Evinin kapısı kırılan, darp edilerek gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteci Kibriye Evren, baskı ve tutuklamalarla toplum şahsında önce gazetecilerin susturulmak istendiğini söyledi.
Son siyasi soykırım operasyonunda gözaltına alınıp tutuklanan Evren, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne konuldu. Kibriye Evren, ev baskını, gözaltı ve tutuklama sürecinde yaşadıklarını avukatları aracılığıyla Mezopotamya Ajansı’na anlattı.
Çıplak arama dayatıldı
Evine yapılan baskın sırasında evin kapısının kırıldığını, sırtına basıldığını ve çıplak aramaya zorlandığını belirten Evren, “9 Ekim gecesi saat 01.00’de kaldığım evin kapısı kırılırcasına çalındı. Nitekim kapıyı kırdılar. Kapıyı açtığımda maskeli özel hareket timleri bağırıp çağırarak, hakaret etmeye başladı. Silahları üzerimize doğrultarak bizi yere yatırıp sırtımıza basarak kafamıza silah dayadılar. İki kişi sırtımıza basarken diğerleri odaları gezerek ‘Etraf temiz’ diyerek dışarı çıkarken, sivil polisler içeri girdi. Tüm odaları arama adı altında dağıtarak haber amaçlı kullandığım 2 bilgisayarımla birlikte kitap ve telefonuma el koydular. Bu arada kadın polis tarafından odaya alınarak çıplak aramaya zorlandım. Bu baskın sırasında şahit diye getirdikleri komşuların erkek olması da dikkat çekiciydi. Çıplak aramaya zorlandığımızda odada herhangi bir kadın şahit bulundurmadılar. Tüm özel eşyalarımız erkek şahitlerin yanında etrafa saçtılar” dedi.
Doktor ‘darp var’ demedi
Sağlık kontrolü adı altında hastaneye götürüldüğünü, ancak doktorun polislerin tavrından ayrı bir tavrı olmadığını anlatan Evren, şöyle devam etti: “Evden ters kelepçe ile çıkarıldıktan sonra sağlık kontrolü adı altında hastaneye götürüldüm. Doktora sırtımıza basıldığını ısrarla belirtmeme rağmen muayene edilmeden ‘darp yoktur’ raporu ile hastaneden çıkarıldım. Doktorun muamelesi de polislerden farklı değildi. Evdeki çıplak aramadan sonra Emniyet’te ikinci defa çıplak arama yapıldı. 3 gün gözaltında kaldıktan sonra 4’üncü gün savcılığa çıkarıldık.”
Haber kaynakları ve fotoğraflar
Evren, dosyada gizlilik kararı olmasından kaynaklı suçlamaya ilişkin bilgi edinemediklerine işaret ederek, “Savcılığa çıktığımda Kürtçe ifade vermek istediğim için ifadem alınmadan tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildim. Hakim sorgusunda gazetecilik faaliyetlerimden dolayı yurt dışına çıkmamı örgüt suçu olarak görüldüğünü öğrendim. Yine farklı haber sitelerinde çıkan haberleri retweetlediğim, farklı zamanlarda röportaj yaptığım haber kaynaklarım ve arkadaşlarla çekilen fotoğrafların ise pikniğe gidip örgütsel suç işlediğim gibi iddialarla suçlandım. Ayrıca 3 gizli tanığın ifadeleri sonucu tüm bu kanaatlere ulaşıldığını anladım” dedi.
Gazetecilik yaptığım için
Türkiye’de özgür gazetecilik faaliyetinin geçmişte olduğu gibi bugün de zor olduğunun farkında olduğunu belirten Evren, şöyle sürdürdü: “Şu anda cezaevinde bulunan tüm gazeteciler gibi benim de mesleki faaliyetlerimden dolayı cezaevinde olduğumun farkındayım. Mevcut iktidar kendinden olmayanı, kendi gibi düşünmeyeni, kendisine şakşakçılık yapmayan herkesi ya ‘terörist’ ilan eder ya da zor aygıtını kullanarak susturmaya çalışır. Tutuklamalarla gazetecileri susturmak dışarıda kalanlara ise korku yaratarak bastırmak, haber yapamaz hale getirmek istiyor. Türkiye cezaevlerinde tek suçu topluma hakikati yansıtmak olan onlarca gazetecinin bulunduğunu hatırlarsak, bu suçlamaların bireysel değil toplumsal bir bastırma, susturma politikası olduğunu ve yargının da buna alet olduğunu açık bir şekilde görüyoruz.” Tutuklama kararının ardından cezaevine ellerinin kelepçeli olarak getirildiklerini ifade eden Evren, cezaevi binasında jandarma kontrolünde işlemler yapılırken dahi kelepçelerinin çıkarılmadığını söyledi.
Gazeteci susarsa toplum susar
Evren, tutuklanmasında kadın gazeteci olma rolünün yadsınamayacağını belirterek, “Devlet biz gazetecilerden üç maymunu oynamamızı istiyor. Halbuki gazeteci toplumun vicdanıdır. Gazeteci hakikati yazmaz, susar ve duymaz ise topluma değil mevcut iktidara hizmet eder. Fakat özgür ve objektif gazetecilik gerçekleri ve hakikati açığa çıkardığı zaman anlam bulur, toplumsallaşır. Bu toplumsallığa karşı duyulan vicdani sorumlulukla gazetecilik faaliyeti yürütülmelidir. Bundandır ki tüm bu baskı ve tutuklamalarla toplum şahsında önce gazeteciler susturulmak isteniyor. Gazeteci susarsa, toplum susar” dedi.