Bizim kuşak yarım asırdır öyle veya böyle siyasetin içinde! Çocukluğumuzdan başlarsak ilk siyasi(!) terbiyeyi “Allah/Hak/Muhammed Devletimize zelal vermesin! Kılıcı keskin olsun!..” diyen yaşlılarımızdan, Pirlerden/ Rehberlerden /Hocalardan aldık. Öyle terbiyeli(!) yetiştik ki yaşamımızın her alanında zulmeden zalim/zorba devletin/devlet zaptiyelerinin bir camını dahi kırmadık! Devletin uslu çocukları olduk!
Ancak bir camına dahi dokunulmayan “Ceberut Devlet Baba!” kuruluşundan beri kendisi ve bekası için tehlikeli bulduğu ve ortak düşman ilan ettiği 3K (Komünist, Kürt ve Kızılbaş) katliamlarına ara vermeden günümüze dek devam etti/ediyor. 
1919’da Koçgiri, 1925’te Şex Sait, 1937’de Dersim, 1 Mayıs 1977 Taksim, Maraş ve Malatya (17 Nisan 1978) katliamları, 7 TİP’linin katledilmesi, Çorum, Sivas (4 Eylül 1978) katliamları, Bayram Paşa Cezaevi, Davutpaşa işçi katliamı (31.01.2008), Nurhak, Kızıldere, 6 Mayıs infazları, Gazi, Madımak, Roboskî, Gezi, Soma!..
Savcı Doğan Öz, Doç. Bedrettin Cömert, sakat bırakılan Server Tanilli, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Kemal Türkler, Gazeteci Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Musa Anter, Vedat Aydın, Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya… Katili belli (meçhul!) onbinlerce cinayet…
Değişik karelerde de olsa tüm genelkurmay başkanları, Başbuğ Türkeş ve onun ölüm mangaları Bozkurtlar, “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz!” diyerek tetikçileri korumaya alan Demirel, CHP’li Ecevit, Müslüman Erbakan, Amerika’dan ithal canavar Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve günümüzde de Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli bu korkunç filmin rol alanlarıdır! Bunlar Erdal Eren isyanını sürdüren çocuklar ve Ethem Sarısülük’ten Berkin Elvan’a dek işlenen günümüz cinayetlerinin farklı yüzleridir!
Bu yüzlerden, kanla beslenen Devlet Bahçeli ile vatan/millet/bayrak yarışına oynayan Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığına aday olarak diktatörlüğünü halka onaylatmak istiyor! Sözde onun önünü kesmeğe çalışan CHP, katliamcı/kan emici gelenekten beslenerek günümüze gelen Kurtçular’a sığınarak onların gönül adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu ortak aday gösteriyor! Elbette bu CHP’nin ilk sığınması da değildir. Mahalli seçimlerde de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için MHP’li Mansur Yavaş’ı aday göstermekle kalmamış genel başkan Tuncelili Kemal de kurtçulara kucak açarak onları Bozkurt selamıyla bağrına basmıştı!  
Şimdi de kendimize yani devrimcilere, demokratlara, komünistlere başta Aleviler/ Bektaşiler olmak üzere ilerici olan veya öyle geçinen kesime gelelim: Yukarıda özetlemeğe çalıştığımız katliamların yıl dönümlerinde sokaklara çıkarız! Elimizde büyük pankartlar! En büyüğü ve etkili olanı da havaya sıkılmış yumrukların taşıdığı “DERSİM’İ, MARAŞ’ı, MADIMAK’ı, TAKSİM’i, GAZİ’yi, GEZİ’yi… UNUTMADIK! UNUTMAYACAÐIZ!  HESABINI SORACAÐIZ!” olanlarıdır! Böylece öfkemizi dışarı salarak katliamı unutmadığımızı göstermeğe çalışırız! Aslında sorduğumuz hiç bir hesap olmadı. Gerçek bir hesap sorulsaydı /sorulabilseydi bu katliamlar böylesine zincirleme bir şekilde günümüze dek gelmezdi!   
Elbette kısa ama onurlu ömürlerine karşın hesap soranlar da oldu! Denizler, Mahirler, İbrahimler ve Amed Zindan Direnişçileri yaşamları pahasına sistemi sorgulayarak mahkum etti. Fatura çıkarmayı da arkasında yürüyenlere devretti. Kürt Özgürlük Hareketi o kahramanlara bağlılığı gereği bu soylu direnişi sonsuzlaştırdı…     
Ancak M. SUPHİLER’İN, DENİZLER’İN, MAHİRLER’İN, İBOLAR’IN arkasından yola çıkanların bir kısmı çürüdü, bir kısmı yoruldu, bir kısmı yol kenarına bırakılan yemişlere takıldı, bir kısmı rahat yaşamın ve bol kazanmanın yollarını aradı! Bir kısmı ortalıklarda parsa topladı. Milletvekili, Bakan, Müdür, Memur oldu! Bir kısmı da çene çalıştırmaktan ileri gidemedi! Ancak çürüklerin dökülmesiyle çelikten oluşan bir çekirdek geleceğin umudu oldu/olmaktadır!  
Kızılbaşlar/Aleviler/Bektaşiler ise Pir Sultan Abdal’ın “Kadılar, müftüler, fetva yazarsa, İşte boynum, İşte kement asarsa, İşte sinem, işte hançer keserse, Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan!” zalimlere isyanı olan direnişine sarıldı ama hiçbir zaman ipi göze almadı/alamadı. İp bir yana katilin peşine takılanlar oldu/oluyor! Kesik Başı’yla Yezid’in yüzüne tüküren Hz. Hüseyin gibi ondan daha zalim olan günümüz katliamcılarının yüzüne tükürmediler bile!  
Şimdi önümüze tam da hesap sorma günü geliyor! Halkların seçeceği Cumhurbaşkanı seçimi var. Selahattin Demirtaş’ın “Üç aday, iki Çizgi” şeklindeki isabetli tesbiti bu seçimin gerçek resmidir! Bir yanda cins/ırk/inanç ayırımcıları/ inkarcılar/imhacılar /katliamcılar ve emek sömürenlerin çizgisi, diğer yanda halkların/inançların /dillerin /renklerin/ cinslerin ve emek sahiplerinin birlikte bir arada, Nazım Hikmet’in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşliğe!..” cevap olan M. Suphiler’in, Denizler’in, Mahirlerin, İbrahimler’in, Agitler’in ve Pir Sultan’ın öldürülemeyen, yenilemeyen, teslim alınamayan özgürlük, eşitlik ve devrim sevdası çizgisidir! 
Artık bu yalan/dolan/talan çarkını kırmak mazlumların boynuna borç olmuştur! Bu borcu erteleyerek çocuklarımıza acı bir miras bırakmanın utancından kurtulmalıyız! Zulmedenler ne kadar güçlü olurlarsa olsun, ayakkabı kutuları/hesap makineleri ne kadar yığılırsa yığılsın onları yenecek inançlı gücümüzü seferber etmeliyiz! Onları, o hileli/şaibeli sandıklarına muhakkak ama muhakkak gömmeliyiz! Saltanat kalesi Çankaya’yı kardeş Halklar adayı güneş yüzlü Selahattin Demirtaş şahsında halkların hizmetine sunmalıyız!