Bugün herkesin tartıştığı konuların başında iktidar odaklı sistemin saldırılarına karşı nasıl bir mücadele içinde olunacağı gelmektedir. Yaşadığımız dünyada iktidarcı sistemin kendisini kurumlaştırmadığı bir kara parçası kalmamış durumda. Bu iktidar, klasik anlamdaki artık ürünün gaspı olmaktan çıkmış, insan davranışlarını belirleme derecesine varmıştır. Kimin, hangi kumaştan ne tür elbise giyeceğinden, yemek yeme şekline kadar her şeye nüfuz etmiştir. Sınırsız kar hırsıyla birleşmiş olan tekelci-iktidarcı yaklaşım, kendisine karşı çıkan tüm insani nüveleri ortadan kaldırırken, daha önce kendisine hizmet etmiş ve artık sistemine engel olmaya başlayan iktidarları da acımasızca tasfiye etmekten çekinmemektedir.
Ulus-devlet eksenli çözümlerle ulusal kurtuluş savaşları temelinde geliştirilen mücadelelerin, yine işçi sınıfının iktidarı temelinde geliştirilen sınıfsal mücadelelerin ortaya çıkan şartlarda artık bir yöntem olarak halklara çözüm getirmediği görülmektedir. Tüm dünyadaki iktidarcı sistemin sınırsız kâr hırsı sonucu ortaya çıkan ekolojik sorunlara, tüketime ve kumara dayalı ekonomik sistemine karşıt olan herkes, “nasıl bir yöntemle mücadele edilmeli” sorusunu bugün bir kez daha kendisine sormaktadır. Bu soruya cevap, Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın dediği gibi; her canlının kendisini savunma mekanizması olduğu ve hatta her maddenin kendini savunma içinde olduğu gerçeğinden gelmektedir. Bunun adı da meşru savunma olmaktadır.

‘Öz savunma kaybedilirse köleleşme başlar...’

Canlı, cansız bütün varlıkların kendi varlıklarını sürdürme amacı taşıdıkları muhakkaktır. Bunun, insanlar ve yok olmayla karşı karşıya bulunan bir halk için daha hayati olduğuna kuşku yoktur. Bu konuda Koma Civakên Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan’ın 27 yıllık gerilla mücadelesinden çıkardığı sonuçlarını ele aldığı değerlendirmelerinden yararlanmak önemli olmaktadır. Bu noktada ‘savunma’yı sadece silahlı güçlerin, orduların savaşmasından ibaret bir konu olarak değerlendiremeyiz.  Bunu Kürt Halk Önderi, “ekonomik, sosyal, hukuki, siyasi, ekolojik, diplomatik, kültürel, askeri” olmak üzere 8 boyutta ele almaktadır.
İnsan türünün var olma biçimi olarak toplumun güvenliği, beslenmesi, barınması doğal bir durumdur. Bu olmadan bir toplumun var olması veya varlığını sürdürmesi imkansızdır. Zaten insanlık tarihinde iktidarcı sistem tarafından varlıklarına son verilmiş toplumlar olduğu bilinmektedir. Bu toplumların yok olmasında, kendilerini savunamama durumuna gelmelerinin payı başattır. Bu noktada Duran Kalkan, “Köleleşme, öz savunmayı kaybetmeyle başlamaktadır” diyor. Dolayısıyla köleleşen bir halkın veya toplumun varlığından söz edilemez.
Günümüzde yürütülen savaşların yapısında da değişimler olmuştur. Birincisi; gasp, sömürü ve baskının aracı olarak kullanılan saldırı savaşlarıdır. Bunlara ‘gasp savaşları’ deniyor. İkincisi; bu tür saldırılar karşısında varlığını ve özgürlüğünü korumayı ifade eden, kendi güvenliğini sağlamayı içeren, meşru savunma savaşlarıdır.
Şöyle bir soruyla devam edelim. Kim saldırıyor ve neyi hedefliyor? Bu noktada şu belirleme önemlidir. ‘Saldırı, başkalarının iradesini kırmayı, özgürlüğünü yok etmeyi, değerlerini gasp etmeyi hedeflerken, meşru savunma ise; her tür varlığa ve özgürlüğe kasteden saldırı karşısında kendini savunmayı, varlığını ve özgürlüğünü korumayı, güvenlik altına almayı, savunmayı ifade etmektedir.’

Devrimci halk savaşı

Kürt halkının varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama mücadelesi insanî, meşru ve devrimci bir tutumdur. Aksi durum, yok oluşu kabullenmektir. Son süreçte Türk ve Kürt halkının geleceği tartışılırken en çok da devrimci halk savaşına vurgu yapılmaktadır.
Devrimci halk savaşının özünü en yalın biçimde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şu sözlerle ifade etmiştir. “Dünyayı yenecek gücümüz olsa da, hiç kimseye saldırmayacağız; bütün dünya birleşip üzerimize gelse de meşru haklarımızdan ve kendimizi savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.” Böylesi bir savaşın özünde, başkalarının halklarını gasp etme olmadığı gibi, kendi özgürlüğünü koruma istemi bulunmaktadır.
Peki, bu durumda neye karşı olacak devrimci halk savaşı ve neyi hedefleyecek? Talancı, asimilasyoncu, inkar ve imhaya dayanan tüm kurumlar devrimci halk savaşında hedef durumundadır. Devrimci halk savaşı, bir devlet gücünü toptan hedeflemez. Çünkü her yapılanma içinde saldırı taraftarı olmayan kesimlerin olduğunu bilmek gerekmektedir. Bu açında ayrıştırıcı bir yaklaşım içinde olmak ve yukarıda ifadelendirdiğimiz biçimdeki faaliyetler içinde olan kesimleri hedefler. Bu aynı zamanda topyekun bir varlık savaşı anlamına gelmektedir. Bu noktada KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan’ın şu belirlemesi önemli olmaktadır. “Yok edilmek istenen bir toplumun, kültürün, kimliğin, dilin varolmak ve varlığını korumak, mümkünse özgür hale gelmek, özgürlüğünü kazanmak için yürüttüğü bir direniş oluyor. Kesinlikle başkalarına saldırma, onların değerlerini yok etme ya da ele geçirme hedefine dönük değildir.”
Devrimci halk savaşı; varlığı tehlike altında olan halklar, toplumlar, kesimler için yeni bir mücadele yöntemi olmaktadır. Ama bu durum yüz yıllardır baskı altında bulunan, inkar ve imha siyasetine maruz kalan ve bununla yetinilmemiş, varlığı inkar edilen Kürt halkı için daha da anlamlıdır. Bugün Kuzey Kürdistan coğrafyasında faşist Türk devlet sistemi kendisini ve bütün kurumlarını Kürdün inkarı üzerinde kurmuştur. Bu açıdan Kuzey Kürdistan’da Devrimci Halk Savaşı güçlerinin neyi hedefleyecekleri noktası önemli olmaktadır.

Mesele Kürtlerin kendi sistemini inşa meselesidir

Kendi varlığına karşı oluşan tüm olumsuz yaklaşımlara karşı çıkarken, neyi kabul edeceğine dair, daha net bir ifadeyle kimlerle birlikte yaşayabileceğini de Kalkan şöyle ifade ediyor: “Kürtler, ancak kendi özgür varlıklarını kabul edeceklerle ortaklaşabilir. Demokratik siyaset kapsamında, Kürt halkının varlığını, özgürlüğünü kabul eden, kimliğini kabul eden, halkların kardeşliği temelinde iç içe, birlikte yaşamayı öngören ideolojileri, siyasetleri, örgütlenmeleri esas alacağız. Kültürel kardeşlikleri öngören bir faaliyeti kabul etmeliyiz, ama kültür asimilasyonunu kesinlikle reddetmeliyiz.”
Bu günlerde, özellikle Türkiye’deki genel seçimlerden sonra Kürt sorunu ekseninde çok yönlü tartışmalar yürütülmektedir. Bu tartışmalarda “Kürtlerin ne istedikleri” sık sık dile getirilmektedir. Kürt sorunu, dar bir dil-kültür sorunu, yalnız başına kültürel özgürlükle çözülebilecek bir sorun değildir. Devletin özgürlük ve demokrasi getirmesiyle çözülecek bir sorun da değildir. Bu da Kürtlerin kendi sistemlerini inşa etmelerinin önemini bir kez daha açığa çıkarmaktadır.
Kendi sistemini inşa etme, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın deyimiyle Demokratik Konfederalizmi inşa etme oluyor. Kimi çevreler bunun devletleşmeye gideceğine dair kehanetlerde bulunsa da, KCK’nin açıklaması bunu yalanlıyor: “Kürt toplumunun bağımsız ve özgür olması, devlet olmasına bağlı değildir. Demokratik örgütlenmesine bağlıdır. Devlet artı demokrasi de, demokratik toplumun bir düzeye kadar özgür olmasıdır. Orada tam özgürlük yoktur. Çünkü yanında devlet var. Ama devleti yok ederek, aşarak tümden sadece demokratik toplum, demokratik konfederalizm olarak kalabilir.”
Demokratik Konfederalizm aynı zamanda devletçi sisteminin Kürdistan coğrafyasında oluşturduğu tüm sorunları çözecek temel bir perspektif olmaktadır. Bunun aynı zamanda Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlara da çözüm olma iddiası var. Kürt halkının geliştirdiği, “varlığını koruma, özgürlüğünü kazanma” savaşı, Türkiye demokrasinin gelişmesinin ve olgunlaşmasının savunma gücü olmaktadır.

Demokratik Konfederalizm’in bir çok boyutu eksik kaldı

Kürtler varlıklarını koruma ve özgürlüğünü kazanma mücadelesini şimdiye kadar siyasal alanda yürüttü. KCK yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan bu noktada her boyutta çalışma yapmanın ve mücadele etmenin gereğine dikkat çekerek şöyle bir belirleme yapmaktadır. “Altı-yedi yıllık süre içerisinde, hemen hemen sadece siyasi boyut öne çıktı. Çok sınırlı bir kültürel boyutlu mücadele verdik. Kısmen de gerilla düzeyinde bir askeri boyutlu mücadele oldu. Onun dışında mücadelenin hepsi, siyasi boyutta oldu. Ne ekonomik boyutu geliştirdik, öyle bir mücadele yürüttük, ne sosyal, ne de hukuki boyutu geliştirdik. Aslında öz savunma boyutunu bile işlemedik, ciddi bir diplomatik boyut geliştirmedik. Sosyal, kültürel boyuta ilişkin bazı şeyler istedik. Ama bunlar demokratik konfederalizm kurmak değildir.”
Kürtlerin şimdiye kadar varlıklarını güvence altına alamamalarını ve özgürlüklerini kazanmamalarının nedenlerini değerlendiren Kalkan “Çünkü dar kaldık. Sadece siyasi boyutla kaldık. Ekonomik, sosyal, kültürel ve öz savunma boyutunu örgütleyemedik. Hukuku işlettiler, insanlarımızı cezaevine doldurdular, çözümsüzlüğü dayattılar. Karşı tarafın çözümsüzlüğü dayatmasına fırsat vermiş olduk. Onun üzerinde bütünlüklü bir baskı oluşturamadık.” Bu durumda kürtlerin önümüzdeki dönemde komple bir yaklaşımla mücadele yürütmesi ve ekonomik, sosyal, hukuki, siyasi, diplomatik, kültürel boyutu da, askeri boyut gibi harekete geçirmesi gerekmektedir.
Kürtler ve demokratik çevrelerin nasıl bir mücadele içine girecekleri noktasında eski sınıf veya ulus eksenli mücadelelerin nasıl sonuçlar ortaya çıkartacağı yaşanan pratiklerden bilinmektedir. Bununla sınıf eksenli mücadelelerin devrinin kapandığı iddia edilmiyor. Ama Sovyet sistemiyle ortaya çıkmış yaklaşımlarla günümüz kapitalist hegemonyasına ve finans kapitale dayalı biçimine karşı koymak zor görünmektedir. Ulus ve sınıf eksenli yaklaşımların daha demokratik olma iddiası olsa da, devlet kurmayı hedeflediğinde demokratik ve özgürlükçü olmayacağı söyleniyor. Yani devletçi paradigmaya karşı demokratik toplum paradigmasının gerçekleşmesi, hakim kılınması, toplumsal sistemin buna göre oluşturulması temelinde ele alınıyor.

Yanlışı etkisiz kılmak doğruyu inşa etmek

Mücadelelerin çok boyutlu olduğunu söylüyoruz. Artık sadece tepki üzerine oluşan ve içinde şiddet barındıran yöntemlerden ziyade, amaç ve hedef doğrultusunda hareket edilmesi gerektiği açıktır. Bu noktada, Devrimci Halk Savaşı’na dayalı mücadelenin sadece siyasi ve askeri boyutlardan oluşmadığı netleşmelidir. Sağlıktan ekonomiye, kültürden toplumsal alanın demokratikleşmesine ve doğayla barışık bir yaşama dayalı bir mücadele yöntemini kapsamaktadır. Bunun yanında bir de kooperatif, kolektif toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı esas alan, kullanım değeriyle yüklü ekonomik faaliyetleri örgütlendirilmelidir. Sağlık kurumlarının halka hizmet eder hale getirilmesini önemsememiz lazım. Yanlış bulduklarımızı gerilettiğimiz ölçüde, doğru gördüğümüzü, demokratik gördüğümüzü inşa edeceğiz.”
Bu temelde finans kapitalin yaşattığı ve yaşadığı krizden, kaostan çıkış yolu bulabiliriz. Bu da sistemin kendisini yeni bir zihniyet üzerinde örgütlemesiyle, devletçi-iktidarcı sistemin yarattığı sistem kalıplarını aşmakla olabilir. Demokratik Konfederalizmin inşası anlamına gelen bu yaklaşım, sadece reddeden değil, kendi sistemini kurumlaştıran bir tarzı esas almaktadır. Uygarlık ve onun devlet modelinin ister feodal, ister kapitalist biçimlerine karşı Kürtler yüz yıllarca direnmişlerdir. Basit yaşamayı kabul etmişlerdir; ama köleliğe karşı, dağların kuytuluklarında basit ve huzurlu yaşamayı tercih etmişlerdir.

‘Varlığını koruma, özgürlüğünü kazanma’

Kürt Özgürlük Hareketi mücadele tarihinin üç aşamasını geride bırakıp yeni bir stratejik aşamaya girmiş durumdadır. Bu da Kürt Halk Önderliğinin deyimiyle, “varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma” aşaması olmaktadır. Burada esas konu nasıl bir devrimci savaşın verileceği ve bunu nelerin belirleyeceğidir. Bu noktada Duran Kalkan, “Bir; düşmanın, karşıt gücün durumu. İki; kendi durumumuz, mücadele yürütecek olanın durumu. Üç; toplumun ve halkın durumu. Dört; hem siyasi, hem askeri, hem de coğrafi açıdan mücadelenin içinden geçeceği ortamın durumudur” demektedir.
Kürt halkının 30 yıllık mücadele tarihi bize şunu göstermektedir ki, varlığı ve özgürlüğü için direnen bir halk, mutlaka amacına ulaşacaktır. Devletin Kuzey Kürdistan’daki askeri örgütlemesinin detayları, Kürtlerin savunma bilinci ve örgütlülüğünün aciliyetini gözler önüne sermektedir: Sayısı yüz binleri aşan normal ordu yanında bir sürü özel ordular var. Koruculuk ordusu, polis ordusu, resmi polisler, sivil polisler var. Ajan ağı var. Gizli JİTEM örgütlülüğü var. İstihbarat örgütlenmeleri var. Bunların hepsini askeri kapsamda saymak gerekiyor. Dolayısıyla da bunlar, özel savaşı askeri boyutta yürüten güçlerdir. Bunca silahlı gücün varlığı ve günlük terör uygulamalarına rağmen Kürtlerin kendilerini savunmalarını engellemek, her şeyden önce ahlakî olmaz ve Kürtleri kurbanlık koyun durumuna düşürür. Devrimci Halk Savaşı, tüm bunları etkisizleştirecek başarılı bir mücadeleyi ifade ediyor.

Halkın kendisini çok yönlü savunması esas alınıyor


Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de böyle bir mücadele tarzı neden gündeme geldi diye sorulabilir. “12 Eylül şartları bitti, inkar bitti, Kürt hareketi neden hâlâ savaşıyor?” denmesi pişkinliktir ve bugün bile yürürlükte ola 12 Eylül ruhu ve uygulamalarını gizlemeyi amaçlamaktadır. Bu noktada AKP’nin Kürtler üzerinde yürüttüğü politikalar gözler önündedir. KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan, “AKP, inceltilmiş bir imha ve tasfiyeyi dayatma hareketidir. Bu nettir ve açığa çıkmıştır. Dolayısıyla PKK ve Kürt halkı için direnmekten başka bir yol kalmamıştır. Bu direnişin yöntemi olarak da Devrimci Halk Savaşı gündeme gelmektedir” diyerek Kürtleri bekleyen tehlikelere işaret etmekte ve buna karşı takınılması gereken tutumu net ifade etmektedir.
Kürt Özgürlük Mücadelesi şimdiye kadar hep kır gerillacığına dayalı bir mücadele içinde oldu. Bu tarz mücadele ‘uzun süreli halk savaşı stratejisine’ uygundu. Ama artık bu mücadele şeklinin uluslararası şartlardan kaynaklı olarak kimi değişimlere uğrayarak gelişmesi gündemde. Bu noktada Kürt özgürlük mücadelesinin üç seçeneğe sahip olduğu belirtiliyor. Bunlardan birincisi; geçmişte olduğu gibi dağa dayalı, dağda yoğunlaşan savaş tarzının sürdürülmesidir. İkincisi; şehirlerde Sovyetik genel bir halk ayaklanmasının yapılmasıdır. Üçüncüsü ise, kıra ve şehre dayalı, birlikte, dengeli ve ortak bir savaşın geliştirilmesidir.”
Bu yöntemden hangisinin Kürdistan şartlarında uygulama şansı olduğuna ise Duran Kalkan açıklık getirmektedir: “Devrimci Halk Savaşı’nın temel bir özelliği, eskisi gibi sadece kırda, askeri boyutlu bir savaş olmayacaktır. Sovyetik bir ayaklanma da değildir. Bu, kıra ve şehre dayalı ortak, dengeli bir savaş türüdür. Devleti sınırlandırmayı, demokratik konfederalizmi inşa etmeyi hedefleyen bir savaş türüdür.”
Bu sözler, gelişecek savaşın sabit hedefinin olmadığını, halkın kendi sistemini tüm boyutlarıyla geliştirmeyi ve saldıran her güce karşı kendini çok yönlü savunmayı esas aldığını ortaya koyuyor.


AZİZ KÖYLÜOÐLU