
AKP rejiminin, kendisini DAİŞ’ten uzak göstermeye çalışıp Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne karşı da elini güçlendirmek istediğini belirten PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Atatürk Havalimanı‘na yönelik saldırının da bu çabanın sonucu olduğunu söyledi. AKP’nin DAİŞ’e desteğinin örnekleriyle anlatan Karayılan, DAİŞ’in de Türkiye’ye savaş ilanının sözkonusu olmadığını vurguladı. DAİŞ‘in üstlenmediği ama DAİŞ etiketiyle yapılan saldırıların tamamının AKP’nin lehine olduğuna işaret eden Karayılan, son saldırının da Türk Özel Harp Dairesi’nin etkisi altındaki DAİŞ kolu tarafından yapıldığını kaydetti.
Murat Karayılan, Dengê Kürdistan radyosunun sorularını yanıtladı.
İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki saldırıyla ilgili olarak öncelikle DAİŞ’in Türkiye’ye karşı savaş kararı almadığını ve merkezi olarak üstlenmediğini hatırlatan Karayılan, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu:
Harp Dairesi’nin devşirdiği kol
Bu derin bir plandır; oyun içinde oyun var. CIA Başkanı’ndan uzmanlara kadar yapılan “AKP önce bunları güçlendirdi, yol verdi, Kürtlere karşı kullandı, şimdi de AKP tutumunu değiştirince Türkiye’ye saldırmaya başladılar” şeklindeki yorum, eksiktir. Bu saldırıları DAİŞ’in içindeki özgün pozisyonda olan bir kol yapıyor. Bu kol daha çok Türk Özel Harp Dairesi’nin etkisi altındadır.
Hedefleri hep AKP dışındadır
Bu kol, önce AKP’ye karşı olan güçlere saldırdı; Amed, Suruç, Ankara, Adana ve Mersin’de olduğu gibi. Ardından İstanbul’da Yahudilere ve Almanlara saldırıda bulundular. Yeşilköy’deki Havalimanı saldırısında da özellikle bilinçli olarak Dış Hatlar seçilmiş; yani yabancılar. Son eylemdeki karakter değişikliği, sonucu değiştirmiyor. Tümü AKP rejimine hizmet ediyor. AKP’nin DAİŞ’e deesteği de devam ediyor.
AKP DAİŞ’i nasıl destekliyor?
Mesela, DAİŞ’in Cerablus’ta Türkiye sınırında 90 kilometrelik bir alanda iktidar olmasını sağlamaya devam eden AKP’dir. AKP rejimi engel olmazsa Rojava savaşçıları, DAİŞ’i buralardan atacak ama AKP rejimi kıyameti koparıyor, ‘Kobanê’den Fırat’ın batısına geçilmesin’ diyor. Batısında kim var? DAİŞ egemenliği var. Açıkça DAİŞ’i koruyor. DAİŞ şimdi Türkiye’yle olan bu 90 kilometrelik sınırı hem İstanbul’a gitmekte, hem de oradan Avrupa’ya geçmekte kullanıyor. Yani eylem kanalları açıktır. Bunun nedeni de Erdoğan ve AKP’dir.
Uluslararası güçlerin yanlışı
ABD ve diğer uluslararası güçler ise ‘Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alıyoruz’ adı altında bu tür şeylere göz yumuyorlar. Bizce bu yanlıştır. Bunların Türkiye ile sınırları kesilmeden zayıflatılmaları mümkün değildir. Türkiye bu şekilde DAİŞ’e nefes veriyor. Rojava Devrimi’ne ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı DAİŞ’ten yararlanma ve kullanma adı altında bütün bunlar yapılıyor. Erdoğan ısrarlı bir biçimde bu çizgisinden vazgeçmiyor. Yöntem değiştiriyor, dil değiştiriyor ama aynı çizgiyi bir biçimde sürdürüyor. Bunun bilinmesi lazım.
Erdoğan aklanma derdinde
AKP Kürtlere karşı DAİŞ’i kullandı ama DAİŞ de AKP’yi fazlasıyla kullandı. Bu gizli ilişkileri, uluslararası düzeyde Erdoğan ve AKP üzerinde ciddi bir gölge yarattı. Şimdi bu gölgeyi kaldırmak istiyor. Çünkü mevcut durumda bütün dünyada DAİŞ’e yakın duran tek bir devlet kaldı; o da AKP devletidir. Öyle ki artık kimse Erdoğan’ı kabul etmiyor, adını da DAİŞ ile birlikte anıyorlar. İşte bu durumdan kurtulmak ve üzerindeki bu gölgeyi kaldırmak üzere bir plan devrededir.
Son saldırı, bunun eseri
Bu saldırı da bu çerçevede okunursa daha erken sonuca ulaşılabilir. Diktatörlük ve iktidarcılık acımasızdır. Erdoğan iktidarını kalıcı kılmak isterken, 44 sıradan insan ölmüşse, bunun onun için pek de bir önemi yoktur. Bir talimatla Cizre’de bir anda 200 sivil insanın benzinle yakılarak öldürülmesi emrini veren bir anlayış, çıkarları için havaalanında 44 kişiyi de öldürür. Bunu bu çerçevede ele almalı. Sonuç olarak; AKP tutum değiştirdiği için DAİŞ de AKP’ye karşı savaş ilan etmedi; DAİŞ böyle bir şey ilan etmemiş. Ortada DAİŞ içerisindeki özel görevli bir grup ile bu projenin yürütülmesi söz konusu.
Sonrasındaki açıklamalarına bakın
AKP, Kürdistan’da yürüttüğü vahşetin üzerini örtmek için böyle bir şey arıyor. Saldırı sonrası açıklamalarına, tavırlarına bakın. AB Bakan bile hemen, “Avrupa bize yardım etmeli; bazı maddelerde gevşeme yapamayız, DAİŞ-PKK-PYD terörü. Brüksel’de ha PKK çadırı açılmış ha DAİŞ” diyebiliyor ve hepsini birbirine karıştırıyor. AKP rejimi, kendisini DAİŞ’ten uzak göstermeye çalışıp Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne karşı da elini güçlendirmek istemekte.
Çünkü korku ve panikteler
Bunu gerçekleştirmek istiyorlar. “Büyük bir Kürdistan kurulur. Büyük Kürdistan da küçük bir Türkiye anlamına geliyor. Bunun önünü almak lazım; uluslararası alanda haklı çıkmamız gerekiyor” diyorlar. Bu onların kurgusudur. “DAİŞ 44 insan öldürdü. Siz de teröre karşı bize destek olun ki biz Rojava Devrimi’ni boğalım ve Kürt halkının devrimini tasfiye edelim“ demek istiyorlar. Aslında Kürdistan’da yaptıkları ve yapacakları katliamların üstünü örtme çabası içindedirler. Amaçları budur.
Namuslarını bile satarlar
Hatta Rusya ve İsrail’in peşinde koşmaları ve U dönüşü yaparak yaltaklanmalarının temel nedeni de budur. Şimdi Erdoğan, AKP rejimi ve derin devletin bütün korkusu Kürdistan Devrimi’dir. Kürdistan Devrimi’ni engelleyebilmek için bunların satmayacağı şey yoktur. Her şeylerini satarlar, namuslarını bile satarlar. Yeter ki Kürt Devrimi dursun.”
Licê‘de saldırı altında olan Kürtlük ve kimliğidir
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Türk devletinin Licê‘de (Lice) devam eden kuşatma ve saldırılarını da değerlendirdi.
Karayılan, iki hafta önce gazetemizde de paylaştığımız Stêrk TV’deki uzun söyleşisinde Türk devletinin Lice üzerine tehditler savurduğunu ve bazı kalemşorları yoluyla saldırının zeminini oluşturduğunu belirtmişti. Bunun bir plan olduğunu; Lice ve Amed halkının yurtseverliği derin olduğu için üzerine gitmek istediklerini, orada Kürt yurtseverliğini hedef haline getireceklerini, ezeceklerini ve ölümler yaşatacaklarını söylemişti.
Karayılan, şimdi Lice’ye dönük her türlü yöntemle bir saldırının sürdüğünü belirterek, şunları söyledi:
Türk devleti için sanattır
“Hiç utanmadan ve arlanmadan ‘orada kenevir ekiliyor; bunları temizlemek için gidiyoruz’ söylüyorlar. Bu büyük bir yalandır. Bu bahsi geçen maddeler savaş uçakları, tank ve top kullanarak, yine Kürdistan’ın coğrafyasını yakarak mı temizleniyor! Ama Türk devleti Kürdistan’da hep bunu yapmıştır: Öldürmüştür, katletmiştir; bir de üzerine ‘onları yaşatmak için yapıyorum’ diyerek yalan söylemiştir. Bu, onlarda bir sanattır. Kış sürecinde saldırdıkları şehirler için hendekleri gerekçe gösterdiler. Peki Lice’de hendek mi var? O köylerde hendek mi var? O hendekleri gerekçe gösteren kesimler şimdi nerelerdeler?
Dünyada örneği yok
Dünyanın hiçbir yerinde bir şehirde 3 ay, hatta Sur’da olduğu gibi 6 ay sokağa çıkma yasağı görülmemiştir. Yine köylerde sokağa çıkma yasağı ilan edildiği ne duyulmuş, ne de görülmüş bir şeydir. Hatta böyle bir kavram bile yoktur. Köyde sokağa çıkmayı yasaklıyorsan, ‘köyde yaşamı öldürdün’ demektir. Çünkü köydeki yaşam, hayvancılığa, tarıma, sulamaya dayanır. Sen bunu yasakladığın zaman, orada yaşam kalmaz. AKP devleti şimdi böyle yapıyor; bir de hiç utanmadan arlanmadan normal bir şeymiş gibi gösteriyor.
Mecburi İskan Kanunu
Açık ki tüm halkımızı Kürdistan’dan göçertmek, yeni Mecburi İskan Kanunu’nu bu biçimde hayata geçirmek istiyor. Soykırımın yeni uygulaması bu tarzda yaşanıyor. Önceden propagandasını yaptılar, zeminini hazırladılar; şimdi de Kürdistan’ın dağlarını ve ormanlarını topa tutuyorlar, bombardıman yapıyorlar, köylerin etrafını çeviriyorlar, halka işkenceler yapıyorlar, insanlarımızı tutukluyorlar, katlediyorlar. Çünkü bu bölgelerdekiler kimlik sahibi Kürtlerdir. Zaten saldırılarının esas nedeni de budur.
Kervas’a bağlı Mehlê’de insanlarımızı işkenceyle şehit etmişler. Yine Sîsê’de bir şehitlik var. Hem bombalıyorlar hem de vahşi yöntemlerle tahrip ediyorlar. Yani bunlar ağaçlarımıza, taşlarımıza, insanlarımıza, hayvanlarımıza düşman oldukları gibi, şehitlerimize de düşmandırlar.
Beyhude çabalardır
Amed Kürt siyasetinin merkezidir; onun kalbidir. Lice ölgesi de Amed’in yaşam motorudur/atardamarıdır. Bunun için üzerine gitmek istiyorlar. Şêx Seîd döneminden bugüne kadar Lice halkı her daim kimlik sahibi olmuş, onurlu duruş sergilemiş, bedel ödemiş ama tüm yönelimlere rağmen dik durmayı başarmış, kimliğini korumuş bir halktır. Apocu felsefe de Lice halkını yenilmez yapmıştır. AKP devletinin çabaları beyhude çabalardır. Onlar Lice halkını kıramazlar.
‘93’te de her yeri yakıp yıktılar, düz ettiler ama kimseye bir adım geri attıramadılar. İşte son belediye seçim sonuçları ortada! Yani Lice halkı onuruyla bir kimliği temsil ediyor. Bu kimlik Kürt kimliğidir. Bugün AKP faşizminin saldırıları bu kimliğedir; Kürt halkının onurunadır. Lice’ye yapılan saldırı, Kürt iradesine dönüktür.
Anaların mesajı alındı
Dün Liceli anaların çağrısını dinledim. Şırnaklı anaları da. Mesajlarını aldık. Bu ülkenin evlatları olarak, o güzel analara layık olacağız. Onların ahlarını yerde bırakmayacağız, çağrılarına cevap olacağız. Elbet bunun hesabını soruyoruz, sormaya devam edeceğiz. Sömürgeci-faşist-vahşi saldırılara karşı irademizle, insanlığımızla, direnişimizle ve gücümüzle gereken cevabı vereceğiz. Hiçbir hesap yerde kalmayacak ve kazanan mücadelemiz olacaktır.
Minbic’in kurtarılmaması için DAİŞ’e gizli-açık destek veriyor
Karayılan, AKP-DAİŞ ilişkisinin anlatırken geçmişte yapılanlar bir yana güncel olan durumdan örnek verdi. Minbic’i özgürleştirme hamlesinin devam ettiğini anımsatan Karayılan, AKP yönetimindeki Türk devletinin, Minbic’teki DAİŞ işgaline son verilmemesi için büyük bir çaba gösterdiğini söyledi. Minbic Askeri Meclisi ve QSD’nin kenti kuşatmaya aldıklarını belirten Karayılan, AKP’nin Cerablus sınırı üzerinden DAİŞ’i desteklediğini net olarak ifade etti.
Bir komplo teorisini dillendirmediğinin altını çizen Karayılan, Minbic’in DAİŞ’in elinde kalması için sergilenen pratik çabaları sıraladı:
* DAİŞ ile diğer çeteler arasında sert bir savaş vardı; DAİŞ Marê’yi kuşatmış Ezaz hattında ilerliyordu. Türkiye araya girdi; bu savaşı durdurdu. DAİŞ, Minbic üzerindeki kuşatmayı kırmak için oradaki tüm gücünü Minbic hattına çekti. Şimdi o güçler Minbic üzerindeki kuşatmayı kaldırmak için sürekli saldırılar yapıyor.
* Türkiye’ye bağlı olarak hareket eden El Nusra, Ehrar El Şam, İslam Ordusu gibi 20’den fazla yapı var. Bunlar, Türkiye nasıl isterse öyle hareket eden güçlerdir. CIA’nın da bu kesimlerle belli bir ilişkisi vardır fakat bunlar daha çok Türkiye’yi esas alıyorlar. Bu güçler, Türkiye’nin araya girmesiyle DAİŞ’le olan çatışmalarını bırakıp yönlerini YPG güçlerine çevirdiler. Şimdi bunlar Efrîn’de, Halep’te YPG’ye dönük saldırılar yapıyorlar ki, Minbic hamlesine destek sunamasınlar. Amaçları Efrîn ve Halep’teki güçleri oyalamak; DAİŞ üzerindeki yükü hafifletmektir. Tüm bunlar Türkiye’nin talimatıyla oluyor.
* Türk devleti, şimdi her gün Kobanê ve Grê Spî sınır hattı boyunca orada bulunan Rojava Devrim güçlerine saldırı gerçekleştiriyor. Atışlar yapıyor, insanları yaralıyor. Bununla karşı tarafın da ateş açmasını ve yeni bir savaşın zeminini oluşturmayı amaçlıyor. En azından Rojava Devrim güçlerinin sınırı terk etmeyip Minbic’e gidememesini hedefliyor. Bunun tek bir amacı var: DAİŞ’e destek sunmaktır.
* Şimdi Türkiye, DAİŞ’in Minbic’te direnebilmesi için resmi olarak bu yardımları veriyor. Geceleri tonlarca cephane geçiriyor. Daha ne yapsın!?
HABER MERKEZİ