Barış düşüncesinde olmayan Türk Devleti’nin barış üzerine atacağı adımlar tükendi. O, başta Kürt halkı olmak üzere Anadolu Mezopotamya halklarına tek seçenek olarak biat edip önünde diz çökmek ya da kimliğinin ölümünü vaat ediyordu. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin asli damarını oluşturan Kürt Özgürlük Hareketi’nin köleliği reddetmesi ve özgürlük taleplerindeki ısrarı, dağarcığında barışa ilişkin tek sözcük bile olmayan, sömürgeci Türk Devleti’nin “müzakere süreci” kazanımlarını elinin tersiyle itip hükümranlığını kayıtsız şartsız sürdürmek istemesi aslında Ortadoğu savaşının ilanı idi.
Zenginliğini hırsızlık ve yolsuzluk üzerine kuran kumarbaz, hırsına yenik düşerek “rest” dedi. Kazanma şansı olmayan ama belki ürküterek muhalif oyuncuları oyun dışı bırakmayı amaçlayan bu restleşme, belli ki ülkeyi toptan vuracak bir adımdır.
Türk egemenleri, bölgede kurulması düşlenen Sultani hegemonyanın gerçekleştirilmesinin önündeki en büyük engelin Kürt Özgürlük Hareketi’nin fiili ve düşünsel gücü olduğunu yaşadığı pratik ile net olarak görmüştür. Bu yayılmacı saldırgan politika, bütün Ortadoğu’yu mezhepsel-etnik bir savaşın içerisine çekerek bölgesel bir savaşı başlatmayı ve komşu Suriye ve Irak toprakları üzerinde kesin hâkimiyet sağlamayı hedefleyen bir savaşı resmen ilan etmiştir. Mevcut Türk parlamenter sistemi bile böylesi bölgesel bir savaş ortamında başkanlık sistemi kadar hızlı çalışamaz. Bu nedenle fiilen sürdürülen bir savaş yönetimi olan başkanlık sistemi, bu emperyal hedeflere uyarlanarak OHAL işleyişi içerisinde kesinlikle artık resmi bir yapıya kavuşturulacaktır. Böylece Başkomutan’ın emrinde bir Savaş Kabinesi oluşturulabilecektir.
Özcesi Türk Devleti’nin bugün içine girdiği yol, öncesi politikalarından büyük oranda farklılaşan yeni bir dönemin yoludur. Bu yol “müzakere süreci öncesi yılların” politikalarından farklı olarak, ulusal sınırlar içerisinde ulusal politikalarla sınırlı kalan bir yol değil, bölgesel hegemonya için bölgesel bir savaşı başlatmak isteyen yeni politikalara yöneliştir.
Bu türden yöntemlerin toplumlar tarihi açısından çok da uzun sayılmasa da kısa zamanlı hedeflere ulaşmak için kısa süreli kullanılabilir olanaklar yaratabildiğini 1974 Kıbrıs işgal hareketi ile gördük. Türkiye Cumhuriyeti’nin işgali altındaki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuzeyindeki işgal topraklarında uygulanan “çözümsüzlük” politikaları, uluslararası ilişkilerde henüz büyük rahatsızlıklara neden olmadığı için sorunsuz sürdürülebilmektedir. Ortadoğu’da yeni dengelerin netleştirileceği süre içerisinde de bu bölgeye karşı sürdürülen Türk saldırganlığı, İran’ın da katkılarıyla kısa zamanda bölgesel bir savaşın ateş fırtınasını başlatabilir.
Sosyalist yapılanmaların bugün en önemli görevleri, dönüşüm arayışlarının hızla yükseldiği bu tür süreçlerin kritik momentlerini devrime yönlendirebilecek örgütlenme çabalarını yükseltmek olmalıdır.
Anadolu coğrafyasında halkların son kırk yıldır her gün biraz daha büyümekte olan özgürlük istemi ve giderek yükselmekte olan direniş ruhuna karşın, örgütlülüğün yetersizliği nedeniyle örgütlü devletle savaşamayacak kadar zayıftı. Halk güçleri, devletle giriştikleri mevzi çatışmaları kaybetseler de, eski yönetim biçiminin varlığını oluşturan sistemsel paradigmaları da bir hayli zaafa uğratabildiler. Bugün Anadolu-Mezopotamya topraklarında sosyalist hareketin en zayıf karnı olan Batı Anadolu’da (Türkiye) bu görevin başarıyla gerçekleştirilmesi Ortadoğu’nun bu topraklardan doğacak bir devrimle taçlandırılmasının yolunu açabilecek bir yürüyüş olacaktır.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadele tarihinin kattığı büyük deneyim zenginliğini de değerlendirerek önümüzdeki görevi Ortadoğu Savaşına karşı Anadolu Devrimi olarak tanımlamak, sanırım önümüzdeki sürecin yeni şiarı olacaktır.