Demokrasi ile yönetilen çağdaş ülkelerde, halk ve haklar yöneticilerinin dürüst ve sözlerinin eri olmasını isterler. Bugün bir söz söylerken, yarın bunu inkar edip tersini söylemeyen “devlet adamına” yakışan bir tazda davranmasını isterler. Gelin görün ki, Türkiye’yi yönetenler, bu davranışlardan uzaklar.

Gazete sayfalarını şöyle bir tarayalım. Ülkeyi idare eden üst düzey yöneticiler neler söylemişler? Bugünkü Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan Refah Partisi’nde İstanbul il başkanı iken, 1991’de Kürt sorunu ve çözüm yolları konulu bir rapor hazırlıyor. Adına “Kürt Sorunu” adını veriyor. Raporda,  “Bugün Doğu ve Güneydoğu Sorunu olarak adlandırılan sorun aslında bir Kürt sorunudur” der. Devam eder: “Bugün Doğu ve Güneydoğu olarak adlandırılan bölgeler, tarihin en eski devirlerde “Kürdistan” olarak adlandırılan coğrafyanın içinde yer alan bölgedir. Kürtçe, Türkçe’yle ilgisi olmayan müstakil bir dildir. Yerel parlementoların oluşturulması ve merkezi devletin küçültülmesi, Türkiye’de tam demokrasinin yerleşim için atılacağı önemli adımlardır. “

“Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması, Türkiye’de dileyen herkesin kendi anadilinde eğitim öğretim yapabilmesini savunmak” tespitinde bulunmuş. Otuz yılı aşkın Kürt ulusal mücadeleyi veren kadrolar da bunun için uğraşıyor. 

“Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” misali iktidar olunca, Erdoğan ve kadroları söylediklerini unutuyor.

Gazete sayfalarını karıştırmaya devam edelim: Başbakan Davutoğlu, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, gençlerin ve birçok etnik ve dinsel grupların temsil edildiği, her kesimden destek alan, yaptığı mitingler tüm kenti alana çeken yasal bir parti olan HDP’ye  “illegal bir örgüt” yaklaşımını gösteriyor Ve hatta “şiddet çetesi” diyor.

İmralı’daki devlet heyeti ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve HDP heyetinin uzun süre tartışmaları sonucu Dolmabahçe’de kamuoyuna ortak on maddelik bir açıklama yapıldı. Günler sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ortada masa yok, taraf da yok, Kürt sorunu da yok. Kürt sorununda söz etmek ayrımcılıktır, ihanettir. Devlet kimseyi muhatap almaz” dedi. İmralı heyet sözcüsü Sırı Süreyya Önder “Ortada masa var, fakat koltukları boş” diye yanıtladı. İnkarcı bir yapı sergiliyor Erdoğan. 2005’de Amed’de, “Kürt sorunu vardır. Bu benim sorunumdur. Demokratik kurallar içerisinde çözeceğim” dememiş gibi, bugün bunun tam tersi söylemlerle miting alanlarına çıkıyor. 

Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca “Anayasaya bağlı kalacağıma, tarafsız davranacağıma, namusum üzerine yemin ederim” demişti.

Cumhurbaşkanın konuşmalarına kulak verelim: “Parlementer sistemini bekleme odasına aldık, orda kalacak” diyor. Oysa ki, mevcut anayasada parlementer bir sistem mevcut. Bu suç sayılmıyor. Fakat bir erkin icraatını eleştiren soruşturan hakim ve savcılar, cezaevine alınıyor. Meslekten atılarak, sıradan bir vatandaş gibi ortada kalıyor.

13 yıldır AKP tek başına iktidarda, Kürtlere silah bırakın diyorlar. Meclis’te bir yasa çıkarıyorlar, Milletvekilleri silah alsın diye. Acaba kime karşı silahlanıyorlar? 

Erdoğan 2010 yılında, “Elhamdülillah 1 Mayıs’ı resmi tatil ilan ettik. Taksim 1 Mayıs gösterilerine açık” diyordu. Bu yıl ise “Ne 1 Mayıs’ı, ne Taksim’i, böyle bir şey yok” dedi. 

Numan Kurtulmuş: “Çözüm süreci devam edecek. Asla kensintiye uğramayacak. Kararlılıkla devam edecek” diyor. İki aya yakın bir süredir, bu konuda yaprak kımıldamıyor. İmralı’da Öcalan’a tecrit devam ediyor. Devletin başı “Kürt sorunu yok” der ise bu konuda adım atılması mümkün olabilir mi?

Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan, yasal olarak kurulan HDP’ye “Baraj altında kalırsa süper olur” dedi ve demokrasi için “süper bir tespitte” bulundu: “HDP’nin baraj aşması demokrasi için çok tehlikeli.”

Erdoğan Başbakanken, Kürtleri kast ederek “Silahları bırakın, demokratik siyaset yapın” diyordu. Peki Meclis’te yer almalarının tehlike olarak görüldüğü bir zihniyet var iken nasıl siyaset yapabilirler? Bu zihniyet iktidarda iken Kürt sorunu nasıl çözümlenebilir?

AKP’nin “icraatları” bunlarla sınırlı değil. Erdoğan, 2014 yılında 1. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi’nde yaptığı konuşmada: “Kadınla erkeği eşit duruma getiremezsiniz, o ‘fıtrata’ terstir” demişti. Tarafsız olması gereken cumhurbaşkanı AKP adına her gün miting yapıyor. HDP’nin renklerine ve Türkiye halklarının bütününü temsil etmesinde duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, Amed mitinginde: “Diyarbakır’da sözde müftü, Eskişehir’de eşcinsel aday göstermiyoruz biz” ifadesini kullandı. Yani tarafsız olacağına dair yemin etmişti.

Varsın halka yalan söylemeye devam etsinler!

Varsın haksız ve hukuksuz yasaklarında ısrar etsinler! Tarih haklıların kazanacağını yazacaktır.

Son olarak önerim; Geleceğimiz hakkında karar vereceğimiz 7 Haziran’da oylar kullanılırken yukarıdakilerin bir kez daha anımsanması.