- Demokratik siyaset, yalnızca “demokratım” demekle gelişmez; bu anlayış kurumların işleyişinde somutlaşmalı ve sürekli yeniden üretilmelidir.
- “Ben olmazsam işler yürümez” anlayışı, demokratik siyasetin önündeki zihinsel engellerden biridir. Siyaset, kişilerden öte kurumlara, ilkelere ve toplumsal katılıma dayanmalıdır.
- Yeni bir zihinsel dönemle karşı karşıyayız. Eski jargonlarla belli maddi ve siyasi zeminler üzerinden ajitasyon ve propaganda yapma dönemi artık geride kalıyor.
ŞEMSETTİN ÖZER
Eski Yunan mitolojisinin Homeros’tan sonra gelen en önemli aktarıcılarından Hesiodos, her şeyin başlangıç noktasını “kaos” olarak adlandırır. Günümüzde çoğunlukla düzensizlik ve karmaşa anlamında kullanılan kaos kavramı, dilbilimsel açıdan “boşluk” veya “açıklık” anlamlarını taşır. Bu nedenle kaos, karışmış bir madde yığını olmaktan çok, henüz biçim ve düzen kazanmamış bir varlık hâlini, başka bir ifadeyle varlığın öncesindeki boşluğu ifade eder.
Bu mitolojik düşüncenin felsefi alandaki önemli dönüşümlerinden biri, İlkçağ atomcuları Leukippos ve Demokritos’un düşüncelerinde ortaya çıkar. Atomcular, varlığın temelini atomlar ve boşluk üzerinden açıklayarak mitolojik düşünceden doğa felsefesine geçişin önemli adımlarından birini attı. Böylece doğayı mitolojik anlatılarla açıklamak yerine, akıl, gözlem ve sorgulama yoluyla anlamaya yönelik yeni bir düşünce biçiminin temelleri atıldı. Bu yaklaşım, yalnızca bilimsel düşünceyi değil, insanın kendisini, toplumu ve siyasal düzeni anlama biçimini de etkiledi. Var olanı, olduğu gibi kabul etmeyen, onu sorgulayan ve eleştiren düşünce, zamanla toplumsal ve siyasal dönüşümlerin de düşünsel zeminlerinden biri hâline geldi.
Diyalektik düşüncenin, Yunan site devletlerinde gelişmesiyle birlikte siyasal ve toplumsal yaşamda da önemli değişimler yaşandı. Farklı kültürlerle etkileşime girerek Akdeniz dünyasına yayılan bu düşünsel miras, sonraki dönemlerde Avrupa kültürünün şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.
Canlı bir siyasal kültür
Modern demokrasinin düşünsel kökleri de bu sorgulayıcı gelenek içinde aranabilir. Demokrasi, yalnızca belirli kurumların veya seçimlerin varlığından ibaret değildir. Farklı düşüncelerin karşılaşmasını, tartışmayı, eleştiriyi, ortak aklı ve toplumsal değişim iradesini gerektiren bir yönetim anlayışıdır. Demokratik yönetim, mevcut düzeni yalnızca koruyan bir sistem değildir. Kendini sorgulayan, yenileyen ve gerektiğinde dönüştürebilen canlı bir siyasal kültüre dayanır. Bir toplumda demokrasi kültürünün kalıcı hâle gelmesi, yönetimlerin yenilenmeyi bir ilke olarak benimsemesine bağlıdır.
Zamanla zorlaşan yenilenme
Bu açıdan Kürt toplumunun yaklaşık 50 yıllık önemli bir teorik ve siyasal deneyimi bulunmasına rağmen bu deneyimin legal siyasal alanda aynı ölçüde kurumsallaştığını söylemek zordur. Özellikle yönetici, milletvekili, belediye başkanı ve benzeri görevlerde uzun süre aynı kişilerin ve kadroların yer alması, zamanla siyasal alanın yenilenmesini zorlaştırabiliyor.
Ortadoğu’nun geleneksel baba-oğul ilişkilerine dayanan siyasal kültürü ile klasik solun merkeziyetçi ve değişime kapalı anlayışının birleşmesi, farklı biçimlerde kendini gösterebiliyor. Solun bu konudaki tarihsel sicili, hiç iç açıcı değildir; zira İslamcılar da demokrasi konusunda bunun yanına bile yaklaşamadı. Bir tarafta mevcut olanla yetinen ve slogan düzeyinde kalan bir siyaset, diğer tarafta toplumsal ihtiyaçlardan koparak kendi çevresinde üretilen bir siyasal dil ortaya çıkabiliyor.
Bu sorun, yalnızca belirli bir partiye veya kuruma özgü değildir, ancak DEM Parti ve ona bağlı kurumlar açısından demokratik dönüşüm iddiasının, öncelikle kendi iç işleyişinde ve kadro anlayışında karşılık bulması gerekir. Demokratik siyaset, yalnızca “demokratım” demekle gelişmez; bu anlayış kurumların işleyişinde somutlaşmalı ve sürekli yeniden üretilmelidir.
Zaman içerisinde farklı riskler
Bir kişinin veya kadronun, uzun süre aynı makamda kalması zaman içerisinde farklı riskler yaratabilir. Gücün merkezileşmesi; bürokratikleşme, çıkar ve adam kayırma ilişkileri; Ankara merkezli denetim mekanizmalarına bağımlılık veya popülizm gibi sorunları beraberinde getirebilir. Bunların hiçbiri ortaya çıkmasa bile uzun süre değişmeyen yönetim anlayışı zamanla kendisini toplumun üzerinde görebilir.
Sürekli aynı kişilerin yönetimde kalması, demokratik siyasetin sınırlarını aşan bir anlayışın ortaya çıkmasına neden olabilir. DEM Parti’nin mevcut kapasitesinin kendisini aşan bir toplumsal dinamiğe sahip olmasına rağmen bu durum, Kürt ve genel toplumda popülizmi meşrulaştırma ve siyasal ilişkileri demokratik ilkelerden uzaklaştırarak ahbap ilişkilerine dönüştürme riskini taşıyor. Dışarıdan yapılan atamalar ve en küçük eleştiride insanların partiden veya kurumdan kopması da bu anlayışın sonuçları arasında görülebilir.
En önemli zihinsel engellerden
Oysa siyasal gelişmenin temel koşullarından biri, yöneticilerin ve kadroların belirli dönemlerde yerlerini yeni, genç, dinamik ve farklı düşüncelere sahip insanlara bırakabilmesidir. “Ben olmazsam işler yürümez” anlayışı, demokratik siyasetin önündeki en önemli zihinsel engellerden biridir. Siyaset, kişilerden öte kurumlara, ilkelere ve toplumsal katılıma dayanmalıdır. Yaratıcılık da ancak böyle bir ortamda toplumsallaşabilir. Yeni fikirlerin, kadroların ve farklı deneyimlerin siyasal alana katılması, yalnızca örgütlerin yenilenmesini değil, toplumun siyasal kapasitesinin gelişmesini de sağlar.
Demokratik kültürün temel koşulları
Tarihsel açıdan bakıldığında, solu ve demokratik hareketleri zayıflatan sorunlardan biri, savundukları değişimi kendi içlerinde yeterince gerçekleştirememeleridir. Değişimi savunan bir hareket, önce kendi siyasal kültüründe değişimin mümkün olduğunu göstermek zorundadır. Bu nedenle demokrasi, tamamlanmış ve değişmez bir yönetim biçimi olarak değil, sürekli kendisini sorgulayan ve geliştiren bir süreç olarak ele alınmalıdır. Farklı düşüncelere alan açılması, yöneticilerin değişebilmesi, yeni kuşakların sorumluluk üstlenmesi ve kurumların kişilerin önüne geçmesi, demokratik kültürün temel koşullarıdır.
Gelişme varsa demokrasidir
Sonuç olarak kaostan düzene, sorgulamadan demokrasiye ve değişimden dönüşüme uzanan tarihsel süreç, bize önemli bir gerçeği gösterir: Hiçbir siyasal düzen, kendisini değişmez ilan ederek gelişemez. Demokrasi, kendi eksikliklerini görme, eleştirme, yenilenme ve gerektiğinde kendi yöneticilerini değiştirme cesaretidir. Demokrasi, gelişme varsa demokrasidir.
Uzun süre vekil veya yönetici olmak, görevini kaybettiğinde tekrar tekrar aynı makamlara aday olmak, tek başına demokratik bir anlayışı ifade etmez. Siyaset, belirli bir dönem sorumluluk üstlenmeyi ve zamanı geldiğinde yerini başkasına bırakabilmeyi gerektirir. Uzun süre Ankara’nın havasını solumak, farklı dönemlerde ve farklı yönetimlerde sürekli yer almak, siyasal deneyim kazandırabileceği gibi zamanla bir sulta anlayışına dönüşme riski de taşıyabilir.
Bir dönem artık geride kalıyor
Yeni bir zihinsel dönemle karşı karşıyayız. Eski jargonlarla belli maddi ve siyasi zeminler üzerinden ajitasyon ve propaganda yapma dönemi artık geride kalıyor. Kürt siyasi partileri ve kurumları, geçmişte büyük ölçüde üç temel alan üzerinden propaganda ve siyaset üretiyordu:
* Cezaevi direnişi,
* Dağ direnişi,
* Önderlik tecridi.
Elbette her dönemin kendine özgü bir dili, söylemi ve propaganda biçimi vardır, ancak bu dönemin de sonuna gelindiğini görmek gerekir.
Demokratik toplumun inşası
Yeni dönemin dili; yaratıcılık, çoğulculuk, demokratik katılım ve halkın A’dan Z’ye bütün sorunlarıyla mücadele etmek üzerine kurulmalıdır. Asıl hedef, demokratik bir toplumun inşası olmalıdır. Bunu başarabilmek için popülizmden ve kendisini vazgeçilmez, kadir-i mutlak gören anlayıştan uzaklaşmanın zamanı geldi. Demokratik siyaset, belli kişilerin veya grupların uzun yıllar boyunca makamları elinde tutmasıyla değil, sorumluluğun paylaşılması ve farklı kesimlerin siyasal sürece katılmasıyla güçlenir. Dolayısıyla uzun süre vekil, yönetici veya benzeri görevlerde kalmak kendi başına bir başarı ölçütü değildir. Görevlerin sürekli aynı kişiler etrafında şekillenmesi, zamanla demokratik bir yapıdan uzaklaşarak sulta ve ahbap ilişkilerine dönüşme riski taşır.
Yenilenme, artık zorunluluktur
Türkiye solunu bitiren ve siyasal alanı otoriter anlayışlara bırakan sorunlardan biri de sürekli yönetici olma ve popülizm hastalığıdır. Bu anlayışın DEM Parti'de de çeşitli biçimlerde bulunduğu görülüyor. Yıllardır vekil, belediye başkanı, encümen ve benzeri görevlerde aynı kişilerin yer alması ya da bireylerin sürekli öne çıkarılması, demokratik ve devrimci siyaset anlayışıyla çelişiyor. Evet, zaman değişim zamanıdır. Tepeden aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru yenilenme artık yalnızca bir gereklilik değil, bir zorunluluktur.
Yeni dönemin ihtiyacı, eski söylemleri tekrar etmek değil, yeni bir zihniyet, yeni bir dil ve demokratik toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir siyaset anlayışı geliştirmektir. Demokratik yönetim sanatı da tam olarak burada başlar: Kendi geleceği için değişmek, gelişmek için dönüşmek ve bu dönüşümü toplumun ortak yaratıcılığına dönüştürmek.