DAİŞ saldırıları ve Kobanê direnişi bağlamında Ortadoğu’da politik devrim - I -


“Örgütlenmiş savaşın ortaya çıkmasından itibaren, taarruzun ya da savunmanın üstünlüğü arasında gidiş-geliş olagelmiştir. Genel olarak söylersek, savunma güçlü olduğu zaman uygarlık gelişir ve taarruz güçlü olduğu zaman barbarlığa dönüş yapar.” (B. Russel)

Kobanê’nin direnmesi ve düşmemesi son derece önemlidir. Çünkü bu direniş, yeni bir uygarlık ile barbarlık arasındaki savaşın sembolüdür. Ya uygarlık (sosyalizm) ya da barbarlık! Bugün üçüncü bir yol yoktur.
Unutmamak gerekir ki, yeni tarzda demokratik bir proje geliştiren, örgütlenmiş ve kendi öz savunmasını yaratan bir halk kolay kolay yenilmez.

DAİŞ olgusu konusunda bazı görüşler

DAİŞ (Irak Şam İslam Devleti) olgusu belli bir süre Ortadoğu’da gündemi işgal edecek. Bu nedenle DAİŞ olgusunun sosyolojik analizi gereklidir.
DAİŞ olgusu nedir? Kimilerine göre DAİŞ (Irak Şam İslam Devleti), İsrail’in güvenliğini sağlamak için kurulmuş bir örgüttür. Kimileri, DAİŞ’in Batı emperyalizminin bir Truva atı, bir tetikçisi ve oyuncağı olduğunu ileri sürüyor. Kimilerine göre DAİŞ, Irak hükümetinin Sünniler üzerinde baskı uygulamasının sonucunda ortaya çıkan Sünnilerin haklarını savunan bir örgüttür. Bazılarına göre, Ortadoğu’da Arap ulus devletlerinin yıkılmasından sonra oluşan siyasal ve ideolojik boşluktan yararlanarak kurulmuş bir örgüttür. Kürt düşmanı ulusalcılara göre DAİŞ, “Büyük Kürdistan” için ABD tarafından kullanılan bir örgüttür. Kimilerine göre ise DAİŞ, Rojava Devrimi’nin inşa ettiği alternatif toplum biçimini yok etmek üzere kurulmuştur. Batı medyasına göre DAİŞ, cani bir terör örgütüdür.
Bence tüm bu yaklaşımlar, bir parça doğruluk içermektedir; ama tek başlarına ele alındıklarında tek boyutlu yaklaşımlardır. Hegel’in dediği gibi, her görüş kendini haklı gösterecek bir argüman bulabilir. Oysa “gerçek bütündür.” Dolayısıyla bütünsel bir yaklaşım gereklidir. Gerçekten, DAİŞ olgusu karmaşık bir olgudur. Bu nedenle, basit yaklaşımlardan uzak durmak gerekir.
İlkin DAİŞ konusunda en yaygın görüşlerden olan iddiayı ele alalım. Milliyet Gazetesi’nde çıkan bir habere göre ABD Ulusal Güvenlik Dairesi eski çalışanı Edward Snowden şunu ileri sürmüş: DAİŞ, İsrail’in güvenliğini sağlamak için kurulmuş bir örgüttür. DAİŞ’in arkasında ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratı var. Irak ve Suriye’de terör estiren DAİŞ, ABD, İsrail ve İngiltere istihbaratları tarafından eğitilmiştir. Snowden, bu örgütün MOSSAD tarafından “eşek arısı kovanı” stratejisi çerçevesinde kurulduğunu öne sürüyor. Bu stratejinin amacı şu: İslami köktendinci bir terör örgütü aracılığıyla İslam Devleti kurmak, Ortadoğu’daki devletleri destabilize ederek İsrail devletinin güvenliğini sağlamak. Suriye’yi, Irak’ı ve Lübnan’ı “etnik ve dinsel” bölgelere ayırmak ve bu bölgelerde birbirine düşman “devletçikler” oluşturmak.
Yine Milliyet Gazetesi’ne göre İran basını, DAİŞ lideri Ebubekir El Bağdadi’nin 2006 yılında öldürüldüğünü, yerine bir ajanın geçirildiğini iddia etmiş. Bu çok konuşulan iddiaya göre Ebubekir El Bağdadi Müslüman değil bir Yahudi.
Snowden’in iddiasında doğruluk payı olduğu açıktır; ayrıca bu iddiayı destekleyecek somut olgular göstermek de zor değil. Örneğin, DAİŞ’in Filistin davasına destek olmaması, Yahudilere karşı eyleme girişmemesi, bu iddiayı doğrulayan tezlerdir. Ama bu iddia yine de DAİŞ olgusunu bütünüyle açıklamak için yetersizdir. Çünkü DAİŞ olgusunu, sosyolojik açıdan değil, yüzeysel bir yol izleyerek gizli servis mantığıyla açıklıyor.
 Batı basınındaki yaygın başka bir görüş ise DAİŞ’in bir terör örgütü olduğu görüşüdür. Bu görüş de doğru yanlar içermektedir. DAİŞ’in uyguladığı terör bunun bir göstergesidir. Ama bu görüş de tek yanlıdır. Çünkü dünyanın çeşitli yörelerinden insanların katılımını, bu hareketin “küresel niteliğini” açıklayacak durumda değildir. Bu hareketin ideolojik ve politik etkisini küçümsemektedir.
Diğer önemli bir görüş şudur: Kürtler, Suriye’nin bir bölgesinde çok çeşitli dinsel ve ulusal kimlikleri barındıran demokratik ulus anlayışını yaşama geçirdiklerinden dolayı hedef haline gelmişlerdir. Bütün gerici güçlerin amacı, Rojava Devrimi’ni yıkmaktır. Çünkü Rojava Devrimi, 21. yüzyılda ulus devletlerin çöktüğü veya çökertildiği Ortadoğu bölgesinde, alternatif bir toplum biçiminin temellerini atmaktadır. Ve tüm ulusları ve dinleri bir arada tutmayı başaran alternatif bir toplum biçimini yaratmaya çalışıyor. Dolayısıyla Rojava Devrimi hedef haline gelmiştir. ABD, Batı emperyalizmi, Türkiye ve Ortadoğu’daki gericiler, Kürt halkının kurmaya çalıştığı bu yaşam biçiminin başka ülkelere örnek olmasından korkmaktadırlar.
Bu görüş gerçeğe en yakın olanıdır ve pek çok doğru analizle uyum içindedir. Ama bu görüş, iki olguyu sosyolojik ve politik olarak açıklamak gücünde değildir. Birincisi, DAİŞ olgusunun sosyolojik nedenlerini açıklama çabasına girmeden, olgunun sonuçları üzerinde durmaktadır. İkincisi, ABD’nin yönettiği “Koalisyon” uçaklarının neden DAİŞ’e karşı hava saldırısı düzenlediğini açıklamakta zorlanır. Ayrıca bu bakış açısı, Ortadoğu’daki toplumsal çalkantıları ve İslam dininin yaşadığı bunalımı dikkate almamaktadır.

DAİŞ olgusu nedir?

Karmaşık bir olgu olan DAİŞ (Irak Şam İslam Devleti) sorununun geniş bir şekilde analiz edilmesi gerekiyor. DAİŞ’e karşı mücadele, onu ortaya çıkaran tüm nesnel ve öznel koşulların analiz edilmesini gerektirir. Burada –ne yazık ki- DAİŞ konusunda ayrıntılı ve somut bir analiz yapabilecek bir bilgiye sahip değilim. Dolayısıyla DAİŞ olgusunun analizinde dikkate alınması gereken 4 temel olguya değinmekle yetineceğim.
1. Ortadoğu toplumlarında yüzlerce yıldan beri ekonomik-politik-ahlaki-ideolojik toplumsal sorunlar birikmiştir. Ortadoğu toplumsal bunalımlarla sarsılan bir bölgedir. Bu durum dikkate alınmadan DAİŞ olgusu bütün boyutlarıyla anlaşılamaz.
2. DAİŞ olgusu ABD’nin izlediği dış politika (emperyalizm) anlaşılmadan da açıklanamaz. ABD’nin dış politikasını iki döneme ayırmak gerekir.
a) İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra kurulan Ortadoğu’da, “Arap sosyalizmi” bayrağı altında “milli devrim”ler yaşanmıştı. ABD, dış politikasını bu süreçte ikili (sınıfsal ve milli) devrimci süreci engelleyecek bir stratejiye dayandırdı. Ortadoğu, hem sınıfsal devrimi ve hem de milli demokratik devrimleri boğmak için ABD açısından stratejik bir öneme sahiptir. Çünkü Ortadoğu petrolü, Avrupa’nın yeniden restore edilmesinde gerekliydi. Ortadoğu emniyet ve denetim altına alınamazsa, Avrupa’daki kapitalizmin restorasyonu mümkün olamaz; dolayısıyla Avrupa da kendini emniyette hissedemeyecektir. ABD, bu nedenle Ortadoğu’da “milli devrimleri” denetim altına alma stratejisi izledi. Giderek bu devletler, Batıcı olan küçük bir azınlığın ve bürokrasinin denetimine girdiler. Bu ulusal devletler, halkın beklentilerini karşılayamadı. “Arap sosyalizmi”, ekonomik, toplumsal ve siyasal sorunlara cevap olamadı. Bir yanda sorunlar giderek katmerleşirken, diğer yandan ulusalcılığı aşamayan “Arap sosyalizmi” ideolojik ve politik çekim gücünü yitirdi.
b) Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra izlenen dış politika. ABD, neoliberal politik stratejilerin ışığında, kapitalizmin bütünüyle giremediği Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeyi ve küresel sermayeye açmayı amaçlarken, bir taşla beş kuş vurmak istiyor:
I.    Enerji kaynaklarını denetim altında tutmak
II. Kapitalizme alternatif olacak eğilimleri ve gelişmeleri yok etmek.
III. İsrail’in güvenliğini sağlamak.
IV. Ortadoğu’da yoğun kan ve zaman kaybettiği için bu bölgede merkez-yerel stratejisinde yeni bir değişikliğe gitmek. Yani karar ve planlamalar merkezde (ABD) yapılırken, uygulamayı Türkiye’ye ve DAİŞ gibi “Truva atı“ rolünü oynayan yerel örgütlere bırakmak. Dikkati ve enerjiyi Asya-Pasifik bölgesinden yükselmeye başlayan Çin gibi tehditlere yoğunlaştırmak.
V. “İslam Devleti” kuran ve baş kesen bir örgüt olan DAİŞ üzerinden İslam’ı dünya kamuoyuna yeni bir tehlike olarak göstermek.
3. DAİŞ sorununun anlaşılması için üçüncü önemli bir nokta şudur: ABD’nin Ortadoğu’ya saldırmasından sonra, halklar ilkin İslam bayrağına sarıldılar. Oysa Ortadoğu’da İslam dini, reformasyondan geçmemiş, kendini modern çağın koşullarına uyarlayamamıştır. Bu nedenle İslam’ın rönesansı gibi görünen süreç, aslında Ortadoğu’da kendini yenileyemeyen, reform ve aydınlanma sürecinden geçmeyen İslam’ın bunalımıdır. Şii ve Sünni kavgası, esasında maddi çıkarlar çelişkisini yansıtmasına rağmen İslam dininin yaşadığı bir bunalım olarak algılanabilir. Bu olgu, İslam dininin reformdan geçmesi gerektiğini göstermektedir. (Yazımı daha önceden okuyan dostum Kadir Konuk, bu konuda şu notu düşmüş: “İslam’da bir ‘reform’ beklemek sadece bir hayaldir, çünkü Tanrı ayetlerinin değiştirilmesine kalkışmak dinsizlik demektir ve bu da ayrı bir cihat çağrısına yol açar.” Dostumun bu notuna rağmen hayalci olmaya devam edeceğim.)
4. DAİŞ olgusunun anlaşılması açısından diğer önemli bir sorun ise Ortadoğu’nun önemli sorunlarından biri olan Kürt meselesi, bir başka deyişle Kürt düşmanlığıdır. Kürt düşmanlığında en belirgin ülke Türkiye’dir. Dolayısıyla El-Kaide örgütü içinden devşirilen DAİŞ’in arkasındaki en büyük güç de Türkiye’dir. Yeni Osmanlı projesinin peşinde olan AKP hükümeti, hem Esad yönetimini yıkmak istediği hem de Suriye’deki bağımsız Kürt oluşumundan korktuğu için DAİŞ’i kullanmak istemektedir.
***
DAİŞ sorununu tüm yanlarıyla ele aldığımı iddia etmiyorum. Saydığım bu noktaların her birinin geniş analizler gerektirdiğinin farkındayım. Uzun süreli bir bakış açısıyla bu analizlerin yapılması ve gereken sonuçların çıkarılması gerekir. Ama bu yazıda bunu yapmak mümkün değil. Esas olarak bu dört olgu dikkate alınmadan, DAİŞ olgusu bütünüyle anlaşılamaz. Bütünsel olmayan analizin, yüzeysel bir analizin ötesine geçilemez. Yüzeysel olgulara bakarak yeni paradigmalar ve etkin stratejiler geliştirmek mümkün değildir. Yukarıda sayılan olgular dikkate alındığında DAİŞ konusunda şunlar ileri sürülebilir:
* DAİŞ, Ortadoğu’nun uzun zamandan beri yaşadığı,  toplumsal, politik sıkışıklığın gerici bir biçimde kendini açığa çıkarmasıdır.
* DAİŞ, gerilemekte olan ABD’nin yaşadığı egemenlik krizinin bir ürünüdür.
* DAİŞ, Ortadoğu’da başta ABD ve Türkiye olmak üzere bütün gerici güçlerin, çığrından çıkmış en radikal en barbar taşeron örgütüdür.
* DAİŞ, kendini reformdan geçiremeyen İslam’ın yaşadığı radikal krizin bir ürünüdür.
* DAİŞ, Ortadoğu’daki Kürt düşmanlığının yoğunlaşmış biçimidir
DAİŞ konusunda şimdiye kadar okuduğum analizlerde gözlerden kaçan iki bunalıma dikkat çekmek isterim: Birincisi, Ortadoğu ülkelerinde yaşanan ekonomik-politik-toplumsal bunalım, ikincisi ahlaki ve ideolojik bunalım, İslam’ın bunalımı. DAİŞ, dış faktörlerin yanında, bu iki iç faktörün, yani bu iki büyük bunalım biçiminin sonucu olarak ortaya çıkan tipik örgütlenmedir. Tipik örgütlenme diyoruz, çünkü kendini devlet olarak ilan ediyor. Bu iki bunalıma işaret etmemin nedeni, Ortadoğu’ya geniş bir perspektiften yaklaşmak, yeni paradigmalar geliştirmek gerektiğini göstermektir. Ortadoğu devrimi perspektifi ve Ortadoğu’yu demokratikleştirecek politik devrim kendini dayatmaktadır. 


YARIN:
* ABD’nin hava saldırılarının nedeni
* AKP-DAİŞ ilişkisi
* Ortadoğu devriminin temeli: Demokratik Ulus



Yener Orkunoğlu