Tayyip Erdoğan 30 Eylül’de bir paket açıklayacağını ilan etti. Kürt Özgürlük Hareketi’nin çatışmasızlığı sürdürmesi karşılığında zorunlu olarak bir şeyler yapması gerekiyordu. Hiçbir şey yapmadan seçimlere gittiğinde bunun siyasi bedeli olacaktı. Çözüm süreci denildi, ama hiçbir şey yapılmadı diye sandıkta hesabı sorulacaktı. Diğer yandan Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi’nin adım atılmadığı takdirde çatışmasızlığı sonlandırma ihtimalleri de vardı. AKP Hükümeti kendine göre bazı şeyler yaptığını göstererek sürecin devam ettiği mesajını kamuoyunu vererek Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendisini zora sokacak adımlar atmasının önüne geçmek istiyor. Seçime giderken de Kamuoyundaki beklentilerin tepkiye dönmesini önlemeye çalışıyor. AKP Hükümetinin “Paket hazırladık, paket açacağız” biçimindeki söylemleri ve yapacakları bu amaçları içeriyor.

Amaç çözüm değil de bazı şeylerin önünü kesmek, oyalamak ve kendine propaganda ve demagoji yapma zemini bulmak olunca tabii ki açılan paket, demokratikleşme beklentilerini tatmin etmeyecektir. En başta da Kürtleri tatmin etmeyecektir. Kürt Halk Önderi bir yıldır yaptığı görüşmelerin ve 2013 yılında ilan ettiği deklarasyonun karşılığının farklı olmasını bekliyordu. Çatışmasızlığı yaratma ve gerillayı sınır dışına çıkarmayı AKP oyalama yapsın ve bir seçim daha kazansın diye yapmamıştı. Kesin bir demokratik çözüm sağlamak için bu radikal adımları gerçekleştirmişti. Ancak AKP ne bu adımların değerini bildi ne de Kürt Halk Önderiyle bir müzakere yaptı. Kendi bildiğini okumaya devam etti. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi bir uyarı olarak gerillanın geri çekilişini durdurdu. Anlaşılıyor ki AKP Hükümeti bu uyarıyı da dikkate almıyor ve kendi bildiğini okuyor. Paketin hazırlanış yöntemi ve olası içeriği bunu gösteriyor.
Kürt Halk Önderinin çatışmasızlığı sağlaması ve gerillanın geriye çekilmesiyle birlikte hükümet de bir çözüm sürecinden söz etti. Herhalde kastedilen Kürt sorununun çözümüdür. Kamuoyu ve Kürtler böyle anlıyor. AKP Hükümeti ve devlet başka hesaplar yapmış olsa da kamuoyu böyle anlıyor. Eğer sorun Kürt sorunuysa bir tarafı da Kürtlerdir, Kürtlerin siyasi iradesi ve Önderleridir. Zaten Kürtler Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı baş müzakereci olarak ilan etmişlerdir. Devlet de hükümet de Kürt sorununda sıkıştığı zaman koşa koşa İmralı’ya gidiyor. Heyetlerini gönderiyor. Herhalde şimdiye kadar yüze yakın heyet gönderilmiştir. Bu heyetlerin içinde sanıldığı gibi sadece MİT müsteşarı, Başbakanlık müsteşarı değil, Bakanları bile bulunuyor. Yani zaman zaman Bakanlarını bile Kürt Halk Önderinin yanına gönderiyor. Bunlar kamuoyuna yansımıyor ve hangi bakanların gittiğini bilmiyoruz, ama böyle bir trafiğin olduğunu basına yansıyan açıklamalardan anlıyoruz. Ancak anlaşılıyor ki bu görüşmeler şimdiye kadar müzakereye dönüşmemiş, sadece görüş alışverişi olarak kalmış. Bu görüşmeler sonucu mutabık kalınan konuları Kürt Özgürlük Hareketi hep yerine getirmiş, ama devlet ve hükümet gerekenleri yapmamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve İmralı’ya giden BDP heyetinin açıklamalarından da bunu anlıyoruz.
BDP heyetinin son İmralı görüşmeleri ve yaptığı açıklamalar Kürt Halk Önderinin artık şimdiye kadar yürüyen biçimi kabul etmediğini gösteriyor. Artık konuşulanlar konuşulmuş, şimdi müzakere ve somut adımlar atma zamanıdır, diyor. Bunlar olmazsa kendisinin yapacağı bir şey kalmayacağını söylüyor. Bunun anlamı ‘ben geri çekilirim, devlet ve hükümet PKK ile ne yaparlarsa yapsınlar’dır. İmralı’da PKK Önderinin yapmadığı görüşme ve müzakereleri de hiçbir PKK’li ve Kürt siyasetçi yapamaz. Bu durum da tam bir tıkanma ve çatışmaların şiddetlenmesi anlamına gelir. Nitekim AKP Hükümeti kendi politikalarının Kürt tarafında kabul görmeyeceğini bildiği için hazırlıklarını şiddetli bir savaşa göre yapmaktadır. Zaten bu savaşı Rojava’da açmıştır. Eğer Rojava’da tutumunu köklü değiştirmez, müzakere başlayıp somut adımlar atmazsa gelişmelerin kaçınılmaz olarak şiddetli çatışmalara doğru gideceğini siyasetten biraz anlayan herkes tahmin edebilir.
Kürt Halk Önderine yaklaşım, bu önderlikle ciddi bir müzakere yapılıp yapılmayacağı, AKP’nin sürece nasıl yaklaştığını da ortaya koyacaktır. İmralı artık eskisi gibi olmaz ve müzakereye geçelim diyorsa ve müzakere koşullarının sağlanmasını istiyorsa bunun hemen yapılması gerekir. Yoksa kim tek taraflı bir sürecin sürmesini bekleyebilir. Eğer bu Önderlik istediği kişi ve kurumlarla görüşmüyorsa, sürecin önemli bir ayağı olan örgütüyle görüşmeler yapamıyorsa hangi süreçten söz edilebilir? Kürt tarafı şimdiye kadar tek taraflı iradeyle çatışmasızlığı sağlamış, esir askerleri geri bırakmış ve gerillayı sınır dışına çekmiştir. Ancak hükümet hiçbir adım atmamıştır. Ne müzakere yapmış ne de müzakere koşullarını oluşturmuştur. Meclis, gerillanın geri çekilmesini ve devletin politikalarını gözetecek bir kanun bile çıkarmamıştır. Sadece yalaka bir milletvekilinin başkanlığında hükümeti sürekli haklı gösteren ve yağlayan bir komisyon kurulmuştur.
İsrail bir esir askeri için yüzlerce Filistinli tutukluyu bırakırken, AKP Hükümeti on kadar esir karşılığında bir hasta tutsağı bile bırakmamıştır. Demokratik siyasetin devreye sokulacağı söylenirken binlerce Kürt demokratik siyasetçi yıllardır rehin olarak zindanlarda tutulmaktadır. Karakollar ve askeri amaçlı barajlara hız verilmiş, demokratik gösterilere eskisi gibi gazlarla, coplarla, TOMA ve panzerlerle saldırmaya devam edilmiştir.
Kürt tarafının baş müzakerecisi istedikleriyle görüşemiyorsa, milletvekiliyle siyasi şantaj ve tehdit altında görüşme yaptırılıyorsa, ailelerin görüşleri bile İmralı’daki görüşmelerin içeriği ve tavra göre oluyorsa hangi çözüm sürecinden söz edilebilir? Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin sorumlu ve sabırlı yaklaşması istismar ediliyor ve kötüye kullanılıyorsa tabii ki bunun da bir sonu olacaktır. Bu açıdan sona yaklaşıyoruz.
AKP’nin müzakere yapmadan, Kürt Halk Önderinin söylediklerini dikkate almadan bir paket açacağım demesi aslında sürecin sonlanması anlamına gelmektedir. Siz ne derseniz deyin, ben sizi muhatap almam, kendi hesaplarım ve planlarım çerçevesinde bildiğimi okurum demenin başka bir anlamı yoktur. Zaten paket de çözüm için değil de, oyalama ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı demagoji yapma imkanı bulmak için açılıyorsa sonucun başka türlü olması beklenemez.
Tabii paketten bazı şeyler çıkacak, ama Kürt sorununun çözümü için atılmış adımlar olmayacak, derde derman olacak hiçbir adım atılmayacak. Asimilasyon, kültürel soykırım ve siyasi egemenlikten vazgeçilmeyecek. Atılan adımlar bunlara dokunmayacak, hatta bunların sürdürülmesini sağlayacak. Yani özel savaş ve psikolojik savaşı sürdürmenin argümanları yaratılacak. Bu nedenle paket açıldığında AKP yandaşları önemli adımlar diye yutturmaya çalışacak. Kürtler ve demokrasi güçleri ise bunun bir savaş biçimi olduğunu görüp bu savaşa karşı direnişlerini geliştirme mücadelesi yürütecekler.
 NOT: Bu yazı, Erdoğan paketi açıklamadan önce yazılmıştır.