Tunus ile başlayan süreç Ortadoğu’nun geleceği açısından ne kadar önemliyse, Mısır’da yaşanan gelişmeler de bölgenin gerçekleri ile yüzleşmek için kritik sinyaller vermektedir.

Sadece iktidar gücünü kimin kullanacağına odaklı yaklaşımlar, yaşanan değişimin kapsamını algılama imkanından oldukça uzaktır. Pazar potansiyeli ve tüketim alışkanlıklarından, yer altı kaynaklarının işlenmesi ve taşınmasına kadar birçok ekonomik gösterge, siyasal gerilimleri de şekillendirecektir.
Yine inanç eksenli birçok kavga ve yaşam biçimi tartışmaları bir yandan toplumsal kırılmaları tetikleyebilecek diğer yandan iç ve dış güvenlik konseptlerini etkileyebilecek boyuttadır.
Ortadoğu’nun Batılı anlamdaki klasik ve dar temsili demokrasi mekanizmaları ile henüz tanışıyor olması, bu kurum ve süreçlerin, ulaşılabilir son nokta gibi algılanması sonucunu doğurmamalıdır. Seçim, siyasi partiler, sandık ile ilgili değerlendirme ve eleştirileri, ‘eski yönetimler daha mı iyiydi’ refleksi ile kestirmeyi, kapatmayı deneyenler, dünyadaki değişimin düzeyi ve kapsamından da habersizler.
Yönetime katılma, kendi geleceği ile ilgili kararların alınmasına müdahil olma noktasında küresel bir kriz ve değişim sancısı ile karşı karşıyayız. Bilgiye ulaşma ve bilgiyi yayma olanaklarındaki anlamlı değişim, siyasal sistemlerde radikal değişim arayışını da güçlendirecektir. Yeni aidiyetler, kimlikler, sosyal güvenlik mekanizmaları yeni yönetim modellerini de tartışma gündemine taşıyacaktır. Bir yandan çözüm beklentisi yükselen eski sorunlar ve diğer yandan henüz tanışılan ve sınırları aşan yeni sorun alanları insanlığın önünde durmaktadır.
Mısır ister planlanan seçim ve anayasa takvimini işletmeyi başarsın isterse yaşanan kaos çok daha ağır tabloları doğursun, basit çoğunluk üzerine siyasal mekanizmalarla istikrara kavuşamayacaktır. Başka bir uzlaşma kültürü, birlikte yönetme becerisi dışında bir çözüm kolayca kabul görmeyecektir. Tunus ile Mısır’ın büyük İslami hareketleri, aynı kökten gelmesine yani İhvan’ın farklı topraklardaki kolları olmasına rağmen bambaşka deneyimleri beraberinde getirmişlerdir. Gannuşi’nin muhalefeti sürece katma konusunda sergilediği kararlılık ile Mursi’nin tercihleri doğal olarak farklı tepkilere neden olmuştur.
Benzer değerlendirmeyi Türkiye’nin son on yılı için yapmak mümkündür. Aynı liderlik kadrosunun iktidarın ilk yıllarında sergilediği yaklaşımla bugün takınılan tavır arasındaki fark gittikçe kendini hissettirmektedir.
Hala en can yakıcı gündemi Kürt sorununun demokratik çözümü olan Türkiye, bir yandan sokaktaki tepkiyi polisiye yöntemlerle bastırmakta ısrar ederken diğer yandan göstere göstere gelen ekonomik krizin faturasını kesecek adres aramaktadır.
Meclis kapanmadan hazırlanıp başkanlığa sunulacak ama gündeme alınması sonbahara havale edilecek bir paketle yazı atlatmak kolay gözükmüyor. Seçim ve Terör yasalarını ele almak yerine uzlaşılan 48 madde üzerinden acil anayasa yapmaya kalkmak sorunun ciddiyeti ile bağdaşmaz niteliktedir.
Artık Türkiye öncülük etme iddiasında olduğu coğrafyanın karmaşık sorun yumağı içindedir. Kürt sorunu bölgesel gelişmelerden etkilenecek, sorunun çözüm yöntemi tüm benzer bölgesel sorunların çözümüne ışık tutacaktır. İnanç siyaset ilişkileri, kültürlerin korunması, alternatif modernleşme paradigmaları açısından dünyanın gözünde Kürt deneyimi her zamankinden fazla dikkat çekici olacaktır.