"Örtülü ödenek"...
"Ödenek" nedir biliyorsunuz. Memursanız, bir yerden bir yere gönderildiğiniz zaman devlet cebinize birkaç liralık "ödenek" koyar.
Cebinizdeki "ödenek" "açık" bir ödenektir. Bu "ödenekten" kime, ne kadar vereceğiniz bellidir. Bakkala sigara karşılığında birkaç lira vereceksiniz; belki bir lahmacun parası ödeyeceksiniz, sonra evinize dönerken dolmuşa verdiğiniz parayla "ödeneğiniz" de bitecektir. Kısaca sizin "ödeneğiniz", "örtüsüzdür".
Ama Erdoğan'ınki "örtülüdür."
Neden?
Çünkü devletin her zaman biri "açık", öteki "kapalı", ya da "gizli" işleri vardır. Açık işlerinin "ödeneğine" "bütçe" denir. "Eğitim bütçesi", "Diyanet bütçesi" vs. gibi. Gerçi bu "açık bütçelerin" de allengirli fasılları vardır. Örneğin siz hükümetin "Savunma Bakanlığı bütçesini" TBMM görüşmeleri sırasında izleyebilirsiniz. Görünüşte bu bütçe "açıktır". Ama yine de o "açık" bütçenin kıvrımlarında "örtülü" fasıllar da vardır. Bunun sebebi ise "milli sırdır".
Ama biz yine de hükümetin bütçesini "açık ödenek" olarak tanımlayabiliriz.
O halde "örtülü ödenek" nedir?
"Örtülü ödenek" devletin "gizli" olarak yaptığı işlerin parası demektir. Bu parayı harcama yetkisi de düne kadar yalnızca Başbakan'a, bugün ise aynı zamanda cumhurbaşkanına aittir.
Devletin "gizli" işleri nedir?
En başta "casusluk " işidir. MİT'e ayrılan bütçenin dışında, örneğin Monako Prensliği'nin bir yurttaşını "casuslaştırmak" için, eğer kadınsa, örneğin Orhan Günşiray'ı, eğer erkekse Yeşilçam'dan bir "aktrisi" onun peşine takmak ve onu bir punduna getirip, "maaşa bağlamak" amacıyla bir de "gizli bütçe" gereklidir. İşte "örtülü ödeneğin" bir kısmı bu gibi "cinsel angajman" işlerinde kullanılır.
Başka türlü "gizli" işler" var mıdır?
"Var" ne kelime... Sürüsüne berekettir. Örneğin devletin "yüce menfaatleri" gerektirdiğinde "suikast" yapmak böyle "gizli işlerdendir". Paris'te üç Kürt kadınını katleden katilin "ücreti", elbette "Çevre Bakanlığı'nın açık ödeneğinden" değil, büyük ihtimalle, eğer bir başka "gizli ödenekten" değilse, "örtülü ödenek" faslına benzer bir yerden ödenmiş olmalıdır.
Bu Türk geleneğidir. İttihat Terakk'nin "Tahsisat-ı Mesture"si, Türkçeleşince "örtülü ödenek" olmuştur. Bugün Kemalizmi "İttihatçılıkla" suçlayan AKP'liler, o İttihatçıların "Tahsisat-ı Mesture"den Ermeni soykırımı için harcadığı türden paraları şimdi, benzer amaçlarla kullanıyorlar.
Ve işte "Padişah damadı" olup, sonra da "sultanlığa" tırmanmak ve "saraylarda" hüküm sürmek isteyen Enver'in yerinde şimdi Erdoğan'ın "padişahlık" hayalleri "Ak-Saray"ın binbir odasında dolanmakta. Ve bu insan şimdi elinin altında bir "örtülü ödenek" hazinesi bulunduruyor.
Tehlike büyük değil mi?
Diyelim ki, HDP'nin barajı aşacağı kesinleştiğinde, seçimlere birkaç gün kala, bu "örtülü ödeneğin" "provokasyon dinamiği" kimbilir nasıl çalışacaktır. Kimbilir nerede, ne zaman, nasıl olacağını bilemeyeceğimiz bir "provokasyonla" HDP'yi baraj altına indirme tezgahları hareketlenecektir.
Düşünün, eğer yarın yukarıda sözünü ettiğimiz Paris cinayetinin altında, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadesiyle, "MİT içinde bir kanadın" imzası var ve bu imzanın da parafını Başbakan atmışsa, biliniz ki o imzaların hepsi yargı önünde hesap verecektir. Bunu bilenler, bu korkuyla, bu tür "cinayetlere" karar vermeden önce bin defa düşünmek zorundadırlar. Bugünün Türkiye'sinde böyledir. Artık Amerikan CİA'sına kimse güvenemez. O CİA adamın cinayetini bir anda yüzüne vurabilir.
Yani başbakanın elindeki örtülü ödeneğin yaratacağı tehlikeler, cumhurbaşkanının elindeki örtülü ödeneğin yaratacağı tehlikelerden daha hafiftir. Çünkü cumhurbaşkanı "sorumuzdur". Vatana ihanet dışında yargılanamaz. Yargılanmayacak adamın eline böyle bir "örtülü ödenek bombası"nı vermek felakete kapı aralamak demektir.
Şu anda Türkiye elinde "örtülü ödenek" olan "tek şef" tarafından yönetilmeye doğru muazzam bir adım atmıştır. O nedenle onun "anayasal olarak da 'ein Führer' olmaması için HDP'nin barajı aşması ve örtülü ödeneğe el koyması şarttır.