Türkiye devleti Kürt düşmanlığı üzerinden tüm kaynaklarını kullanmaya devam ediyor. İçeride baskı ve faşist uygulamaları sistematik olarak sürdürüyor. Uluslararası alanda da kullanacağı ve pazarlayacağı ne varsa masaya sürüyor. Rusya’dan İran’a, Almanya’dan AB’ye kadar tüm güçlerle Kürt karşıtlığı temelinde ilişki ve arayışlarını aksatmıyor. İçte ve dışta tam bir seferberlik halindedir.
2015 Temmuz’unda "Çöktürme Planı" çerçevesinde topyekün saldırıya geçtiğinde ne kadar insanın öldürüleceği, ne kadarının tutuklanacağı veya topraklarından sürüleceğine kadar her şey belirlenmişti. Tam bir mühendislik işi ve soğukkanlı katiller olarak imha planları hazırlanmış ve bu zalimane, imha konsepti devletin eliyle yürütülecekti. Yasalar ve insani değerler bir tarafa atılacak, kimseye merhamet gösterilmeyecekti. Erdoğan bunu valilere, kaymakamlara, devletin bürokratlarına televizyonların önünde söyleyecek kadar kendinden geçmişti. Endişe edeceği, korkacağı bir şey yoktu. Çünkü kararlar MGK’da alınmış, devlet eliyle bunlar yapılacaktı.
Bugüne kadar darbeler ve OHAL’i de kullanarak devlet olabildiğince bir diktatörlüğe ve faşizme uyarlandı. Basın bitirildi. Ekonomi savaşa ayarlandı. Irkçılık ve şovenizm tırmandırıldı. Şehirler yıkıldı, tanklar üzerine sürüldü. On binlerce insan işkenceli sorgulara alındı ve cezaevleri dolduruldu. Belediyelere el konuldu, başkanları tutuklandı. Milletvekilleri aşağılandı, itibarsızlaştırıldı ve hapishanelere atıldı.
Türkiye Kürt düşmanlığını Irak ve Suriye’de de sürdürdü. Ruslarla anlaşarak Efrîn’i kanlı bir işgalle ele geçirdi. Halkı yerlerinden sürdü ve yerlerine devşirdiği Arap çetelerini ve ailelerini yerleştirdi. İnsanlık suçu olan etnik temizlik suçunu işlemeye devam ediyor. İran’la birleşerek Güney’e müdahale edip Kerkük gibi bölgeleri Kürtlerin elinden çıkarmaya öncülük yaptı. Şimdi de tüm Rojava’yı işgal etmek için kamuoyunu hazırlıyor. Ruslar ve diğer güçlerle görüşmeler ve pazarlıklar yapıyor. ABD’yi baskı altına alarak Minbic gibi Fırat’ın doğusu için de bir gerekçe edinmek istiyor. Bu işgal için işini kolaylaştıracak tabi. Bunun dışında da tam bir zorba edasıyla Rojava kırmızı çizgimizdir, girip Kürtleri dağıtacağız, diyorlar. BAAS’ın 1960’larda tamamlayamadığı ‘Arap Kemeri’ yerine tümden Kürtlerden arındırma politikasını pervasızca dünyanın yüzüne haykırıyor. ABD ve Avrupa’nın tutumu bu faşistleri yatıştırma ve yine Kürtlerin kellesini ve geleceğini peşkeş çekme biçiminde ortaya çıkıyor. ABD, PKK önderlerinin kafasına ödül koyuyor. Rusya ise bu Kürt düşmanlığından çıkar sağlamaya çalışıyor.
Bütün bu arayışlar, katliamlar ve yıkımlar Erdoğan ve devletini sonuca götürmeye yetmedi. Türkiye hukuktan ve adaletten uzaklaştıkça uzaklaştı. Ekonomi giderek dibe vuruyor. Şimdiki faşist yasalarla bile ülkeyi yönetemez hale gelmişler. Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla yine savaş arayışları ve ırkçı kampanyaları hız kazandı. Erdoğan şehirleri yıktı. Kitleleri ezmeye ve örgütsüz bırakmaya çalıştı. Böylece meydan kendisine kalacaktı. Kürtler çaresiz kalıp kendisine oy vereceklerdi. Bunun üzerine de Kürtleri yendiğine dair propaganda yapıp zaferini ilan edecekti. Ancak Kürt halkı ve demokrasi güçleri Erdoğan’a ve faşizmine teslim olmadı. Genel seçimlerde tutumunu ortaya koydu. Bu yüzden Erdoğan yerel seçimler öncesi yine halkı ve HDP’yi tehdit ederek belediyeleri size bırakmayız, diyor. Adayları veto etmekten, kayyum atamaya kadar yasa tanımazlığını ilan ediyor.
Kürt halkı çok katliam gördü. Çok aşağılandı, sürüldü, süründürüldü. Ancak hiçbir zaman işgalci katillere ülkelerini ve kimliklerini teslim etmediler. Direnmenin bir yolunu ve biçimini hep buldular. Kürtler, Erdoğan gibi Hitler ve Enver Paşa karması bir faşiste ve Süleyman Soylu gibi M. Esat Bozkurt bozması bir ırkçıya teslim olmayacaklar. Bunun hayalini kurabilirler, rüyasını görebilirler. Ancak hevesleri kursaklarında kalacaktır. Yerel seçimlerde de Kürt halkı daha etkili ve örgütlü bir çalışmayı sürdürecektir. Bu potansiyeli ve gücü, enerjisi vardır.
Erdoğan kaybedeceği bir seçimi yaptırır mı? Bu da tartışmaya değer bir konudur. CHP dahil tüm muhalefet çevreleri, Kürt ve sol güçler gücünü ve emeğini birleştirirse Erdoğan’ın kaybedeceği kesindir. Büyük şehirleri yitirmesi balonunun sönmesini getirecektir. Kimse Erdoğan’a kazandıracak pozisyona girmemeli ve buna alet olmamalıdır. Birincil görev ve öncelik faşizme dur demektir. Çünkü faşizm herkese kaybettiriyor.