
Kadın etrafında ilk toplumsallaşmanın ve ilk uygarlığın geliştiği Ortadoğu’da bugün iki çizgi kıyasıya mücadele etmektedir. Bunlardan birincisi; Kürt kadının öncülüğünde Kürt Özgürlük mücadelesinin esas aldığı demokratik uygarlık çizgisi, diğeri ise DAİŞ’te somut ifadesini bulan ataerkil-sömürücü kapitalist uygarlık çizgisidir. DAİŞ, uyguladığı savaş yöntemleri, hedeflediği iktidar yapılanması, kadına biçtiği toplumsal konum itibariyle bir bütünen beş bin yıllık ataerkil ve sömürü sisteminin temsilcisi durumunda.
Son iki yüzyıldır dünya kadın hareketinin sorgulayıp temellerini sarstığı; Özgür Kürt Kadın Hareketi'nin ortadan kaldırmayı hedeflediği ataerkil aile yapılanmasının ve toplumsal sisteminin bir temsilcisi olarak öç alma hareketine dönüşmüş bulunuyor. Egemen ataerkil sistemi sarsan, ona kafa tutan her harekete ve yapılanmaya Dehak’tan, Firavunlardan, Salmanazarlardan miras kalan tüm acımasız savaş yöntemleriyle saldırıyor. Ortadoğu’da özgür, eşit ve hakça bir yaşamın umut kaynağı olan Kürt kadınlarını özellikle hedeflemesi bilinçlicedir, tam da bu sebeptendir. Çünkü Kürt kadınları geliştirdikleri mücadele düzeyiyle, özgürlükten taviz vermeyen meşru savunma çizgisiyle yerleşik tüm değerleri, tanımlamaları, yapılanmaları alt-üst etmekte, tüm ezilenlere özgürlüğün mücadeleyle mümkün olduğu umudu aşılamaktadır.
DAİŞ'in Kürdistan'a yönelmesi tesadüf değil
Tüm bu sebeplerden DAİŞ’in savaş alanını Kürdistan’a kaydırması anlaşılır olmaktadır. Ataerkil ve sömürücü egemen sistem değerlerini hedefleyen Özgür Kürt Kadın Hareketi'nin mücadelesi nedeniyledir, tesadüfi değildir. DAİŞ bir vahşet örgütü gibi diğer yerleşim bölgelerinde biat etmeyi dayatırken, Kürdistan'ı tümden insansızlaştırmayı hedeflemiştir. Uyguladığı vahşi savaş politikalarıyla ele geçirdiği yerlerde katliamlar, göçertmeler ve esaret politikalarıyla bunu uygulamıştır. Ağustos başlarında Şengal bölgesini işgal ettiğinde ilk başlarda insan aklının sınırlarını zorlayan vahşi uygulamalarla binlerce insanı yerinden yurdundan ederek, göçe zorladı. Garip bir ikilem gibi duran “Ya Müslümanlığı kabul edeceksiniz ya da öldürüleceksiniz” söylemi, ölümün en onursuzca dayatılma haliydi. İki seçenek gibi duran şey, özünde tek seçenekten ibaretti; fiziki ya da ruhi ölüm.
Bu politikalar sonucunda erkekler, çocuklar ve yaşlılar katledilirken, kadınlar esir pazarlarında bir silah karşılığında “köle” olarak satıldı. Savaşı erkeğin asli işi olarak gören bu zihniyet, erkeğe ölümü reva görürken, kadın bedeni ve emeği sömürülen cinsel bir obje olarak ele aldı. Bu nedenle erkekleri katlederken, kadını her türlü hizmetine koşturmak için köle olarak esir aldı.
Direnen Kürt kadını hedef alınıyor
21. yüzyılda karşımıza çıkan, barbarlık dönemine has bu pratikler özünde ataerkil ve sömürücü kapitalist sistemi yeniden restore etmek ve ömrünü uzatmak amaçlıdır. Bu pratiklerin dinle bağı bir yana, Müslümanlığın ruhuna da ihaneti ifade etmektedir. Bir din kadınları esir alıp cariye olarak satmayı, erkekleri ise öldürmeyi emrediyor olamaz! Sorunun İslamiyet’in özüyle çeliştiği aşikar. Aksi durumda Rojava’da, Kobanê’de öldürülen Müslüman Kürtler hangi gerekçe ile öldürülüyor olabilir? Açıktır ki burada amaç Müslümanlığı doğru uygulamak değildir. Tam tersine amaç; ataerkil-sömürücü sistemin iktidarını sürdürmek, her şeyi tekleştirip kendine benzeştirmek ve bunun için dini bir araç olarak kullanmaktır.
DAİŞ'in Kürt kadınını özellikle hedeflemesi kuşkusuz sebepsiz değildir. Kürt kadınının özgürlük iddiası, örgütlülüğü ve mücadele tarzı yerleşik egemen sistemi temellerinden sarsar niteliktedir. Çünkü Kürt kadın mücadelesi; kadın özgürlüğü ve dolayısıyla toplum özgürlüğü için çöl ortasında yemyeşil bir vaha konumundadır. Zor ve şiddetin her türlü yöntemi kullanılarak çoraklaştırılan dünyamızda yaşam sunan bu vaha büyüdüğü sürece egemen tüm sistemlerin temelden sarsılacağı ve dağılmayı yaşayacağı aşikardır. DAİŞ'in Kürt Kadını ve Kürt coğrafyasını özellikle hedeflemesi böyle bir umut hareketi olmasındandır.
Özgür yaşam seçeneği
Kürt kadını, kendine çizilen yazgıya rıza göstermeyen, başkaldıran mücadeleci tutumu nedeniyle DAİŞ’in temsil ettiği zihniyet için büyük korku kaynağıdır. DAİŞ Musul’u bir günde ele geçirirken, Kürt kadınlarının öncülük ettiği fedaice eylemler sayesinde Kürdistan’da ilerleyemedi, adım atamadı. Şiddetin en yoğunlaşmış uygulamalarına maruz kalan Kürt kadınları teslimiyet ve köle olmanın dışında direniş ve özgür yaşam seçeneğinin mümkün olduğunu geliştirdikleri meşru savunma çizgisinde ortaya koydular. DAİŞ karşısında yiğitçe direnerek, DAİŞ'in temsil ettiği beş bin yıllık geleneğe meydan okumaktalar. Kürt halkına ve Kürt kadınına DAİŞ’in büyük öfkesi bundandır. Bu nedenle cariye-köle kadın pazarlarını yeniden canlandırarak tarihin gidişatını değiştirmek istemekte, ataerkil sistemi yeniden “görkemli” günlerine kavuşturmayı hedeflemektedir. Oysa Kürt kadınları, büyük bedeller ödeyerek, kırk yıllık mücadele deneyiminden öğrenmiştir ki özgürlükten öte tüm yaşamlar kölecedir, yaşanmaya değer değildir. Yaşamın dolayısıyla özgürlüğün kendisi her an eylem halinde olmayı ve sınırlara, zincirlere takılmadan kendini gerçekleştirmeyi ifade etmektedir. Bu düşünceyle gün olmuş ihanete teslim olmamak için uçurumlarda kanatlanmış, gün olmuş her türlü geriliğe ve sömürüye karşı bedenini canlı bomba yapıp düşmanın orta yerinde patlatmış, özgürlük aşkıyla ateş topuna dönüşüp alev alev yanmıştır. Kürt kadın hareketinin bu kısa tarihi büyük bedeller ve emeklerle özgür yaşamı tırnakla, dişle yaratma mücadelesinin tarihidir. Sakinelerden Berivanlara, Beritanlara; Zilanlardan Semalara, Viyanlara uzanan bu zengin kadın mirasının son halkasını Arîn Mîrkanlar, Kader Ortakayalar temsil etmektedir.
Bu mücadele deneyimi açığa çıkardı ki şiddet ve erkek terörüyle mücadele etmenin en etkili yolu özgürlük iddiasını büyütmek, örgütlenmek ve yaşam kadar vazgeçilmez olan meşru savunma çizgisini geliştirmektir. Zulüm edenin karşısında susmak, zulme rıza göstermektir, ona ortak olmayı ifade eder. Bu nedenle tüm kadınların ve ezilenlerin her türlü zora ve şiddete karşı örgütlenmesi ve meşru savunma gücünü oluşturması hayatidir. Yaşam, zalimin insafına bırakılmayacak kadar değerlidir.