Dikili’de insanlar toplanmış, hepsinin ağzından çıkan laf aynı: “Burada mülteci istemiyoruz” Niye diye soruyor muhabir. Cevap: Vaktinde Saddam’dan kaçanlar burada da Kürdistan diye bir yer kurmak istiyor, askerimize saldırıyor. Burada yabancıları istemiyoruz.”

Meydanda kadın sayısı fazla. Hepsinin elinde pankartlar…Muhabir bu kez bir teyzeye yöneliyor. Teyze mikrofonu görür görmez bağırıyor: “Mülteciye hayır.” Onun da sebebi belli; “biz zaten zar zor iş buluyoruz, yabancılar gelecek bizi işimizi edecek.” 

Burası yani Dikili onlarınmış. Onlar kim diye bakıyorum, hepsinin yüzünde bir “muhacir” beyazlığı… Yabancılar gelince yüce devletleri tehlikeye girecekmiş, daha geçen gün bir doktoru dövmüş Suriyeliler. Çok ama çok korkuyorlarmış yabancılardan. Malum artık insan hayret etmiyor. Ah be teyze, abla, bu devlet ne zaman seni korudu, kendini güvende hissettirdi de şimdi bir “yabancı” yüzünden huzurun kaçtı diyemiyor! Bu arada eli kanlı İçişleri Bakanı Efkan Ala bir açıklama yapıyor: “Suriye’de yaşanan krizden dolayı Türkiye’de şu an itibari ile 2 milyon 749 bin Suriyeli kardeşimizi misafir etmekteyiz. Bu sayıya başka ülkelerden gelenler de eklendiğinde 3 milyon 69 bin 640 kişi Türkiye’de göçmen olarak bulunmaktadır. Türkiye bu kadar kişiyi takdire layık biçimde misafir etmektedir. Bu güne kadar 10 milyar dolar civarında harcama yaptık. Bu konularda uluslararası bir takım yapıların, kuruluşların ya da başka ülkelerin maalesef henüz 450 milyon civarında bir yardımı olmuştur. Tabi Avrupa Birliği’nin ve yaptığımız görüşmeler sonucunda varılan mutabakat çerçevesinde yapacağını taahhüt ettiği, yani henüz ulaşamamıştır ama ulaşacaktır.”

Gördüğünüz gibi Ala’nın AB’ye güveni tam. Fakat gelenleri mülteci olarak değil, misafir olarak tanımlaması kimsenin içine en ufak bir şüphe düşürmüyor. Misafirlik statüsü nedir ve şartları nelerdir diye soran da yok! Bu ülkede köyleri yakılıp, yıkılmış Kürtlere reva görülen işlerin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Göçe zorlanan her bir Kürt, şehirlerde ucuz iş gücü demek, emeğin sonuna kadar sömürüsü, kentlilerin hamallığı demek! Şimdi de aynı şey olacak, onlar kaçak botlarda boğulacaktı, biz onları inşaatlara saldık, sigortasız, kelle koltukta çalıştırdık, çocukları hastalıktan kırdık diyemedikleri için bir süre “ağırlayıp” sonra sepet havası yapacak bu devlet. 

Uluslararası Af Örgütü de tam bu noktaya dikkat çekmek için açıklama üzerine açıklama yapıyor. Örgüt, Türkiye ile Avrupa Birliği anlaşmasının imzalanmasının ardından, pek çok Suriyelinin ülkelerine geri gönderilmeye başlandığını bildiriyor.

Af Örgütü, Suriye'den Türkiye'ye sığınanların ülkelerine geri gönderilmelerinin uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu söylüyor. Türkiye'nin Suriye sınırında saha araştırması yapan örgüt, Türkiye'den yetkililerin sınır şehirlerinde yaşayan en az 100 kadar kadın, çocuk ve erkeğin her gün Suriye'ye geri gönderildiğini aktarıyor.

Af Örgütü'nün geri gönderilen veya gönderilme korkusu yaşayan Suriyeli mültecilerle yaptığı görüşmelerin ardından yayımlanan rapora göre geri göndermeler, Türkiye, AB ve uluslararası anlaşmalara aykırı.

Sayıları 2 milyonu geçen Suriyeli göçmenlerin bir kısmı daha yarın Dikili’ye gelecek ve “Biz burda yabancıları sevmeyiz ve istemeyiz” diye bağıran Dikili halkını devlet şefkatli kollarıyla (!) sarıp sarmalayacak! Bizim gibi olayları saha kenarından izleyenler de saçını, başını yolmaya devam edecek!