Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 5 Nisan 2015 tarihinden bu yana tam 17 aydır herhangi bir görüşme yapılamıyor. Yani durumu hakkında herhangi somut bir bilgi bulunmuyor. Zaten avukatları 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana müvekkilleriyle görüşme yapamıyorlar. Kuşkusuz bu durum Kürt halkında ve demokratik güçlerde büyük bir öfke ve tepki yaratmış bulunuyor. Kürtler Önder Abdullah Öcalan’ın sağlığından ve güvenliğinden haklı olarak kaygı duyuyorlar.
Dahası bu ülkede 15 Temmuz askeri darbe girişimi ve 20 Temmuz OHAL darbesi yaşanmış bulunuyor. Yani ülke adeta süreklileşen bir depremi yaşıyor. Öyle ki, cumhurbaşkanı dahil hiç kimsenin can güvenliği bulunmuyor. Dinci faşist iktidar blokları arasında adeta bir ölüm-kalım savaşı yaşanıyor. Savaşan tarafların, birbirleri dışında ortak hedefleri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan oluyor. Çünkü her iki taraf da dinci-milliyetçi ve Kürt düşmanı bir zihniyete ve siyasete sahip bulunuyor.
Türkiye’de darbelere en çok karşı çıkan ve onlara karşı mücadele eden kişinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğu herkes tarafından çok iyi biliniyor. 12 Eylül faşist-askeri darbesine karşı örgütleyip geliştirdiği devrimci direnişin pratiği ve sonuçları ortadadır. Ayrıca faşist darbeciler tarafından sürekli tehdit edilmekte olduğu bilinmektedir. En son gerçekleşen 20 Temmuz OHAL darbesi de sanki Önder Abdullah Öcalan’a karşı yapılmış gibi, ilk açıklamasını bu konuda yapmış ve “Üç ay boyunca İmralı’da görüşme olmayacağını” duyurmuştur.
Şimdi 15 Temmuz askeri darbe girişiminden bu yana elli gün geçmiş bulunuyor ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlığına ve güvenliğine ilişkin hiçbir bilgi bulunmuyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın dil ucuyla ifade ettiği “Durum normal” açıklaması da hiç kimseye inandırıcı gelmiyor. Avukatların, ailenin ve halk temsilcilerinin tüm görüşme talepleri, uyduruk gerekçelerle reddediliyor. Bazen ise hiç cevap verme gereği bile duyulmuyor.
İşte bütün bunlar, Kürt halkını ve dostlarını, tüm demokratik güçleri adeta infial noktasına getirmiş bulunuyor. Dört parça Kürdistan’da ve yurtdışında halk ayakta ve Önder Abdullah Öcalan ile görüşme yapılmasını ve özgür kalmasını istiyor. Bu amaçla her an ve her yer serhildana çevrilmiş bulunuyor. Avrupa’da yıllardır Önder Abdullah Öcalan için özgürlük nöbeti tutuluyor. On günü aşkın süredir geniş katılımlı süresiz dönüşümsüz açlık grevi yürütülüyor.
KONGRA GEL Genel Kurulu, onuncu toplantı ardından yaptığı toplu açıklamada tüm Kürt halkına yönelik “Önderliğine ve Özgürlüğüne Sahip Çık” çağrısı yapmış bulunuyor. Kürt Özgür Kadın Hareketi “Önderliğime, özgürlüğüme ve toprağıma sahip çıkıyorum” şiarıyla bir eylem kampanyası yürütüyor. En son HDK, HDP, DTK, DBP ve KJA yönetimleri yaptıkları ortak açıklamada, “5 Eylül’den itibaren gönüllü 50 kişi ile süresiz dönüşümsüz açlık grevi başlatacaklarını” ilan etmiş bulunuyor. Önümüzdeki sürece damgasını “Öcalan’a Özgürlük” eylemlerinin vuracağı açıkça görülüyor.
Peki Kürt halkı başka nasıl davranabilir? Aslında mevcut haliyle geç bile kaldığı söylenebilir. Yapılanlar yetersiz bile bulunabilir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan kendisi için yaptıkları nedeniyle İmralı’ya konmamıştır. Kürt halkının varlığı ve özgürlüğü için yaptıkları nedeniyle 18 yıldır İmralı işkence sistemi altında tutulmaktadır. Önder Abdullah Öcalan şahsında İmralı tecridi altında rehin tutulan Kürt halkının varlığı ve özgürlüğüdür.
İşte bu gerçekliği Kürt halkı çok iyi bildiği için, Önderliği şahsında varlığına ve özgürlüğüne sahip çıkmaktadır. Tecrit ve işkence altında rehine olarak tutulmayı kabul etmemektedir. Önder Abdullah Öcalan’ın sağlığını ve güvenliğini tehlike altında görmekte ve buna karşı her alanda direnmektedir. Bu direnişi sonuna kadar sürdürmekte ve Önder Abdullah Öcalan’ın sağlık ve güvenlik sorunu çözülene kadar yürütmekte kararlı olduğu da görülmektedir.
Kuşkusuz Kürt halkı yaptıklarında haklıdır ve çok daha fazlasını yapmak da hakkıdır. Önder Abdullah Öcalan’ın 18 yıldır İmralı işkence sistemi altında tutulmasını içine sindirmemekte ve kendine yönelik bir hakaret olarak görmektedir. Diğer yandan, yaşanan darbesel çatışmalar nedeniyle Önder Abdullah Öcalan’ın sağlığı ve güvenliğinden endişe etmektedir. Millet Meclisinin, cumhurbaşkanlığı sarayının bombalandığı ve cumhurbaşkanının bile kendini koruyamadığı bir ülkede nasıl endişe etmesin ki!
Kaldı ki, bu ülkede darbelere en çok karşı çıkan kişi Kürt Halk Önderi’dir. Bilcümle darbecilerin en çok düşman bildiği kişi Kürt Halk Önderi’dir. 15 Temmuz’dan bu yana geçen elli gün içinde sürekli bir darbesel deprem hali yaşanmaktadır. Peki bu elli gün içinde İmralı’da ne olmuş ve neler yaşanmıştır? İlgili devlet yetkilileri dışında hiç kimse bunu bilmemektedir. İmralı’da da herhangi bir çatışma olmuş mudur? Orada tutuklanan üç askeri yetkili herhangi bir saldırıda bulunmuş mudur? Doğal olarak insanın aklına gelen bu tür soruların hiçbir cevabı ortada yoktur.
Dahası İmralı sistemi içinde söz konusu darbe girişimine karışan kaç kişi olmuştur? Yunanistan’a kaçtığı söylenen helikopter nereden gitmiştir? Yunanistan’a yakın alanlarda ne yapmaktadır ki, Yunanistan’a kaçmayı düşünmüş ve gerçekleştirmiştir? Bu helikopterin İmralı ile herhangi bir ilişkisi olmuş mudur? Besbelli ki insanın kafasını karıştıran sorular çoktur ve bunların hepsi de yanıtsızdır.
Diğer yandan, 20 Temmuz’da OHAL darbesi ilan eden AKP Yönetimi neden “İmralı’da görüşme yapılmayacak” açıklamasını yapma gereği duymuştur? Yine Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, İmralı’daki duruma ilişkin iki kelimelik açıklama yapma gereğini neden duymuştur? Bütün bunlar Kürt toplumu nezdinde şüphe uyandırıcı tutum ve davranışlardır. Madem İmralı’daki durum hakkında açıklama yapmak gerekiyor; o halde Kürt halkının kaygılarını giderecek düzeyde bu açıklamalar yapılmalıdır. Madem İmralı’da durum normaldir, o halde görüşme yaptırılarak mevcut gerginlik ortadan kaldırılmalıdır. Ancak bunlar yapılmamakta ve bu nedenle şüpheler daha da artmaktadır. Devlet sanki bir şeyleri gizliyor gibi hareket etmektedir. Kaldı ki hukuken görüşme hakkı İmralı’da tutulan insanların da vardır.
Bütün bunlar, İmralı’daki durumu daha ciddi ve kaygı verici hale getirmektedir. Kürt halkı böyle duymakta ve herkes de böyle anlamaktadır. Durum bunun tersiyse, bu konuda toplumu bilgilendirme görevi ve sorumluluğu yetkiyi elinde tutanlardadır. Dolayısıyla İmralı kapıları açılana kadar mevcut kuşku vericilik devam edecektir. Yine İmralı işkence sistemi paramparça edilene kadar bu gerginlik ve mücadele gelişerek sürecektir.
Son tutum ve eylemlilikle birlikte halkımız doğru yola girmiş ve Önderlik gerçeğine yaklaşmıştır. Bu mücadeleci tutumunu her alanda ve daha da geliştirerek sürdürmek durumundadır. Zira durum ciddidir. Çünkü Önder Abdullah Öcalan’ın sağlığı ve güvenliğine dair elimizde hiçbir bilgi yoktur. Dahası bilgi edinme çabası ve taleplerine yönelik AKP’nin faşist OHAL yönetimi sadece terör ve saldırıyla karşılık vermektedir.
Çok açık ki, Önder Abdullah Öcalan’ın sağlığı ve güvenliği tehlike altındadır. Bu tehlike tüm Kürt halkı için ve Türkiye halkları içindir. Bu tehlike halklarımızın barışı, özgürlüğü ve demokrasisi içindir. Bu tehlike tüm devrimci ve demokratik güçler içindir. O halde herkes varlığına, özgürlüğüne ve geleceğine sahip çıkmalıdır; bunun için de Önder Abdullah Öcalan’ın sağlığına ve güvenliğine sahip çıkmalıdır. Önder Abdullah Öcalan özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşana kadar mevcut özgürlük eylemleri kesintisiz ve geliştirilerek sürdürülmelidir. Günümüzün en devrimci görevi ve mücadelesi budur.