Onuncu ayın onuncu günü, saat on civarı… Barış, Emek, Özgürlük Mitingi'ne katılmak için Ankara Garı’nın önünde toplanmış kalabalığın ortasında patlayan bombalar sadece yüzden fazla insanımızı öldürmekle kalmadı toplumun tamamını yıkıcı, ağır, tedavisi güç bir travmayla karşı karşıya bıraktı. Bir süredir Türkiye’ye hakim olan şiddet-cinnet ortamından duyduğu korkuyu ve güvensizliği “öteki”ne düşmanlığa, nefrete, saldırganlığa dönüştüren, giderek daha derin cepheleşen/cepheleştirilen halk, şimdi şaşkın ve büsbütün savunmasız.

Vahşete varan ve toplumda giderek yaygınlaşan şiddet, Ankara Katliamı boyutlarına geldiğinde sarsıcı etki yaratsa da, aslında bir süredir gündelik yaşamımızın parçası. Tepkimiz, şiddet kurbanlarının sayısına, en korkuncu da “hangi taraftan” olduğuna bağlı olarak artıyor. Şiddetin, terörün kanıksanması, sıradanlaşmasıyla karşı karşıyayız. Şiddet şiddeti doğuruyor, geniş kitlelerde şiddete karşı tepki yerine şiddete katılma, en azından “öteki”ne uygulanmasını mubah görme eğilimi gelişiyor.


Devlet terörü ve savaş, şiddeti besler

Devlet, “şiddet tekeline sahip örgütlenme” olarak tanımlanır. Çağdaş demokratik hukuk devletlerinde bu tanım, “tekelindeki gücü hukuk çerçevesinde kullanır” açıklamasıyla tamamlanır. Tarihinden gelen yapısal etkilerle ceberut ve asimilasyonist olmaktan kurtulamayan Türk devleti şiddet tekelini fütursuzca kullanırken gücünü öteden beri meşru devlet ve hukuk sınırları içinde olmayan illegal yapılardan almıştır. Derin devlet, devlet çeteleri, vb. adlandırılan bu yapılar dün olduğu gibi bugün de siyasal iktidarların payandasıdır.

Kemalist rejim ve geleneksel devlete karşı mücadele vererek iktidara gelen AKP, vaat ettiği şeffaf demokratik hukuk devleti yerine kısa zamanda eski devletle uzlaşarak ve kendi derin yapılarını/çetelerini oluşturarak halklara devlet terörünü dayatmakta gecikmedi. Kürt halkına uygulanan devlet şiddeti, “ülkenin bölünmez bütünlüğü”ne saldıran “terör örgütü”nün eylemleriyle gerekçelendirildi. Geniş çaplı bir psikolojik harekât eşliğinde devlet terörünün haklılığı ve meşruluğu algısı yaygınlaştırılırken, halk toplumumuzdaki çeşitli fay hatları üzerinden ayrıştırılmaya, cepheleştirilmeye, savaşın parçası haline getirilmeye çalışıldı.

Bugün içinde debelendiğimiz şiddet ve terör ortamı, varlığını ve beka’sını tehlikede gören bir iktidarın, ahlakî ve hukukî her türlü sınırı zorlayan saldırganlığının sonucudur.


Sorun sadece siyasî değil

Gözlerimizin önünde cereyan eden, bizi de girdabına sürükleyen şiddet ve vahşet sadece iktidarın amaçlarıyla sınırlı siyasî bir sorun olsaydı çözümü kolaylaşırdı. Oysa kökleri derinlerde olan bir zihniyet sorunuyla da karşı karşıyayız: Irkçı milliyetçi, ayrımcı, eril bir zihniyet bu. Öldürülmüş gencecik bir gerilla kadının Varto sokaklarında sürüklenen çıplak bedeninin fotoğrafını çekip sosyal medyada teşhir eden, Şırnak’ta yaralıyken infaz edilen Hacı Lokman Birlik’in cansız bedenini panzerin arkasına boğazından bağlayıp sürükleyen, Konya’da Millî Takım Ankara Katliamı'nın kurbanları için saygı duruşunda bulunurken tekbir sesleriyle yuhalayan, sokakta Kürt sandığı kişiyi öldüresiye döven, yöresel giysili fotoğrafını facebook’a koyan Kürt insanını soyup bayrağa saran sonra da Atatürk heykelini zorla öptüren, AKP iktidarının üst sıralarında yer alan, üstelik profesör ünvanı da taşıyan bir kişiye, öldürülen PKK’lilerin cesetleri için “sünnetli olup olmadıklarına bakılsın” dedirten ilkel, iğrenç, utanç verici zihniyet…

Bu kadim zihniyetin gün be gün gerilemesi umulurken giderek yaygınlaşmasında, kendini pervasızca ortaya koymasında, şiddeti vahşeti onaylamasında ve sürekli yeniden üretmesindeki en büyük pay AKP iktidarının bilinçli cepheleştirme politikasına düşüyor. Çözüm yerine savaşın seçilmesinin nedeni ve anlamı da bu zaten. Savaş ortamları cepheleşmeyi derinleştirir, terör eylemleri kimden gelirse gelsin şiddetin-vahşetin psikolojik alt yapısını tahkim eder.

Terör, şiddet, vahşet sarmalındaki cepheleştirilmiş bir toplumda devlet terörü bir cephedekilerce meşru görülür. Dahası; şiddetin “ama”larla meşrulaştırılması şiddeti gündelik yaşamın her alanına yayar. Kadın cinayetlerinin, çocuklara uygulanan şiddetin artması, insan ilişkilerindeki sertleşme, nefret dilinin yaygınlaşması; içinde yaşadığımız şiddet ortamından bağımsız değildir.

Şiddeti sıradanlaştıran ve çoğaltan psikolojiden kurtulmanın yolu, şiddetin kaynağını kurutmaktan geçiyor: Devlet/iktidar terörünü ve savaşı sona erdirmekten…