabrikada çalışan bu kişi “İyi ki sizi buldum, içimi döktüm. Günlerdir aklımdan çıkmıyor; Benim burada tanıdığım Ömer nasıl Paris’teki Ömer’e dönüştü? Bir türlü aklım ermiyor” diyecekti.
Burada da dizi kahramanları gibi giyinen, saf, fabrikada boş zamanlarında çakı yapmayı seven, bir ara arabasını ormana götürüp kurşunlayan (arkadaşlarına böyle anlatmış), bazen iş başında dalıp giden, dakikalarca hareketsiz duran Ömer...
- “Bütün arkadaşları milliyetçiydi ama o kendi halindeydi. Kimseye pek karışmazdı. Kürtleri ne severdi, ne de nefret ederdi.”
- “Fabrikadaki dolabının kapısına ‘kimse bu kapıyı açmamalı’ yazmıştı. Hatırladığım kadarıyla da bir gün pahallı bir askeri dürbün alacağımı söyledim. Hemen fiyatına söyledi ve ekledi; Yoksa bunu PKK’ya mı göndereceksin?”
- “Bir gün yanlışlıkla yanımızda bir kaynak tüpü patladı. En çok o korkmuştu.”
- “Aslında eşi akrabası filan değil. Bir Alman ve alkolik. Onunla sahte evlilik yapmış olabilir. Çünkü kadını hiç görmedik.”
- “Bana daha önce eşinin Alman ve çocuk doktoru olduğunu söyledi. Çocuğum bir gün hastalanmıştı fakat ettim etmedim telefon numarasını ve ismini vermedi.”
- “Ömer’le ara-sıra karşılaştırdım ama pek muhabbetim yoktu. Eski eşi ikinci kez evlendi ve yıllar önce bu bölgeden taşındı.”
Kısacası birbirine yakın mesafedeki Schliersee, Miesbach, Bad Tölz üçgeninde herkes bambaşka bir Ömer’i anlatıyor. Bilgiler kırıntı. Parçalar birbirinden uzak, uyuşmuyor. Bunlarla çıtayı yükseltmek imkansız, sadece not defterimize düşmekle yetiniyoruz. Anlatılan her hikaye yeni bir soru işaretine dönüşüyor.
Ömer’in kaç hayatı vardı? Ya da izini aradığımız Ömer var mı gerçekten? Yoksa Ömer sahnedeki aktörleri dağıtmak için dünyamıza atılmış bir sis bombası mıdır? Kürdün masumiyetine sıkılan kurşunların gerçek sahibini bulmak için çekilmiş bir perde midir Ömer? Belki hiç bir zaman o gün Paris Kürdistan Enformasyon Bürosu’ndan çıkan gerçek Ömer’in izine ulaşamayacağız. Belki de Ömer yeni bir “Ucuz Roman”dır.
Ömer Güney bir sis bombası mı?