Demokratik Siyaset halkın kendi kendisini yönetmesidir. Halkın kendi ihtiyaçlarını belirlemesi ve bu ihtiyaçların giderilmesi üzerinde sistemini kurarak sorunlarını gidermesidir. O yüzden siyaset, halka hizmettir. Halka hizmet olarak kendisini yaşamsallaştırdığında değerlidir ve bir anlamı vardır. Halkların siyaseti olan demokratik siyaset ancak böyle kendisini kurumlaştırarak, yaşamsallaştırır. Yaşamın her anı ve alanını ilgilendirmesi açısında siyasette en aktif rol oynayacak kesim de kadınlar olmaktadır. Bugün bu gerçeklik bir bütünen göz ardı edilmekte ve kadınlar siyasetin aktif yürütücüsü değil, üzerinde siyaset yürütülen konuma getirilmiştir.
Özgür yaşam ve iradeli yaşam için en çok ihtiyaç duyduğumuz kadının da aktif rol alabileceği böyle bir siyasetin uygulanmasıdır. Oysa günümüzde siyaset yapma adına siyasetin kirletildiği ve erkeğin egemen olduğu bir gerçekliği her gün ve her an yaşamaktayız.
AKP Hükümeti seçim yatırımı için harekete geçmiş durumdadır. Tekrar iktidara gelmesi için toplumun tüm kesimlerinde oy alması gerekmektedir. Bugüne kadar uyguladığı politikaların halkın çıkarı için değil, kendi iktidarını koruma endeksli olması nedeniyle bu kez öyle kolay iktidar olamayacağı açıktır. Halk AKP’nin tüm kirli oyunlarını deşifre etmiş, artık onunla yaşanamayacağına ikna olmuş durumdadır.
Asıl değinmek istediğim konu, seçim sürecine doğru giderken, AKP’nin bir oy için yaptığı kirli politikalarının ve yalanlarının artık kimseyi kandıramayacak olmasıdır. AKP döneminde, Türkiye tarihinde hiç görmediğimiz kadar, kadına karşı şiddetin birçok yönünü gördük duyduk ve yaşadık. Sokak ortasında kadınların dövülmesi, tacize uğraması, katledilmesini bazen üzülerek, bazen öfkelenerek televizyonlarda izledik. Özellikle bu şiddeti uygulayan kişilere karşı hiçbir cezanın uygulanmamasıyla, toplumda cinsler arası ayrımcılık ve parçalılığın ne kadar derinleştirildiğine her geçen gün daha net tanık olduk.
Yaşanan şiddet karşısında sessiz kalınarak şiddetin gelişmesine zemin sunulması, toplumda kadınların can güvenliğinin olmaması ve kadınların potansiyel suçlu ve şiddeti hak eden olarak yansıtılması ise AKP anlayışının özünü yansıtmaktadır. Aslında yaşanan bu durumlara çok şaşırmamak gerekir. Egemen-iktidarcı erkek karakterin en erkekçe zihniyeti AKP’nin kendisi olmaktadır. Bu erkek zihniyetinin kadını, erkekle eşit görmesi beklenemez. Hatta kadın değerlerinin ortadan kaldırılması üzerine kendisini örgütleyen ve kadını yaşamın her alanında düşman görerek, kadın şahsında insanlık değerlerini ve insanları vahşice katleden, IŞİD’e her türlü desteği vererek, bu savaşın ortağı olmazdı. Yani bir cinsin iradesinin ortadan kaldırması üzerine kendi sistemini güçlendirmezdi.
Yaşanan bu gerçekliklere rağmen başbakan Davutoğlu yerel yönetimlerde kadının yeri üzerine yapılan toplantıda yüzü hiç kızarmadan ‘kadına şiddet onursuzluktur’ değerlendirmesini yapabiliyor. O zaman insanın aklına onursuz kim? sorusu gelmektedir. AKP Hükümeti döneminde kadına uygulanan şiddetin haddi, hesabı olmazken nasıl onurdan ve kendi gerçekliğinden uzak böyle konuşmalar yapılabilmektedir? Kadına karşı şiddet karşı mücadele gününde kadın ile erkeğin eşit olmayacağını dile getiren zihniyet, bugün onurdan bahsetmektedir! Aslında tüm bu söylenenler AKP siyasetinin zihniyet gerçekliğini ve onursuzluğunu açıkça göstermektedir.
Yerel yönetimlerde kadının katılımını engellemek için eşbaşkanlık sistemine bu kadar karşı çıkmasına rağmen, kadını siyasete katıyormuş gibi yapması da başka bir çelişki olmaktadır. Yani erkek zihniyetini esas alan ve onun zihniyetini uygulayan kadın yaratmaktadır.
Kadınlar kendileri üzerinde yapılan bu politikalara karşı sessiz kalmamalı, AKP’nin onursuzlaştıran politikalarına karşı mücadelelerini yükseltmemeliler. Kadını yaşamda bu kadar yok sayan bir zihniyettin kadın üzerine olan söylemleri kabul edilmemelidir.
Kadınlar kendi yaşamlarını egemen erkek zihniyetinin ellerine bırakmayacak kadar yaşam tecrübesine ve yaşamı özgürleştirme gücüne sahiptirler.