
Tayyip Erdoğan şefliğindeki AKP iktidarı, Kürtlere karşı savaşı her yere yaymış bulunmaktadır. Kuzey Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da Kürtlere yönelik saldırıları bilinmektedir. Nerede bir Kürt örgütlülüğü varsa ona karşı savaş açmıştır. Çünkü örgütlü Kürt, özgür ve demokratik yaşamı için mücadele eden Kürt’tür. Türkiye için Kürtlerin varlığı bile tehlikedir. Kürt’ün varlığını ortadan kaldırmayı temel hedef edinmiştir. Kürt’e karşı savaşı var olma, yok olma savaşı, istiklal savaşı olarak görmektedir. Türk’ün varlığını Kürt’ün ölümünde gören bu soykırımcı faşist anlayış, Kürtlere karşı savaşını Avrupa’ya da taşırmış bulunmaktadır. Avrupa’daki demokratik Kürt kurumlarına tahammül etmemesi, yürüttüğü bu savaşın sonucudur. Kendisi Türkiye’de Kürtlere nefes aldırmamak için her türlü saldırıyı yaptığı gibi, aynı politikayı Avrupa’ya da dayatmaktadır.
AKP iktidarı Kürtlere karşı kirli bir savaş yürütmektedir. 1990’lı yıllardaki kirli savaş 21. yüzyıl koşullarında yeni yol ve yöntemlerle sürdürülmektedir. 1990’lı yıllarda köyleri yakılıp yıkılan halkın şehirlerde örgütlü güç olması ve kendi kendini yönetir hale gelmesiyle birlikte şehirleri yakıp yıkmışlardır. 1990’lı yılları katbekat aşan düzeyde demokratik siyasetçiler zindanlara atılmıştır. 1990’lı yıllarda zaman zaman yapılan sınır ötesi harekatlar şimdi her gün yapılmaktadır.
AKP iktidarı kirli savaşı Avrupa’ya taşımıştır. Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’in katledilmesi AKP iktidarının talimatlarıyla MİT tarafından örgütlendirilmiş, Ömer Güney denilen bir tetikçiye yaptırılmıştır. Bu katliamın MİT tarafından planlanıp gerçekleştirildiği belgeleriyle ortaya çıkmıştır. Ancak Fransa ve Avrupa ülkeleri bu gerçekliğe rağmen Türkiye’ye tutum almamışlardır. Bu nedenle Türkiye Avrupa’da Kürtlere yönelik saldırgan politikaları daha da yaygınlaştırmıştır. Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı söylemleriyle, yarattıkları neo faşist topluluklarla Kürtlere saldırıp sindirme politikasını Avrupa’ya taşırmayı planlamaktadır. Bu konuda MHP’nin faşist örgütlenmesiyle AKP’nin faşist örgütlenmeleri bir merkez tarafından ortak olarak yönetilmekte ve yönlendirilmektedir. MİT’in Avrupa’ya yönelik operasyon şubesi tüm bu çalışmaları yürütmektedir.
AKP iktidarı Kürtlere karşı yürüttüğü kirli savaşı Avrupa’ya taşırma kararı almıştır. Bu kararda Tayyip Erdoğan’ın imzası bulunmaktadır. Avrupa ülkeleri bizim Kürtleri tasfiye etme politikalarımıza destek vermiyorsa bu işi biz kendimiz yaparız denilerek Avrupa’da yeni bir örgütlenmeye gitmişlerdir. Şu anda Avrupa Birliği istihbarat örgütleri böyle bir örgütlenmenin olduğunu tespit etmişlerdir. Bu örgütlenme üzerinde kapsamlı bir istihbarat çalışması yürütülmektedir. Almanya’nın bu örgütlenmenin bazı hücrelerine yönelik operasyon yapmaları, bunların harekete geçecekleri yönündeki alınan bilgi üzerinedir. Eğer Almanya ile Türkiye arasında sorunlar ortaya çıkarsa bu örgütlenmelerin daha fazla üzerine gidilecektir.
Türkiye içeride ve dışarıda şiddeti örgütleyen bir devlet haline gelmiştir. AKP iktidarı ile birlikte MİT’e dış ülkelerden operasyon yapma yetkisi de verilmiştir. Sara, Rojbin ve Ronahilerin (Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez) katledilmeleri bu politikanın soncu gerçekleşmiştir. Aslında bu katliam bile başlı başına Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden çıkarılma nedenidir. Ancak Fransa ve Avrupa ülkeleri çıkarcı ve oportünist yaklaştıkları için kendi yasalarını bile uygulamaktan kaçınmışlardır.
Tayyip Erdoğan aynı Hitler, Mussolini ve tüm faşistler gibi örgütlü faşist topluluklar oluşturmaktadır. Artık klasik devletlerdeki resmi güçler dışında ideolojik olarak şekillendirilmiş ve bir merkezden yönetilen vurucu topluluklar örgütlemektedir. Tayyip Erdoğan bu faşist toplulukları esas olarak Kürtlere yönelik örgütlese de tüm muhaliflerine karşı da kullanacak biçimde hazır tutmaktadır. Osmanlı Ocakları adı altında örgütlendirilen topluluklar bugün MİT üzerinden doğrudan saraya bağlı hareket etmektedirler.
Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı eğer Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezebilirlerse hiçbir biçimde iktidarı bırakmayacaklardır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne Avrupa dahil her yerde saldırması, iktidarı bırakmak istememesi nedeniyledir. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edebilirse yeni kurucu lider, yani kurucu irade olarak hegemonik otoriter sistemini kalıcı hale getirecektir. Zaman zaman seçimler yaptırarak “bizi halk seçti” diyerek AKP hanedanlığını sürdürecektir.
Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı Kürtlere de, AKP’yi eleştiren herkese de bu nedenle saldırmaktadır. Avrupa’ya da çok yönlü şantajlar yaparak hegemonik faşist iktidarını kabul ettirmeye ve normalleştirmeye çalışmaktadır. AKP iktidarı şu anda tarihin en tehlikeli faşist iktidarı haline gelmiştir. Bunu görmeyenler ya bu iktidara boyun eğeceklerdir ya da sıra kendilerine geldiğinde iş işten geçmiş olacaktır. Bu açıdan Kürtlerin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin AKP’ye karşı direnişi, aynı zamanda IŞİD’e karşı verdikleri mücadelede olduğu gibi tüm insanlık için yürütülen bir mücadeledir. Bunu anlamayan Avrupa ve diğer ülkeler de büyük bir gaflet içindedirler.
Kürtler AKP saldırılarına karşı her yerde direnmektedir. AKP iktidarına karşı sadece direnilir. AKP’den insaf beklemek, gafletten öte ihanettir; kendini ölüme yatırmaktır. Avrupa’daki halkımız Avrupa devletlerinin gafletini görerek örgütlülüklerini güçlendirmeli, faşist gruplardan gelecek saldırılar karşısında kendini savunacak örgütlü bir sistem kurmalıdır. En iyi savunma örgütlü toplum olmaktır. Örgütlü toplum olduktan sonra saldırı nereden gelirse gelsin topluluklar kendilerini korurlar.