Kusura bakmayın, ortak acı diye bir şey yok. Coğrafyamızda neredeyse tüm fertleri öldürülmüş, sürülmüş, asimile edilmiş, dışlanmış, malları mülkleri talan edilmiş bir halkın, halkların acılarıyla ortaklaşamazsınız.

Bir şeyin iyi niyetle yapılıyor olması onun (en azından adlandırılmasının) ne kadar doğru ya da yanlış olduğunu ifade etmemize engel değil.
Diyarbakır’da açılması planlanan “Ortak Acılar Anıtı”ndan bahsediyorum. Hani şu Cumhuriyet dönemi öncesi ve sonrasında Kürdistan’da öldürülen Müslüman, Yahudi, Hıristiyan dinlerine mensup Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Keldani ve Süryaniler ile Êzîdî Kürtler için dikilecek olan anıttan.
Herşeyden önce ortak acı diye bir şey varsa ancak ve ancak ortak yaşamla olur. Muhtemelen önünden günde tek bir Ermeni, Asuri, Süryani, Keldani ve Êzîdî Kürt’ünün geçmeyeceği bir anıt en iddialı deyimle Kürtlerin “çok etnisiteli geçmiş coğrafyamızı özlüyoruz” anıtı olur.
Artık coğrafyamızda kalmayan Ermeniler (10-15 aileyi ya da Kürtler arasında asimile olanları önümüzde bakın Ermeniler hala var diye örnek olarak göstermeye kalkmasınlar) Seyfo sırasında katledilmeyenleri göç ettirilen ve bugün bir avuç kalan Asuri-Keldani-Süryaniler, Hıristiyanlardan çok daha önce büyük katliamlardan geçirilen, günümüze kadar kalmaları dahi bir mucize olan hemen hemen tümü göçertilmiş Êzîdî Kürtleri ve günümüzde sayılarının iki elin parmaklarından daha az olduğunu tahmin ettiğimiz Yahudiler ile acılarımızın ortaklaştığını söyleyebilirmiyiz?
***
Tarihimizin en utanç verici olayı açık ara Kürt egemenlerinin Kürdistan’da yaşayan Hıristiyanlara yönelik önce İttihatçılar sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile yaptığı işbirliğidir. Kürt aşiret ağalarının işbirliği olmadan ne İttihatçıların ne de Türkiye Cumhuriyetinin Kürdistan’daki katliam politikalarını sürdürmesi hiçbir şekilde mümkün olmazdı. (Ki bu köklü işbirlikçiliğin ceremesini 1970’lerin sonunda mücadeleye başlayan Kürt hareketi ağır bir şekilde çekti.)
Onyıllar boyunca sürdürülen bu politikaların her aşamasında Kürt işbirlikçi sınıfları görev aldı. Büyük bir çoğunluğu zenginleşmelerini soykırımın ardından gelen talana, yağmaya borçlu.  
***
Büyük bir katliam, soykırım; ardından Kürt işbirlikçilerin de alet olduğu bilinçli bir göçertme politikasıyla coğrafyamızın tarihinden silinen halkların acısını anlayamayız. Bir toplumun en küçük hücrelerine kadar yaşadığı bu çapta bir felaket ne acılarıyla, ne sonuçlarıyla bir yabancı tarafından anlaşılamaz.
***
Toplumun tarih konusunda bilinçlendirilmesi, halklar arasında tarihle hesaplaşarak köprülerin kurulmasını falan bir kenara bırakırsak anıt dediğimiz atalarının bir mezar taşı bile olmayanların gelip ölenlerin ruhuna rahmet okudukları, andıkları bir sembol olmalı. Bu anıt sadece bunun için olmalı. (Yeri gelmişken değinmeden edemeyeceğim hazine avcılarının talan ettiği Ermeni mezarlarını da bu hesabın içinde saysınlar.)
Günümüzde tek başına soykırım kurbanlarını anmak için bir anıt dikilmesi için koşulların yeteri kadar olgunlaşmadığını savunan varsa yanlış düşünüyor denemez. Dostlarımız en azından buna inansın.  
Ama kimse merak etmesin bizden “Ama Ermeniler de çok Kürt-Türk öldürdü” diyen çıkmaz. Geçmişin düşmanlıkları üzerinden yeni husumetler üretmeye çalışanlara da hiçkimse prim vermez.