“Başkalarını korkutanın kendisi de korku içindedir…” A. Claudivs

Dêrsim soykırımının araştırılması için meclise verilen önerge, AKP’nin ret oyu vermesi sonucu kabul edilmedi. Bu sayede, alışılagelmiş reflekslerle hareket eden ‘Korku Cumhuriyeti Türkiye’nin, bir sorununu daha çözme dirayetinden mahrum olduğuna tanık olduk.
Yaşanan bunca tarihsel gelişme içerisinde kendisini ne bölgesel ne de küresel çapta konumlandırması da zaten buradan kaynaklanmaktadır. Yani iç sorunlarını bir türlü çözme iradesini gösterememesinden. Bu kendini konumlandırama durumu, tarihin akışı içerisinde Türkiye’nin kendisine bir yön vermemesine neden olduğu için, sadece savrulmasına yol açıyor.
Fakat ne yazık ki, bu durumun Türkiye’nin aleyhine olduğunu dillendirenlere çok az bir kesim kulak veriyor. Bu durumu fırsat olarak değerlendirmiş olan AKP ise, bu işten nemalanmak adına her türlü yolu mübah olarak değerlendiriyor. Sorunları çözme niyeti olmadığı için bütün yoğunlaşmasını, ana karakter özelliği olan oyalama politikası üzerine kuruyor. Zaten Dêrsim soykırımını dillendirip, hemen arkasından da mecliste ret oyu vererek, önergenin kabul edilmesini engellemesi de bu politikasının bir örneğini teşkil etmektedir.
İşte bu artık statik bir hal alan sorunu erteleme zihniyetinin, ülkenin temel sorunlarının çözüme kavuşturulması karşında sergilediği tutumlar, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana genel anlamı ile değiş(e)memiştir. Bu durum ise bize sorunun kaynağında ontolojik bir güvensizliğin yattığını gösteriyor. Aksi taktirde Kürt halkının yıllardır vermekte olduğu mücadele sayesinde elde ettiği kazanımları, yok saymaya çalışmanın, hala tasfiye ve imha üzerinden siyaset yürütmenin ve Kürtlerin kendini savunma hakkını İmralı’da uygulanan ağır tecit ile elinden almaya çalışmanın başka bir açıklaması olamaz.
Anlaşılan şu ki, hala tüm halkı örgütsüz ve savunmasız bırakarak, istedikleri biçimde şekillendirme ve asimilasyon uygulayabileceklerine inananlar iş başında. Hal böyle olunca da korku ve sindirmede tam gaz ilerliyorlar. Nitekim Dêrsim’in CHP’nin elinde olmasını örnek göstererek, Kürt halkı üzerinden yapılanları, entegre metodları gibi tartışmaları, hala sürmekte olan kırım politikalarını işaret ediyor. Ayrıca Kürt halkının hem kendi içinde hem de dışa karşı, her parçada yaşamakta olduğu değişimi ve sergilediği irade gücü kabullenmekte zorlanıyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ontolojik korkularından dolayı, halkların kendi özgür iradeleriyle talep ettikleri demokrasi ve özgürlükler konusunda adım atamamakatadır. Aksi halde halkları soykırımlardan geçirmeyi, korkutmayı, sindirmeyi ve bunları gerçekleştirbilmek için de savaşta ısrar etmeyi sadece ve sadece paranoyaklık olarak nitelendirebilirsiniz.
Kürt halkı bu korkuların kurbanı olmama iradesini zaten göstermiş olduğu içindir ki, bugün dört parçada hem kendi içinde hem de dışa karşı bir değişim ve dönüşümü yaşamaktadır. Bu bağlamda artık korku Kürt halkı için mücadele kavramının çok çok gerisine düşmüştür. Bunun içindir ki, aslında korkutarak Kürt sorunu çözmeye çalışmak yerine korktuğu için sorunu çözmeyen tabirini Türkiye Cumhuriyeti devleti için kullanmanın daha yerinde olduğuna inanıyorum.