
İranlı sanatçı Şeceryan’ın, Serve Ceman şarkısındaki kaybedilmiş hakikat hissi öylesine çarpıcı ki, bir yerlerde yitip giden ve bize ait bir insanlığımız olduğunu hatırlatıyor. Mesela bir insanlık abidesi olan Rüstem Cudi’nin sesinden İran-Irak savaşında her iki devlet arasındaki sınır boyunca, peygamberler devrinden bizlere miras kalan 80 milyon hurma ağacının yok edildiğini duymuştum. Onca yıkım ve acının içinde Ortadoğu’da neler olduğunu, uygarlığın elinde ölen bugün, dün ve yarının verdiği acının tüm insanlığı nasıl huzursuz ettiğini düşündüm.
20. yüzyılın sembol resimlerinden, ağlayan sarışın erkek çocuğu resmini 10 yıl önceye kadar da her yerde görürdük. Bu resim kaybedilen geleceğe ağlayan ‘acıların çocuğunu’ sembolize etti zihinlerimizde. ‘Bir şey anlattığı’ için eleştirmenler ve edebiyatçılar yazdılar üzerine. ‘Acı dolu dünya’ bu çocuk resmiyle simge haline geldi.
Bir de ellerinde intifada için atmaya hazırlandığı taşlarla sırtını dönmüş Filistinli çocuk Hanzala vardı. Filistin, bir gün özgür olursa yüzünü dönecekti dünyaya. Küskün ve öfke dolu küçük çocuk Hanzala. Günümüzde de küçücük bedeni cansız haliyle Ege sahillerine vuran Kobanêli Alan Kurdi var. 21.yy. modernizminin simgesiydi ölümü.
Şimdi de hesap soran ama görmeyen bir çift göz var hepimizin üzerine dikilen.
Muhammed Şahan Ehmed Musullu bir çocuk. Görmeyen gözlerle en anlamlı bakışı dünyanın üzerine çevirmek bir tesadüf mü?
Gözlerim 11 yaşındaki küçük Muhamed Şahan Ehmed’e bakıyor. Onun patlayan lanet olası bombanın ardından kör ettiği gözlerine bakıyorum. Muhammed daha kör olmamış ama. Benim tanıdığım körler gözlerinden vazgeçmiş, hisleriyle veya diğer duyu organlarıyla hayata yakınlık gösterir, hisseder, dinler ve koklardı.
Bazıları doğuştan kör, bazılarıysa sonradan oluşan bir hastalıktan ya da gene anlamsız bir savaştan...
Ama onlar kördü, çektiği acıyı kadırabilecek güçte ve gözlerinin nasıl göründüğü ya da sanki her birinin ayrı noktalara mı baktığına aldırmadan.
Muhammed’in ise gözleri tüm hassas dokuları yanmış olmasına rağmen anlam dolu bakıyor bizim gözlerimize. Suçluyor, yapışmış yakamıza; bu zift gibi dünyayı onlara bıraktığımız için.
Egemenler işkence yaparken, katlederken kendilerine bir bakan-gören olmasından nefret etmezler mi? Hem salt bir gün hesap soracak diye korkmazlar birinin kendilerine bakmasından. Dehşet içinde utancı hatırlarlar birden bire. Bir zamanlar küçük bir çocuk olduklarını ve içinde ağaç-çiçek bulunan resimler boyadıklarını anımsayıverirler.
Rojava’nın Cizîrê Kantonu’na bağlı Dêrik’te Roj Mülteci Kampı’nda ailesiyle beraber yaşayan Muhammed Şahan Ehmed, 13 ay önce Musul’da bir arazide bulduğu oyuncak sandığı mayına dokununca, mayının korkunç bir gürültüyle patlaması sonucu gözlerini kaybetti. Kaldığı mülteci kampında bir gün yeniden görebilmeyi bekliyor. Bu konuda bildiğimiz tek haberi Sia Ali imzasıyla Rojnews’de okudum.
Ama Kürdistan’da ve Ortadoğu’da benzer nedenlerle hayatları ellerinden alınan yüzlerce çocuk var.
Bunu büyük bir utançla biliyorum ama çocuklar ve yaşlılar, toplumların koruması gereken bireyleri. Çocuklar herkesin sorumluluğu ve dikkatiyle gözetilir. Köyde ata binen bir çocuk, annesinin dışında herhangi bir kadın tarafından at kaçırır diye engelenebilir, ya da bir kaza yapmaması için mutlaka etrafında bir yerde ona göz kulak olanlar bulunur. Çünkü çocuk, sadece ailesinin değil tüm aile çevresi ve toplumun koruması gereken gelecek, erdem ve onurdur. Hareketlerindeki tüm o ‘olgunluktan uzak’ oluşuyla biliriz ki; dünya denilen bu savaş ve yıkım dolu ‘kasabada’ daha yenidir!
Yarın onların olacaktır bu acı dolu dünya. Muhammed gözleriyle masumiyetini ona korkunç acı çektirerek ödettiğimiz için suçluyor bizi. Tıpkı yüzlerce Filistinli ve Kürt çocuk gibi. Hiçbir milletin çocukları bu korkunç şiddet ve savaşta gözlerini kaybetmesin, onlar da hepimizin içinden çıktığı çocuk milletinden. Birlikte insanlık uluslarını teşkil ediyoruz onlarla.
Küçük Muhammed bize bakıyor. Şeceryan’ın yitirdiğimiz büyülü yaşamların erdemlerini anımsatan müziğinin anlamıyla.
Fransız devriminden önce Saint Just “Mutluluk Avrupa’da yeni bir fikirdir.” demişti. Doğrusu Ortadoğu için de mutluluğun nasıl bir fikir olduğunu düşünmeye ihtiyaç var. Rojava ve tüm Kürdistan’da bir mutluluk olasılığı yayılırken Muhammed’in gözlerine bakmayı bilirsek bir yerden başlayabiliriz belki.