AKP’nin tek başına iktidar olmak için yapmadığı türden saldırı, girişmediği türden komplo kalmadı. Bu amaçla gözü dönen AKP, iç savaşa götürecek uygulamalardan bile sakınmıyor. HDP’ye yönelik ırkçı saldırılar, bu komploların en dikkat çekici olanlarından biri...

Bu yılın 7-8 Eylül’ü, Türkiye tarihinin “kristal geceler” bölümüne yazılabilir bir halde geçti. Türkiye’nin çok sayıda kentinde HDP büroları, Kürtlere ait işyerleri ve evler, yakıldı, yıkıldı, saldırıya uğradı. Kürtler, on yıllardır yaşadıkları ve zaten göçle geldikleri kentlerden de yeniden göçe zorlandı. Öyle ki halen devam eden bu ırkçılık dalgası, İstanbul gibi büyük kentlerde yaşayan Kürtlerin bile yaşamını alt üst ediyor.

Yaşananları, mağdurlarla, saldırılara maruz kalan İstanbul’daki HDP ilçe örgütlerinin eşbaşkanlarıyla konuştuk.


‘Hayır, MHP’li değillerdi...’

HDP Bağcılar İlçe Örgütü, ırkçı saldırıya maruz kalan merkezlerden sadece biriydi. İlçe Eşbaşkanı Cevdet Halim, faşistlerin ve ardından özel harekat timlerinin saldırısına uğradıkları “o günü” şöyle anlatıyor: “Biz 8 Eylül’de ilçe binasındaydık; 63 kişiyle birlikte binamızı bir nevi korumaya aldık. Havuz medyasında çıkan bir haberi düzeltmek gerekiyor. Saldıranların MHP’li olduğu yazılmıştı, hayır, bu doğru değil. Bize saldıranlar arasında Osmanlı Ocakları’ndan olanlar vardı. AKP’nin ilçe yöneticileri ve üyeleri vardı. Hürriyet gazetesine saldıran kişilerle aynı kişilerdi aslında.”


‘Türk’ün gücünü göreceksiniz’

Bağcılar’daki HDP’lilerin direnerek saldırganları binaya yaklaştırmadığını anlatan Halim, devam ediyor: “Yaklaşık yirmi tanesinin kafası kırıldı, ambulanslar gelip aldı. Gece 12 civarında ise özel harekat timleri ilçe binamıza arama emri olmamasına rağmen kapıyı kırarak girdi. Ben arama iznini sorar sormaz ise namluyu üstüme doğrultup, ‘Yatmazsan öldüreceğim’ dedi, timlerden biri. 63 kişi yere yatırıldık. ‘Türk’ün gücünü göreceksiniz’ gibi sloganlar eşliğinde dövmeye başladılar. Tam olarak 1 saat 15 dakika dövdüler bizi bina içinde. Sadece benim, dokuz yerinden kafam kırıldı. Sonra döverek arabaya bindirdiler, Emniyet’e kadar dövmeye devam ettiler.”


‘Seçim çalışması yürütemiyoruz’

Saldırı sonrasında Bağcılar’da herkesin, her an saldırı olabileceği endişesiyle yaşadığına dikkat çeken Halim, bu yönlü duyumlar aldıklarını da belirtiyor. “Peki ya seçim çalışmaları?” diyoruz, anlatıyor: “Seçim çalışması yürütemiyoruz ki. Geçen gün esnaf ziyaretleri esnasında bir esnaf, ‘Aman içeri girmeyin, komşularım bakıyor’ dedi. Böyle bir atmosfer yaratıldı. 7 Haziran’dan önce her yerde rahatlıkla konuşabiliyorduk. Fakat şimdi katliamlar oluyor, ona rağmen Cumhurbaşkanı’nın söylemleri şiddeti körüklemeye devam ediyor. Bizden bahsederken, ‘Ben bu partinin adını ağzıma almak istemiyorum’ diyor. Sonunda da böyle oluyor.”


HDP’lilerin ‘sessiz çığlığı’

Her şeye rağmen HDP oylarının arttığını gözlemlediklerini de ekleyen Halim, bunu “sessiz çığlık” olarak tanımlıyor: “Bir Alman filozof, ‘Kimse sizi dinlemiyorsa siz de çığlık atın’ diyordu, HDP seçmeninde de benzer bir durum var. Sesleri duyulmuyor olabilir ama içlerinde sessiz bir çığlık var. Kürtler ve demokratik güçler 1 Kasım’da bu sessiz çığlığı sandığa taşıyacak.”

Saldırıların mağdur ve tanıklarından HDP Esenyurt İlçe Yöneticisi Kemal Kaya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehditlerine dikkat çekiyor. Diyor ki, “Seçimin hemen akabinde savaş hesapları yapmaya başladı. Kendisine muhalif olan herkesi ağır şekilde cezalandırmak istediği zaten belliydi. Eleştirenleri bile kafasına takan bir lider için iktidarını kaybetmek büyük bir kayıp tabii.”


İki bin kişilik saldırı güruhu!

Erdoğan’ın seçim sonrasında Türkiye’de kutuplaşmayı derinleştirdiğine ve Kürtleri hedef gösterdiğine dikkat çeken Kaya, kendi ilçe örgütlerine de bu politikaların sonucu olarak iki bine yakın kişinin saldırdığını, fakat direnerek uzun süre saldırganları içeriye almadıklarını anlatıyor.


‘Biz direndik, polis yol verdi!’

Kaya, “kristal geceyi” şöyle anlatıyor: “Direndik, binamıza girmelerine izin vermedik. Fakat polis, saldırganları yakalamak yerine bizi gaz bombasına tuttu. Gerçek silahlar da kullanıldı. Saatlerce hem polise hem faşistlere direndik. Ancak bir süre sonra polislerin nezaretinde faşistlerin içeriye girmesine adeta izin verildi. Polis, binamızın yakılmasına, yağmalanmasına izin verdi.”


‘Suriyeliler geldi, size gerek kalmadı!’

Saldırganların binaya bayrak astığını hatırlatan Kaya, devam ediyor: “Bizim bayraklarla hiç sorunumuz olmadı ki. Ama Kürtlere ait işyerleri ya da evler yağmalandığında, işgal edilen yerlere direkt Türk bayrağı asıyorlar. Bayrağı Kürtleri ötekileştirmek için kullanıyorlar. Bize saldırdıklarında, ‘Artık defolun gidin Batı‘dan. Suriyeliler geldi, onlar bize köle olur, size ihtiyacımız kalmadı’ diyorlardı.”

Saldırıların devletin emniyet güçlerince desteklendiğine şahit olduklarını da belirten Kaya, yaşananları bir darbe olarak açıklıyor; gerekçesini ise, “HDP’nin popülerliğini yok etmeye çalışıyorlar. Parti etrafında toplananların gözü korkutulmaya çalışılıyor” sözleriyle özetliyor.

Her şeye rağmen başta Kürtler olmak üzere herkeste bir seferberlik ruhu uyandığını da kaydeden Esenyurt İlçe Yöneticisi, şu gözlemlerini aktarıyor: “HDP’nin tabanı örgütlü, AKP’nin tabanı ise toplama. Çözülmeye çok müsaitler. İşte ne zaman ki çözülmeye başladılar, halka saldırarak toparlanmaya çalışıyorlar. AKP, halka karşı bir savaş başlattı. Şimdi kan üzerinden siyaset yaparak seçime giriyor.”


‘Yenilgiyi kabul etmiyor’

HDP Esenyurt İlçe Örgütü’nün bir diğer yöneticisi Akif Yılmaz ise, 7-8 Eylül saldırılarını “AKP’nin Kürtlere yönelik şiddet politikalarının küçük bir örneği” olduğunu düşünüyor. Erdoğan’ın uzun süredir köşeye sıkıştığını söyleyen Yılmaz, devam ediyor: “7 Haziran’da HDP’nin kazanması ise ona darbe gibi geldi. Aslında sürekli ‘milli irade’ dediği toplumsal yapı, ona bir mesaj vermek istedi. Ama tarihten de biliyoruz ki Erdoğan gibi iktidarlar hiçbir zaman yenilgiyi kabul etmezler. Her zaman çatıştılar, kanlı eylemler örgütlediler. Bunu bize Avrupa’daki, Latin Amerika’daki, her yerdeki diktatörlük örnekleri gösterdi. Aslında biz de bugünlerin geleceğini biliyorduk.”


93’ten önemli fark...

Türkiye’deki kutuplaşmayı 1993’te Sivas Katliamı ardından yaşanan toplumsal kutuplaşmaya benzeten Yılmaz, bugünün farkını ise şöyle koyuyor: “Bugün insanlar daha gür bir şekilde inadına barış ve toplumsal dayanışma diyor. Suruç ve ardından Ankara Katliamı da dahil olmak üzere AKP döneminde en az on büyük katliam yaşadık. Bunlar aslında demokratik güçlerin zaferlerine yönelen saldırılardır. Devletin yaşadığı korkudan kaynaklanıyor.”

 AKP seçmenlerinin bazılarının da yaşananları sorguladığını kaydeden Yılmaz, “AKP yıkılış sürecine girmiştir. Demokratik güçler ve HDP, barış ve toplumsal dayanışma minvalinde yürüdükçe sistem daha büyük bir çıkmaza girecek” diyor.


Geçen sene de yapılmıştı

Saldırıya uğrayan örgütlerden biri de HDP Sultanbeyli İlçe Örgütü. İlçe Başkanı Rüstem Kandilci, yaşananların işaret fişeğinin çok daha öncesinden görüldüğüne dikkat çekiyor. Şöyle anlatıyor: “Geçen sene Ekim ayında Sultanbeyli’de DAİŞ’e karşı direnen Kobanê’yi desteklemek için bir yürüyüş düzenlediğimizde, kim olduğunu bilmediğimiz yüzü maskeli kişilerin ve özel harekat timlerinin yoğun saldırısına maruz kaldık. İlçede üç gün adeta savaş yaşandı. 50’den fazla insan ağır yaralandı.”


Valilik önlem alacağına...

8 Eylül’den önce Ağustos ayında da ilçe örgütlerinin saldırıya uğradığını aktaran Kandilci, o saldırıda da binanın yerle bir edildiğini hatırlatıyor. 8 Eylül gününü ise şöyle anlatıyor: “Saldırı başladıktan sonra biz binada mahsur kaldık. Valilik bizi arayıp, ‘Bayrak asıp kurtulun’ dedi. Biz, ‘Bayrakla sorunumuz yok ama bu şekilde, böyle şartlı da bayrak asmayız’ dedik. Özel timler eşliğinde binadak çıktık ama bizi evimize de götürmediler, doğrudan Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüler. Gidene kadar dayak ve küfük yedik.”

Son bir yılda ilçede Kürtlere yönelik saldırganlığın artış gösterdiğini, 7 Haziran’dan sonra ise zirveye ulaştığını kaydeden Kandilci, saldırıların etkisini ise, “Bir önceki seçimde korkmadan ve gururla HDP’li olduğunu söyleyebilen bazı insanlar, şimdi devletten ve saldırılardan korkuyor açıkçası. Ama oylarını yine de HDP’ye verecekler” diye açıklıyor.


‘Birlikte yaşam’ kaygısı

Yaşanan her şeyin Erdoğan’ın talimatlarıyla ilişkisi olduğunu düşünen Kandilci, “birlikte yaşam” konusunda ise haklı olarak kaygılı; “Demokrasinin olmadığı yerde birlikte bir yaşam mümkün değildir” diyor. “Öz yönetime” karşı çıkılmasını da eleştiriyor: “Diyorlar ki, ‘Böyle bir yönetim şekli olmaz.’ Çok uzaklara gitmemize gerek yok, Rojava’ya bakmamız yeterlidir. Rojava Devrimi, örnek bir devrimdir.”


Erdoğan’a ne olacak?

Peki Erdoğan’ın sonu ne olacak? Kandilci, net: “İktidarda kalmak için elinden geleni yapacak. Ama Kaddafi ve Esad gibi Erdoğan da, halkın ondan bir gün hesap soracağını biliyor aslında.”


İngiliz akademisyen: Zayıflığın göstergesi


İngiltere’nin Reading Üniversitesi’nin öğretim görevlisi Dr. Marianna Charountaki de yaşananları, “AKP’nin zayıf duruma düşmesinin göstergesi” olarak okuyor.

Ankara Katliamı’nı, ırkçı saldırıları ve hükümet politikalarını gazetemize değerlendiren Charountaki, şunları söylüyor: “Halkta, devletin istikrarı ve huzuru korumakta etkisiz olduğuna dair görüş ve güvensizlik her geçen gün artıyor. Ankara’daki katliam Türkiye’nin ayrıştığını da gösteriyor ki, bu ayrışma önümüzdeki seçimlerde de sonuçlarını gösterecektir. Türk hükümeti daha da ciddi bir kaosa sürüklenmek istemiyorsa, bir an önce iç meselelerini çözmeli ve halkın bölünmüş, tatminsiz ve güvensiz tavrını değiştirmek yönünde politika yapmalı.”


‘Kürtçe müzik çalamaz oldum!’


Irkçı saldırıların günlük hayattaki etkisini anlayabilmek için HDP ilçe örgütlerinin dışında iki kişiye daha sorduk. İlki, esnaflık yapan M.G. (Bahsini ettiğimiz ırkçı dalgadan dolayı adını ve soyadını gizlemek durumundayız.)

Kürt esnaf M.G., ırkçılığa günlük olarak maruz kaldığını belirtiyor: “Kürt olduğumu biliyorlar ya, bu nedenle belediyeyle olan işlerim çok daha yavaş ilerler ya da hiç ilerlemez. AKP’li ya da Türk milliyetçisi biri olsaydım, işlerim çok daha kolay yürürdü. Ayrımcılığı her gün yaşıyorum. Örneğin bir dükkan tutmak istedim ama bina sahibi Kürt olduğum için dükkanını bana kiralamadı.”

Özellikle son birkaç aydır hastanelerden Maliye’ye kadar her yerdeki resmi işlemlerde zorlandığını anlatan M.G., devam ediyor: “Dükkanımda Kürtçe müzik çalmaya korkar oldum. Çaldığımda belediyeden bazıları gelip beni politik olmakla suçladı.”

Meselenin sadece Kürt olmakla da ilgisinin olmadığını, AKP’li olmayan herkesin zorlandığını anlatıyor M.G. “Ama” diyor, devam ediyor: “Kürt’seniz herkesten daha fazla zorluk yaşarsınız. Fakat diğer yandan da İstanbul’da sosyalistler, demokratlar Kürtlere daha fazla yaklaştı. Mesela benim dükkanıma, sadece Kürt olduğum için gelen demokrat Türkler var.”

Y.E. ise bir devlet memuru. Endişeli. Kırşehir’deki Gül Kitabevi’nin yakılması görüntülerini hatırlatıyor, “Madımak Katliamı’ndan ne farkı var” diye soruyor.

10 yıllık devlet memuru Y.E., son birkaç yılda Kürt olmasından kaynaklanan ayrımcılığa daha fazla maruz kaldığını belirtiyor ve devam ediyor: “Yoğun bir baskı altında hissediyorum kendimi. HDP’nin meclise girmesiyle çalıştığım kurumda Kürtlere yönelik ırkçı ve ayrımcı tavır daha da arttı. Kürtlerin görünür kılınmasına katlanamayan bir kesim var.”

Y.E., Erdoğan’ın konuşmaları sonrasında ise bu ayrımcılığın daha da derinleştiğini, “sıradan vatandaşların bile bu konuşmalarla milliyetçi damarının kabardığını” söylüyor.