Vesile Tekas, yaklaşık 5500 metre yürüyüş ile tırmandığı tehlikeli Everest dağ yolculuğunu gazetemiz ile paylaştı.

Cudî Dağı'nın eteklerindeki Silopî'de doğduğunu ve dağların her zaman ilgisini çektiğini söyleyen Tekas, "Hatırlıyorum çocukken hep Cudî Dağı'na bakardım ve tepesini bir at figürüne benzetirdim. Yaklaşık 18 yıldır İngiltere'deyim, ama hala dağlara çok tutkunum. Dağ tutkum, aslında gençliğimden bu yana dağdaki şervanlara olan sempatimle arttı diyebilirim. Bu yönüyle dağ ile duygusal bir bağım var da denebilir" diye konuştu.
Tekas, bu yolculuğunu diğerlerine kıyasla daha fazla önemsediğini şöyle anlattı: "Bu kez bir macera ya da dağ-doğa gezisinden ziyade, Serok Apo, Paris'te katledilen üç Kürt kadın devrimci posterleri ve KCK bayrağını dünyanın en yüksek dağı Everest'in tepesine dikmek gibi bir hedefim vardı. Özellikle 'Sherpas: Everest'in Gerçek Kahramanları' belgeselini izledikten sonra, bir Kürt kadını olarak o dağın tepesine bu bayrakları dikmeliyim, dedim."
 
19 günlük yolculuk

Londra'dan önce Hindistan'ın en büyük ikinci metropolü Delhi'ye yolculuk yapan Tekas'ın yolculuğu 19 gün sürüyor. Avrupa'dan gelen bir ekiple hazırlığını yapan Tekas, sırtlayabildikleri ekipmanların dışındaki eşyalarını yak isimli ineğe benzer bir hayvan kiralayarak taşıdıklarını söyledi. 8 saatlik bir yürüyüş ile büyük bir kasaba olan Namche Bazaar'a varan ekip, ertesi gün yürüyerek Tengboche'ye varır. Tekas, Tengboche'de Güney Kürdistan bayrağı ile karşılaştığını belirtiyor.

'Kürtlerin tanınması beni şaşırttı'

Tekas, "Tepeye yakın yerde konakladığımız Namche Bazaar'daki çayevinin sahibi, Kürt olduğumu söyleyince, 'Sizin lideriniz Abdullah Öcalan'dır ve yakın süreçte Paris'te üç Kürt kadın devrimci katledildi' dedi. Teknolojiden bu kadar kopuk ve tamamen ilkel koşulların yaşandığı böylesi bir yerde bunların biliniyor olması beni oldukça şaşırttı" diye kaydetti. 
Yukarı çıktıkça oksijenin azalmasından kaynaklı ekipte başağrıları, mide bulantıları, ishal gibi sağlık sorunların baş göstermeye başladığını belirten Tekas, bu nedenle ekipten birçok kişinin geri dönmek zorunda kaldığını belirtiyor.

Doğa karşısındaki savunmasızlık

Doğanın ne kadar güçlü olduğunu, insanın doğa karşısında ne kadar savunmasız olduğunu ve onu kontrol edemeyeceğini deneyimleyerek gördüğünü belirten Tekas, "Ne kadar paralı olursan ol, ne kadar fiziki olarak sağlıklıyım dersen de, doğa ile başedemeyeceğini anlıyorsun orada. Yine dikkatimi çeken diğer bir şey ise; halkın ve monk adı verilen rahiplerin çok barışçıl ve doğaya ve doğadaki tüm varlıklara çok saygılı olmasıydı" dedi.
Ertesi gün yeniden tırmanmaya devam ettiklerini söyleyen Tekas, "Yaklaşık 8 saatlik bir yürüyüş ile ana hedefimiz olan Everest Ana Kampı'na vardık. Hem yükseklikten kaynaklı  oksijen azlığı, hem de çığ ve heyelandan kaynaklı her an hayati tehlikenin yaşanabileceği koşullar sebebi ile burada en fazla 10-15 dakika kalınabiliyordu. Ancak şunu belirtebilirim ki, çok mutluyum çünkü o posterleri ve bayrakları Everest'in tüm ihtişamının göründüğü zirveye diktim. Everest'e Nepal halkı 'tanrıların evi' anlamına gelen 'Sagarmatha' der. Ben oranın artık tanrıçaların da evi olduğuna inanıyorum" şeklinde konuştu.
 



SUNA ALAN/LONDRA