Kemal Spêrti, rişî tütünden sardığı sigarasını ağızlığa yerleştirmekle uğraşıyordu. Bir köylünün hediye ettiği manyetolu çakmakla sigarasını yaktı. Derin bir nefes çekti.
Dilgeş, “Gitmeden önce bir şey söylemek istiyorum Kemal arkadaş” dedi. Dilgeş’e taraf dönerek, “neymiş o” dedi Kemal.
“Son iki kardeşin katılımı vardı. Toplantıda Sait adındakine yoğun eleştiri var. Kuşkulu davranışları varmış“ dedi.
“Nasıl davranışlar” diye sordu Kemal.
Dilgeş, “İki noktada çok ısrarlı. Tutturmuş illahi lojistikçi olayım veya Kemal arkadaşın yanında olayım. Yani güvenlik…”
“Ne amacı olabilir sence?”
“Ajan olduğunu düşünüyorum” diyerek aklından geçeni söylemişti Dilgeş.
“Gerçi katılımları ilginçti. Dikkatimi çekmişti o zaman. Niye Tatvan güçlerimize değil de buraya gelmişler?” Düşünceli düşünceli, “sence niye lojistikçi olmak istiyor?” dedi Kemal.
Dilgeş, “Köylere gittiğimizde, yardım edenleri, dostları, ilişkileri saptar.” Daha ileri giderek, “belki bağlı olduğu merkezle iletişim yollarını bulmaya çalışır” dedi.
Sonra kafasındaki kuşkuları tek tek tartan Dilgeş, “Tüm yaptıkları bir ajanınkine benziyor” dedi.
“Biraz daha gözlemlemeye gerek var. Kuşku ve iddialarla kimseyi tutuklayıp soruşturamayız” diye konuştu Kemal.
“Eğitimli birine benziyor. Size yakın durmasına müsaade etmem” dedi Dilgeş.
“Şimdilik takipte tutun” diyen Kemal, “sen de bir şey tuttun mu hemen sonuçlandırmak istiyorsun heval Dilgeş. Bu işler birden olmaz. Mizgîn arkadaşın şehadetini araştırırken yurtseverlerin kanısı, kendi milislerinin bu işte parmağı olduğu yönündedir. Hatta onların katılımıyla kaldığı eve baskın olduğunu söylüyorlar. Mizgîn’in kaldığı ev sahipleri ise bir taksiyle getirildiği ve o taksiden şüphelendiklerini ısrarla belirtiyorlar.”
“Peki” dedi Dilgeş, “ne oldu o taksiye, tanıyan yok mu hiç?”
“İşte onu Bitlis’ten alan taksi olsa gerek.”
“Tamam işte, bu da taksi şoförüdür” dedi Dilgeş.
“Bilmiyoruz şoförün kim olduğunu ama her kimse Mizgîn’in yakın milisidir. Elbette bu olayın peşini bırakamayız” dedi Kemal.
Dilgeş sustu, düşünceli düşünceli yere dikti gözlerini. Bir süre öyle daldı.
İki kardeşin yaşam ve ilişkileri giderek dikkat çekiyordu. Uzun bir araştırmadan sonra Ozan Mizgîn’i getiren taksi şoförü bulunmuştu. Tatvan’dan gelen raporlardan sonra kardeşler soruşturmaya alındılar.
Soruşturmada iki kardeş ‘ajan’ olduklarını hemen itiraf ettiler.
Kardeşler, Batmanlı olduklarını polisin isteği üzerine Tatvan’a yerleştiklerini söylediler.
“Sizi ajanlığı iten neydi?” sorusuna Sait, “Belediye başkanı Edip Solmaz yeni vurulmuştu. Ağabeyim devlet yanlısıydı. Apocular vurmuştu. O zaman devleti bizi küçük yaşta alarak eğitti. Sonra çevrede tanınmayalım diye Tatvan’a yerleştirdi.”
“Kaç kez eğitim gördünüz?”
“Ard arda üç sefer, kırk beşer günlük eğitim aldık.”
“Neler yapıyordunuz?”
“Newrozlarda, serhildanlara katılıp en önde yürüyorduk. Serhildanlara öncülük yapanları tanımaya çalışırdık. Sonra polisle o kişileri tutuklayıp ajanlaşmayı dayatıyorduk. Özelikle serhildana katılan genç kızlar hedefimizdi. Sonra kaldıkları eve baskın yapıp tutukluyorduk. Karakollarda işkence ve tecavüzden sonra ajanlaştırmaya çalışıyorduk.”
“Kaç genç kıza bu şeyleri yaptınız?”
“Tatvan’da altı kız. Sonra İstanbul’da görevlendirildim. İstanbul’da kaldığım altı ayda aynı şeyleri yaptım. Kızların hepsi PKK sempatizanıydı. Birçoğunu uyuşturucuya alıştırdık, kullandık.”
“Gerillaya niye katıldınız?”
“Yaşamı bozmak ve önde gelen komutanlardan bazılarını vurup, kaçmak.”
“Hangi komutanları seçmiştiniz?”
“Kemal başta geliyordu. Dilgeş, Cûdî’yi de gözümüze kestirmiştik.”
“Fırsat mı bulamadınız?”
“Daha fazla kalmamız gerekirdi. Tatvan emniyet müdürü kalmamızın daha iyi olacağını söylemişti. Ayrıca elimize uygun fırsat geçmedi.”
“Düşmanla nasıl haberleşiyordunuz?”
“Hatırlıyorsanız ailemden bana bir radyo gelmişti. İşte onun içinde emniyet müdürünün bir notu vardı. Bu notta kalmamız isteniyordu. Daha sonra radyo iyi değil, değiştirilsin diye geri gönderdim. İçinde son durumları rapor ettim. Hedef konumunda gördüğüm komutanlar Kemal, Cûdî, Dilgeş ile kadın gerillalardan Nergiz’di. Mêrkar, Sambu, Kolanê’ye, Varan, Avzût, Oxin köylerinde kaldığımız yurtseverlerin isimlerini de yazmıştım.”
“Peki, Mizgîn’in şehadetini nasıl gerçekleştirdiniz?”
“Ozan Mizgîn’le yakın ilişkide olan yurtseverlerle ben de ilişkideydim. O yurtseverlerin aracılığıyla Mizgîn’i tanıdım.”
“Ne konuştunuz, heval Mizgîn’le?”
“Her şeye hazır olduğumu söyledim. Yurtseverlik görevimi yerine getirmek istediğimi söyledim.”
“Sana inandı mı?”
“Aslen Batmanlı olduğumuzu, Edip Solmaz’ın yakın arkadaşı olan ağabeyimin düşman tarafından vurulduğunu, düşman baskısından kaçıp Tatvan’a yerleştiğimizi ve intikam almak istediğimizi söyledim.”
“Mizgîn’i nasıl Tatvan’a getirdiniz.”
“Kendisi Bitlis’ten almam için telefon etti. Gidip aldım. Karar vardı, görüldüğü yerde vurulacaktı. Mizgîn’i Alîkan aşiretinden bir koçerin evine götürdüm. Aynı gece müdüre haber verdim ‘geldi’ diye. Kaldığı eve sabaha doğru baskın yaptık. ‘Teslim ol’ çağrısı yaptık. Ben ön kapıdan yanaştım. İçeriye girecektik ama kendisinde 7,65 bir tabanca olduğunu biliyordum. Sonra bir el silah sesi geldi ve içeriye daldık. Mizgîn, şakağına bir el mermi sıkmıştı. Anında ölmüştü. Ağabeyimin intikamını aldım ve görevimi yaptım.”
Kısa bir süreliğine dağdan ayrılan Ozan Mizgîn kitle çalışmaları için Tatvan’a gitmişti. 11 Mayıs 1992’de kaldığı evde kuşatılınca üzerinde ne kadar örgütsel materyal varsa imha ederek, ardından son kurşunu kendisine bırakmıştı.
Garzan’da o dönem gerilla olan Serbest Kiçî, Ozan Mizgîn’in ölümü ve Garzan’daki gerillanın direnişini kitaplaştırdı. Kitap önümüzdeki ay Serxwebûn Yayınları’ndan okuyucuyla buluşuyor.