Zamanın ruhunu okuyamayanların içine düştüğü durumlara en canlı, güncel örneği Türk devlet gerçeği ve en somutta da AKP Hükümeti gösterilebilir. İktidarın her şeye muktedir olduğunu var sayan ve sananlara iyi bir örnek teşkil ediyor AKP Hükümeti. Kendisinden önceki tüm hükümetlerin içine düştüğü duruma benzer bir gerçeklikle karşı karşıya geldi. Cumhuriyetin oluşumundan itibaren tüm hükümetlerin içine düştüğü en belirgin yanlış inkar, yok sayma, ötekileştirme, farklı düşünenleri ve muhalifleri sindirme politikasıydı.

AKP’nin iddiası sistem dışında tutulan, ötekileştirilen topluluklar ve inanç kesimi adına hükümet ve iktidar olmaydı. Kendisinden önceki hükümetlerin yaptığı hataları tekrar etmeyeceğini, Türkiye’de yaşayan ve kendisine oy vermeyen kesimlerinde hükümeti olacağı biçiminde bir iddianın sahibiydi. Ancak hükümet olduğu andan itibaren bu iddiasının tersi bir tutum takındı, hızla devletleşti, tüm kurumları AKP iktidarı anlayışı temelinde kadrolaştırdı ve Kürt halkı başta olmak üzere tüm muhaliflere karşı yok sayma, inkar ve ötekileştirerek karşıtlaştırma politikası güttü. Türkiye’de yaşayan tüm farklılıklar içinde olmak üzere halkın, en başta da kadınların yaşamına toplum mühendisi tarzında direk müdahalede bulundu. Farklılıkları tekleştirme çabası içerisine girdi, toplumun hassasiyetlerini gözü kara bir tarzda kaşıdı, itiraz ve eleştirilere kulağını tıkadı. Bunu en çok da Kürt halkına ve kadınlara dönük yaptı.
Kürt halkının haklı, meşru ve bir o kadar da vazgeçilmez haklarını görmezden geldi, önceki hükümetlerin yaptığı gibi imha ve saldırı konseptini hayata geçirdi. Bu politikasının odağına daha önceki hükümetlerin bir benzeri olan tek devlet, tek bayrak, tek ulus ve tek dil tutumunu oturttu. Diğer hükümetlerden daha da ileriye giderek tek din, tek tip kadın yaratma politikasını pervasız düzeyde geliştirdi. Söz konusu bu tek tipleştirme politikalarına itiraz, ret gelişmemesi ve tam tersi toplumsal destek varmış yanılması yaratmak için ırkçı, milliyetçi ve faşist saldırıların önünü alabildiğince açtı. Bu saldırıları da Kürt halkının özgür mücadelesine yönlendirdi. Söz konusu saldırıların önünü açmada iki amacı vardı; birincisi Kürt halkını haklarından vaz geçirme ve mücadele gücünden düşürme üzerine kurduğu saldırı politikalarında bu kesimi kullanmaktı. İkinci bir amaç ise; toplumu tek tipleştirme politikalarına karşı gelişebilecek itirazlar ve mücadele enerjisini bu ırkçı-faşist kanal üzerinden Kürtlere yöneltme temelinde boşaltma yaklaşımı idi. Başbakan R.Tayyip Erdoğan bu politikasında uzun bir süre başarılı da oldu, haksızlık etmemek gerek. Kürt halkının kimlik, dil, kültür ve kendini yönetme talebini Türkiye’nin bölünmesi projesi olarak Türkiye kamuoyuna yansıtarak, kitleler militarize edilerek Kürt halkına saldırtıldı. Bu politika AKP Hükümetine bir süre önemli bir hizmet sundu.
Türkiye’nin içinde hükümetin politikalarından rahatsızlık duyan bir kesim Kürt halkı ile aynı cephede görünmemek üzerinden öfkesini içine çekti, sindi ve sessiz yığına dönüştü. Sesini çıkarıp, itirazını yüksek sesle dile getirenler ise; PKK yandaşlığı ve teröristlikle suçlandı. Bu durum sessiz, öfkeli ve her an patlamaya hazır bir yığın ortaya çıkardı. Reber Apo'nun Newroz’da deklere ettiği yeni strateji temelinde gerillanın geri çekilmesi ve şiddetin devreden çıkması ile AKP’nin politika ve uygulamalarından rahatsız olan bu yığınların öfkesini sokağa taşırdı. Gerçek itirazını ortaya koymaktan çekinen ve bundan kaygı duyan kesimlerin enerjisi Taksim Gezi Parkı projesi somutunda toplumsal patlamaya dönüştü. AKP’nin milliyetçilik, cinsiyetçilik ve dincilik üzerine kurguladığı ve yürüttüğü iktidara karşı halk itirazını ortaya koymaktadır.
Devletleşen AKP Kürt toplumunun demokratikleşmesine, demokratik siyasetine, Kürt toplumunun demokrasi temelinde güçlenmesi ve hak taleplerine geliştirdiği saldırıların bir benzerini bu gün sokağa çıkmış ve itirazını ortaya koyan muhaliflere ve devrimcilere karşı da sergilemektedir. Kürt halkının kendisine karşı geliştirilen imha saldırılarına karşı sessiz kalınmış olsa da, bu gün Kürt halkı demokratik temelde hak talebinde bulunan ve tüm farklıkları içinde barındıran direnişçilerin yanında ve omuz omuzadır. Marjinal, halkın bu direnişinden kendi lehine pay devşirmeye çalışan siyasal rantçılara rağmen sokağa çıkmış, itirazını koymuş ve direnen yüzbinlere karşı polisin geliştirdiği terör ve saldırılara karşı birlikte direnmektedir.
Bu zaman halkların ve kadının özgürlük umutlarını gerçekleştirmeye en yakın olduğu zamandır. Kürt halkı başta olmak üzere Türkiyeli, tüm Ortadoğu halklarının zamanıdır. Demokratik ulus gerçekliğine ulaşmaya en yakın olduğumuz, hem ulusal birlik, hem halkların kardeşliğini çoklu toplum gerçeğini yaşamsal kılmaya en yakın zamandır. Zamanın ruhu, onu doğru okuyup, uygulayanları öncü ve önder kılar.