Ama yine de sorgu için adliyeye getirdiği "şüpheliyi” savcı, hakim kapısında bekleyen polislerden çokça duyulan bir cümle vardır. "Biz yakalayıp getiriyoruz, bunlar serbest bırakıyor. Böyle işin…" Kapıda aynı kararı bekleyen avukatların "tutuklama gerekçesi yoktu zaten, ne karar verecekti ki" sözleriyle atışma devam ederdi. Zaman zaman polis, hırsından herkesin ortasında tepinir, serbest bırakılma kararına itiraz eder, olayı kapı arkalarında fısıltılı pazarlıklara taşır, araya hatırlı kişiler, siyasi otoriteler sokulur, zar zor bir tutuklama kararı çıkarır, "oh!" derdi. Genellikle siyasi davalarda karşılaşılan bu durumlarda, devleti muhalif/düşmanlarına karşı korumuş olduğuna inanırdı zannımca.
Artık bu yakınmayı duyamayacağız, çünkü polise tutuklama yetkisi veriliyor. Yok, yanlış duymadınız. Gözaltına alırken ve hatta tutuklanırken polisin etkisi malumken, durum bunu aşıp, yetkiyi polisin eline teslim ediyor, adına da ‘önleme hapsi’ diyor hükümet.
İçişleri Bakanı Muammer Güler’in ağzından durum şu; "… Bir eylem yapılacaksa, bu eylem sırasında olay çıkarma potansiyeli olanlar 12 saat veya bir gün süreyle gözaltına alınıyor. Hakim kararı ile de bu uzatılabiliyor. Bizde böyle bir uygulama yok. Şimdi bir düzenleme ile bu önleme hapsi uygulamasını getirmek istiyoruz. Eylem öncesinde istihbarat raporlarına bakılacak. Daha önce bir eyleme katılıp katılmadığına, bu eylemlerde herhangi bir olay çıkarıp çıkarmadığına bakılacak. O kişinin suç işleme veya olay çıkarma potansiyeli varsa eylem öncesi o kişi hakkında önleme hapsi cezası uygulanabilecek." … "Türk hukuk sisteminde eksiklik var. Ceza sınırı 2 yılın altında olanlarla ilgili bir tutuklama yapılamıyor. Yeni düzenleme yapılacak. Suçun tekerrürü halinde tutuklama olsun istiyoruz" dedi.
Yani; Hükümet muhalif hareketlerin, toplumsal olayların önünü alamayınca, muhalefete soyunan tüm kişi ve toplulukları bir de hapisle tehdit ediyor. ‘Bu tehdit yeni değil’ diyeceksiniz, haklısınız. Ancak burada yetkiyi polise vermek, nedenini de İç işleri bakanı gibi yapmak, duruma yeni bir boyut kazandırıldığı anlamına geliyor. Yasalardaki suçun varlığı, şiddet içermeyen hareketler, tutuklamada ceza alt sınırı ve benzeri sınırlara takılmak istemeyen, bu yasaları değiştirmesi durumunda da demokrat kisvesinin zedeleneceğini düşünen hükümet, çözümü polise bu yetkiyi vererek çözme arzusunda.
Yani ortada bir suç yokken cezalandırılmalara yabancı değiliz ama ortada suç ya da değil bir olay bile yokken, hatta bu olayı aklından bile geçirmemişken ya da sadece aklından geçirmişken, müneccim bir polis, ‘ilerde suç işlersin belki’ diye seni tutuklayabilecek.
Sözün özü; biz ‘demokrasi, barış, özgürlük’ diyoruz, iktidar; ‘devletin ve iktidarın bekası’ diyor. Biz ‘hukuk devleti’ diyoruz, hükümet ‘polis devleti’ diyor. Ne zamandır, hükümetin baskı ve yasakları ile ülkenin açık bir cezaevine çevrildiği söylenirdi, şimdi polise bu yetki verilirse açığı da kalmayacak, tam bir cezaevi olacağız, tabii işi Allah’ın iznine bırakırsak...
Önden hapse buyrun!
Gözaltına alınmayan, tutuklanmayan kaç kişi kaldı ülkede, bilemiyorum. O denli pervasızca ve nedensiz yapılıyor ki tutuklamalar, ne yeni cezaevleri ile ne af çıkararak çözülemiyor yer sorunu.