
Suriye’de savaşan tarafları masaya oturtmayı hedefleyen İkinci Cenevre Konferansı‘na Kürtler herhangi bir muhalif grubun parçası olarak değil bağımsız olarak katılmak istiyorlar. Zira 22 Ocak’ta yapılması planlanan konferansa bağımsız bir katılım, hem Arap muhalefetinin Kürtlerin talepleri karşısındaki direncini kırmada etkili olacak; hem de Kürtlerin uluslararası alanda kabul görmelerine olanak sağlayacak. Bu durumda Kürt Yüksek Konseyi de Kürtlerin tek meşru temsilcisi olarak hem içeride, hem de dışarıda daha işlevsel bir hale gelecek. Böylece Rojava’da direnerek devrim gerçekleştiren Kürtlerin meşru taleplerinin ve inşa sürecinde olan Demokratik Özerk Yönetim projesinin de uluslararası kamuoyunda kabul görmesinin önü açılacak. Tüm bu nedenlerle PYD’den bir heyet Kürtlerin bağımsız olarak Kürt Yüksek Konseyi çatısı altında İkinci Cenevre Konferansı’na katılma isteğini Birleşmiş Milletler temsilcisi ile Rus yetkililere iletti. Bu istek, BM ve Rusya tarafından da olumlu bulundu. Ancak Kürt halkının iradeleşmesini ve statü kazanmasını hazmedemeyen güçlerin karşıt tutumları da devam devam ediyor. ABD ve Türkiye, Kürtlerin, henüz kendi aralarında dahi uzlaşma sağlayamayan Suriyeli muhaliflerin çatısı altında konferansa katılımından yana tavır gösteriyor. Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Eşbaşkanı Salih Muslim ise Kürtlerin talepleri ve siyasi iradesiyle masaya oturması için diplomatik temasları devam ettiriyor. Bir süredir Avrupa’da bulunan Muslim, temaslarında hem Rojava’daki direnişi anlatıyor, hem de İkinci Suriye Konferansı’nın organizatörleri BM ve Rusya’nın temsilcileriyle Cenevre’de görüşüyor. Fransa’nın Marsilya kentinde Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin 35. yıldönümü dolayısıyla yapılan bir etkinliğe katılan PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’le hem Cenevre temaslarını hem de Rojava Devrimi’nde gelinen aşamayı ve buna karşı gösterilen tutumları konuştuk.
Kürt Yüksek Konseyi olarak İkinci Cenevre Konferansı’ndan beklentileriniz neler?
Biz Cenevre’de Lozan’daki gibi bir durumla karşılaşmayı tabi ki kabul etmiyoruz. Cenevre’de Kürt sorunu için muhakkak bir çözüm bulunmalıdır. Sorunlarımız çözülmezse bir 100 sene daha savaşırız. Suriye’ye demokrasi gelecekse, Kürt sorunundan başlamak gerekiyor. Fakat şimdiye kadar hiçbir şey planlanmış ve kararlaştırılmış değil. Sadece Kürtlerin değil, Suriye’deki Arap grupların da konferansa nasıl katılacağı belirlenmedi. Zira Suriyeli muhaliflerin oluşturduğu Ulusal Koalisyon’un içinde konferansa katılım konusunda anlaşmazlıklar var. Ancak biz bağımsız ve üçüncü bir taraf olarak konferansa katılmakta ısrarlıyız. Kürt Yüksek Konseyi olarak İkinci Cenevre Konferansı’na kendi renklerimizle, irademizle ve taleplerimizle katılmak istiyoruz. Fakat, tıpkı Lozan gibi bazı engellemeler konuyor. Katılıp katılmayacağımız da net değil. Belirli bir durum yok. Ancak şimdiye kadar Cenevre’de yaptığımız görüşmelerin bir çoğu olumlu geçti. Rusya ve başka bazı devletler ‘Evet, haklısınız. Kürtlerin diledikleri gibi katılması gerekir’ diyorlar. Ancak ABD ve Türkiye, muhaliflerin çatısı altında katılmamız için diretiyor. Dediğim gibi, engellemeler oluyor ve olacak; fakat biz de savaşacağız. Biz bugün konferansa Önder Apo’nun felsefesiyle gidiyoruz. 1923’teki gibi Kürtleri aldatamazlar. Aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar. Amerika ve diğer dış güçler, Kürtlere ikinci Lozan’ı yaşatmak istiyor. Fakat Kürt halkı mücadelesini kendi iradesiyle yürütmektedir. Kürtleri peşkeş çektirmek isteyen güçlere diyoruz ki, Kürdistan’da tek birey kalana dek, mücadeleye devam edeceğiz. Ne şehitlerimize ihanet edeceğiz ne de ABD veya Türk devletine minnet edeceğiz. Kürt halkının kendisinden başka kimseye minneti yoktur. Biz sadece halkımıza muhtacız.
Esad rejiminin sizinle görüşmek istediğine dair haberler yayımlandı. Bu haberlerin gerçekliği var mı? Doğruysa sizin tutumunuz ne oldu?
Evet haberler doğru. Rejim 2 ay önce Hewlêr’de yapılan bir toplantıda bize böyle bir talep yolladı. Bizimle görüşmesi için Parlamento üyesi bir Kürdü göndermek istiyorlardı. Ancak biz görüşmeyi kabul etmedik. Öyle olunca diğer partilerle ve sayın Mesud Barzani’yle görüştüler. Biz Baas rejimiyle 1963’ten beri üzerimizde denenmedik baskı, zulüm, işkence metodu bırakmadığı için görüşmeyi kabul etmedik. Parti olarak 2004’ten beri rejimle çatışmalı bir haldeyiz zaten. Mücadelemiz özgürlük mücadelesidir. Biz Araplarla birlikte yaşayacağımız özgür ve demokratik bir Suriye istiyoruz. Şu anda 15 partiyle ortak çalışmalarımız var.
Güney Kürdistan hükümeti ile Türk devletinin Rojava konusundaki ortak tutumunu nasıl yorumluyorsunuz?
İki tarafın Rojava’da ortak politikası ve çıkarları var. Barzani yönetimi, Türk devletinin bilhassa petrol konusunda ortağı. Ayrıca Rojava’ya açılan kapıların hepsini de İslamcılara verdiler. Ancak ‘Siz bu kapılardan gelir sağlayıp YPG’ye aktaracaksınız’ diyerek kapıları bize kapattılar. 6 aydır bu nedenle Rojava’ya ambargo uygulanıyordu. Ancak henüz yeni bir kapı açıldı. Artık Birleşmiş Milletler’in ve diğer kurumların insani yardımları bu kapı üzerinden de ulaşabilecek. Gelen yardımları da Irak Kızılayı ve bizim Kızılayımız birlikte halka ulaştırmaya çalışıyor.
Rojava’da devrimin ve direnişin geldiği son durum nedir? Orada nasıl bir ruh hali hakim?
Başlarda mücadelenin bu aşamaya geleceğine bir kesim inanmıyordu. Ama gelinen aşamada Kürt halkı, halkların kardeşliği ve demokrasi şiarıyla tüm kesimleri selamlıyor. Önder Apo’nun felsefesi doğrultusunda savaşını yürütüyor. Bizim mücadelemiz, Kemal Pir, Hayri Durmuş ve Ali Çiçek’lerin mirasidır. Bugün, Rojavalı gençlerin beyinlerinde, yüreklerinde Mazlum Doğan ve yoldaşlarının efsanesi vardır. Rojava Devrimi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın felsefesi ve mirasıdır. Zafer Rojava’dan tüm Kürdistan’a ulaşana dek savaşacağız.
Bu sırada düşman kadar ihanetle de mücadele ediyoruz. Bizim için iki şey çok önemlidir: Önderlik ve halk gerçekliği. Bizi bunlardan koparmak istiyorlar ama asla başarılı olamazlar. Salih Muslim halkın başkanı olamaz; halkımız kendisini yönetiyor. Kimse de kapıları kapatarak, halkı yoksul bırakarak bu mücadeleden vazgeçireceklerini zannetmesin. Halkımız açlığı kabul edebilir, çıplak kalmayı kabul edebilir; ama teslim olmayı asla kabul etmez. Zaten halkımız kendi savaşını kendisi veriyor. Şehitlerinin tabutunu omzunda taşıyarak ‘Zafer de, mücadele de bizim’ diyor. İşte Kürdistan gerçekliği budur. Bu direşinin sonucunda zafer hiç kuşkusuz Kürdistan halkının olacaktır.
DOÐAN BOZTAŞ/MARSİLYA
İç savaş şiddetleniyor
Suriye'deki iç savaşı sona erdirmek için rejim ve muhalifleri masaya oturtmayı amaçlayan İkinci Cenevre Konferansı'nın hazırlıkları sürerken, ülkeden ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. Başkent Şam'a intihar saldırısı düzenlenirken; El Nusra Cephesi üyelerinin de bulunduğu çete örgütleri, tarihi Hristiyan kasabası Malula'yı ele geçirdi ve 12 rahibeyi kaçırdı.
Şam'da intihar saldırısı
Suriye'nin başkenti Şam'ın merkezinde intihar saldırısı sonucu en az 2 kişinin öldüğü bildirildi. Suriye devletine bağlı haber ajansı Sana, dün sabah Şam'ın el Cisr el Abyad bölgesinde bir intihar bombacısının kendini havaya uçurduğunu söyledi. Muhaliflere yakınlığıyla bilinen Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, saldırıda 2 kişinin öldüğünü açıkladı. Gözlemevi, patlamanın hedefinin bir hükümet binası gibi göründüğünü söyledi. Devlet medyası ise ölü sayısının daha yüksek olduğunu belirtti. Sana'ya göre ayrıca patlamada en az 17 kişi yaralandı. Şam banliyölerinde hükümet güçleri ve muhalifler arasındaki çatışmalar yoğunlaşırken şiddet giderek artıyor. Şam'ın batısındaki Soumariya'de geçen hafta bir otobüs istasyonunda yapılan intihar saldırısında en az 15 kişi ölmüş ve 30'dan fazla kişi de yaralanmıştı.
Çete örgütleri Malula'ya girdi
Öte yandan aralarında El Nusra Cephesi üyelerinin de bulunduğu çete örgütlerinin, tarihi Hrıstiyan kasabası Malula'yı ele geçirdiği bildirildi. Malula çevresindeki çatışmalar aylardan beri devam ediyordu. Rejim güçlerinin mevzilerini patlayıcı malzemelerle imha eden örgütlerin kasaba merkezini ele geçirmeyi başardığı belirtildi.
12 rahibe kaçırıldı
Sana, militanların ortodoks manastırı Mar Takla'ya girdiğini duyurdu. Vatikan Radyosu'na konuşan Vatikan'ın Suriye temsilcisi Mario Zenari ise militanların Suriye ve Lübnan uyruklu 12 rahibeyi kaçırdığını söyledi. Mario Zenari, olayla ilgili daha ayrıntılı bilgi sahibi olmadıklarını söyledi.
El Nusra da saldıranlar arasında
Aralarında El Kaide çizgisindeki El Nusra Cephesi mensuplarının da bulunduğu militanlar, bu yılın Eylül ayı başında Malula'yı ele geçirmiş; rejime bağlı güçler, militanları 3 gün sonra kasabadan çıkarmayı başarmıştı. Militanlarla rejim güçlerinin Malula çevresindeki çatışmaları, o tarihten beri kesintiye uğramaksızın devam etmişti.
Rejim insanlık suçu işledi
Öte yandan Birleşmiş Milletler, Esad rejimini savaş suçu işlemekle itham etti.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, Esad rejiminin Suriye'de insanlık ve savaş suçu işlediğine dair ellerinde güçlü kanıtlar olduğunu söyledi. Pillay, Suriye'deki durumu araştıran BM Uluslararası Araştırma Komisyonu'nun raporlarına dayandırdığı açıklamalarında, elde ettikleri kanıtların işlenen insanlık ve savaş suçlarının sorumluluğu konusunda devletin en yüksek kademelerini işaret ettiğini kaydetti.
İsim listesi var
İsim vermekten kaçınan Pillay, uluslararası toplumdan veya devlet yetkililerinden güvenilir bir soruşturma talebinin gelmesi halinde savaş suçuyla itham edilen kişilerin isimlerini açıklayacaklarını sözlerine ekledi.
Suçlular yargılanmalı
Pillay, Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Suriye'deki insanlık ve savaş suçları kapsamında görevlendirilmesi gerektiğini de bir kez daha yineledi. Zira aynı araştırma ekibi daha önce, rejime karşı savaşan Batı ve Türkiye destekli muhaliflerin de savaş suçlusu olduğunu gösteren kanıtlar olduğunu rapor etmişti.
HABER MERKEZİ