Batmanlı bir babanın ve Malatyalı bir annenin ilk çocuğu olarak Almanya’nın Hamburg kentinde dünyaya gelen Cansu Özdemir, genç ve başarılı bir siyasetçi olarak dikkat çekiyor. Deyim yerindeyse siyasete çekirdekten yetişen Cansu Özdemir, 4 yıl boyunca Hamburg Eyalet Parlamentosu’ndaki milletvekili görevini başarıyla yürütünce partisi Die Linke (Sol Parti) tarafından yeniden aday gösterildi. Seçimler 15 Şubat’ta yapılacak. Cansu Özdemir seçim çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. 

Genç siyasetçiye de destek her geçen gün artıyor. Bu dönemde HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ile Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk de ayrı ayrı olarak bizzat Hamburg’a gelerek seçmenlerden Cansu Özdemir’e oy vermelerini istedi. Hamburg’taki Kürtler ve kurumları ile Aleviler ve Süryaniler başta olmak üzere demokratik kesimler de Özdemir’e desteklerini açıklamış durumda.  


Çekirdekten yetişti

Kürdistanlıların ‘’genç, başarılı, fedakar ve bir o kadar da mütevazi“ olarak tanımladıkları 1991 doğumlu Özdemir, 16 yaşından itibaren Hamburg’taki Kürt kurumlarında gençlik ve kadın çalışmaları içinde yer aldı. Bir dönem Gazetemiz Yeni Özgür Politika’nın da muhabirliğini yapan Özdemir, ‘’Hamburg’ta özellikle Kürt Kadın Meclisi’nde edindiğim tecrübe ve birikimim beni siyasetçi olarak geliştirdi, bu milletvekili olmamın da önünü açtı“ diyor. 


Siyasal bilimlerde okuyor

Şu anda Sol Parti’nin Eyalet Meclis Grubu’nda sosyal ve uyum politikaları sözcülüğünü yürüten Özdemir, bu çalışmalarının yanı sıra Hamburg Üniversitesi’nde siyasal bilimler öğrencisi olarak eğitimine devam ediyor. Eski çalışma arkadaşımız ve milletvekili Cansu Özdemir’le 4 yıllık meclis çalışmalarını ve bundan sonraki hedeflerini konuştuk. 


Seçime bir ay kala Hamburg Başsavcılığı, PKK bayrağı açan partili milletvekilleri arkadaşlarınızın fotoğrafını sosyal medyada paylaştığınız için hakkınızda soruşturma açtı. Sizce bu soruşturmanın amacı ne?

Amaç seçmenlerimin ve benim motivasyonumu kırmaktır. PKK yasağının kaldırılması için çalışmalar yürütmem ve Alman Hükümeti’nin Kürtlere yönelik kriminalize politikalarını kamuoyu nezdinde deşifre etmem bazı kesimleri çok rahatsız etmiş ki hakkımda soruşturma açıldı. Üstelik bu soruşturma 21 yıllık PKK yasağının anlamsızlığının Alman kamuoyunda her yönüyle gündeme geldiği bir dönemde açıldı. Yine tüm insanlığı tehdit eden DAİŞ, Almanya’da bu kadar yoğun bir örgütlenme çabası içindeyken, okullarda ve farklı toplumsal alanlarda sorun haline gelmişken, başsavcılık zamanını bize karşı böylesi soruşturmalar açmakla harcıyor. 


Partinizin, Kürtlerin ve demokratik kesimlerin soruşturmaya tepkisi nasıldı, size dayanışma gösterdiler mi?

Her kesimden dayanışma mesajları aldım. Hamburg’ta 14 örgüt, basın toplantısı ile beni seçimlerde desteklediklerini ve soruşturmayı kınadıklarını belirttiler. Almanlar’dan -ve sadece sol kesimden de değil- destek mesajları alıyorum. Desteklerini sunanlar, soruşturmaya inat sandık başına gidip bana oy vereceklerini ifade ettiler. Partimin önemli temsilcilerinden Federal Meclis Grup Başkanımız Gregor Gysi de bana olan desteğini ve dayanışmasını ifade etmek için 12 Şubat’ta Kürt-Alman Kültür Merkezi’ni ziyaret edecek. 


Satır başlarıyla 4 yıllık milletvekilliği döneminizdeki çalışmalarınızın bir dökümünü yapabilir misiniz? 

Öncelikle yaptığım her çalışmaya farklı grupları ve inisiyatifleri ortak etmeye çalıştım. Bu çalışmaların bir çoğu Hamburg’un yerel basınına yansıdı. Sorunları kadın gözüyle ele almayı ve kollektif bir çözüm üretmeyi esas aldım. Hamburg gibi zengin bir metropolde, giderek artan sosyal adaletsizliğe karşı çözümler üreterek bunları meclis gündemine de taşıdım.

Bu nedenle partimde de sosyal ve uyum politikası sözcülüğünü üstlendim. Çalışmalarımda özellikle bu konuya ağırlık verdim. Üzerinde durduğum konular şunlardı: Sosyal bölünme ve yoksulluk ile mücadele, herkesin ödeyebileceği konutlar ve evsizlerin durumu, mülteci ve göçmen hakları, ırkçılıkla mücadele, dışlanmışlık durumuna karşı konseptler geliştirme, engelli insanlara ilişkin politikalar ve işsizlik sorunu. Sosyal alanda, önemli harcamalarda kesintiye gidilmektedir. Son dört yıl içinde bütün bu olumsuzluklara karşı çözümler ürettik ve Hamburg Eyalet Meclisi’ne sunduk. 

DAİŞ terör örgütünün Hamburg’taki örgütlenme çalışmalarını, Şengal ve Kobanê’deki katliamları Meclis’in ve kamuoyunun gündemine taşıdık. Hükümeti müdahale etmesi için zorladık. 

Aynı zamanda DAİŞ’e karşı Kobanê sınırında da bulunduk, halkımızla orada nöbet tuttuk. Hamburg Meclisi’ne Kobanê ve DAİŞ tehdidi konulu özel bir oturum yapması için dayatmada bulunduk. Kobanê direnişi süresince de kamuoyuna yönelik yoğun bir bilgilendirme çalışması yürüttük. 

DAİŞ’e katılımları önlemek için de çalışmalar yaptık. Aileler ve farklı demokratik kurumlarla birlikte DAİŞ‘e karşı mücadele inisiyatifini kurduk.   

Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan anti demokratik politikalara karşı da sessiz kalmadık. Hem seçimlerde BDP’yi desteklemek için Türkiye’ye gittik, hem de Roboskî’de yapılan katliam hakkındaki incelememizi rapor olarak Almanya Federal Hükümeti’ne sunduk.

Sol Parti içinde Türkiye’ye Demokrasi ve Kürdistan’a Barış Çalışma Grubu’nu oluşturduk. Şu anda grubun sözcülerinden biriyim. Biz muhalefet partisi olabiliriz. Fakat tavrımızla mecliste alınan kararları etkiliyoruz. Siyasi olarak baskı uyguluyoruz. Alınan yanlış kararları da dile getiriyoruz. Parlamento benim için siyasetin bir alanındır. Siyaseti ise teknik birşey olarak görmüyorum. Siyaset toplumla üretilir. 

Yaptığım çalışmada Demokratik Özerklik Projesi’ni hep göz önünde bulunduruyorum. Bütün seçmenlerim için aktif oldum ve olmaya devam edeceğim. Bana oy vermeyenleri de esas alıyorum ve onları kazanmaya çalışıyorum. Asuri, Ermeni, Êzîdî, Hıristiyan, Müslüman, Alman, engelli, kadın, LGBT grupları, farklı inisiyatifler, sosyal kurumlar ve daha nice kesimlerle birlikte çözüm ve birlikte çalışmayı hep esas aldık. 


M.ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG