Faili meçhul cinayetlerin her gün işlendiği, köylerin yakılıp yıkıldığı 1990’lı yıllarda yayın hayatına başlayan Özgür Gündem, Türkiye'nin demokrasisi için çok önemli bir işleve sahip olmuştur. Kürt sorununu sürekli gündemde tutarak Türkiye'nin gerçek anlamda demokrasi bilincine sahip olmasında büyük rol oynamıştır. Kürt halkı da, Türkiye halkları da doğru bilgileri Özgür Gündem’den almıştır. Herkesin susturulduğu bir dönemde hakikatin sesi olmuştur. Bu nedenle Musa Anter başta olmak üzere birçok yazarı, muhabiri ve dağıtımcısı sokak ortasında bizzat devlet kararı, planlaması ve yönlendirmesiyle katledilmiştir. Yine dönemin başbakanı Tansu Çiller’in talimatıyla İstanbul Kadırga’daki merkez binası bombalanmıştır. Bu kadar hedef alınması, nasıl bir hakikat mücadelesi verdiğinin kanıtıdır. 

Özgür Gündem gazetesi direnerek kendisine yaşam alanı açmıştır. Hiçbir katletme ve öldürme bu geleneğe geri adım attıramamıştır. Yayınlarıyla hem Türkiye'nin soykırımcı sömürgeci karakterini ortaya koymuş, hem de Türk devletinin ve iktidarlarının yüzündeki maskeyi düşürmüştür. Türk devletinin ve hükümetlerinin yüzündeki maskeyi en başta da basın çalışanları ve gazeteciler düşürmektedir. Özgür Gündem’in kapatılmasıyla birlikte 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sözde demokrasi nöbeti tutanların nasıl bir düşünce ve demokrasi düşmanı oldukları görülmüştür. Kendileri her yerde bağırıp çağırırken, en küçük bir alternatif sese bile tahammülleri yoktur. Sadece benim sesim duyulsun demek faşizmdir. 

Faşizm, en başta da farklı seslerin kısılmasıdır. AKP hükümeti MHP’yi yedekleyerek, CHP’yi kendisine hizmet ettirerek siyasi olarak tek sesliliği sağlamıştır. Zaten HDP’ye basın da, Meclis de kapatılmıştır. HDP üzerinde öyle bir baskı yürütülüyor ki, AKP'nin faşist politikalarına karşı tutum almasın, direniş göstermesin! Bir taraftan siyasi alan bu düzeyde baskı altında tutulurken, tüm basın da tek sesli hale getirilmeye çalışılıyor. Şu anda ağır baskılar ve sınırlı imkanlar ortamında birkaç gazete ve televizyon dışında tüm basın AKP'nin izlediği politikaya göre yayın yapıyor. Bu dönemde merkez medya denen basın AKP'nin havuz medyasından daha fazla AKP'ye hizmet etmiştir. Herhalde Aydın Doğan bu dönemde önemli ekonomik rantlar elde etmiş, ya da AKP'nin engellemelerinden kurtularak önü açılmıştır. 

Artık günümüzde bir ülkenin karakterini basına bakarak öğrenebiliriz. Şu anda AKP iktidarı Hitler ve Mussolini faşizminden daha fazla tek taraflı bir propaganda ve beyin yıkama çalışması yürütüyor. Türkiye'de artık basın üzerinden yansıtılan hiçbir şey gerçek değildir. Ya da gerçekler çarpıtılarak yansıtılmaktadır. Türkiye'de her şey algı yaratıp algı yönetme üzerine kurulmuştur. Çünkü bu algı yaratma sihrini bozacak bir basın yoktur. Var olanlar da bu algıyı kıracak düzeyde değildir. Öyle bir basın tekeli yaratılmış ve kontrol altına alınmıştır ki, hangi algıyı yaratmak istiyorlarsa bu basını harekete geçiriyorlar. Bir akıllıya kırk kere deli denilirse deli edilirmiş misali gerçekler tersyüz edilmektedir. Bugün Türkiye'de basına dayandırılmış bir AKP faşizmi bulunmaktadır. 

Basının üzerinde öyle bir kontrol var ki, 15 Temmuz darbesinin gerçekleşmesine her türlü imkanı, zemini ve fırsatı veren AKP iktidarı olduğu halde, bu darbeyi yapanlara karşı en fazla mücadele veren demokrasi güçleri ve HDP hedefleniyor. AKP hesap vereceğine bağırarak, çağırarak, her gün şu bu operasyonu yaparak zeytinyağı gibi su üstünde kalmaya çalışıyor. 

İşte Özgür Gündem böyle bir Türkiye'de özgür ve alternatif basın denilen basın alanın en etkili gazetesiydi. Özgür ve alternatif basının en etkili yayını kapatılarak demokrasi güçlerinin sesinin daha fazla kısılması amaçlanmıştır. Sadece bir gazetenin kapatılması olarak anlaşılmamalıdır. Özgür Gündem’in kapatılması kesinlikle şu anda AKP hükümetinin izlediği demokrasi ve Kürt düşmanı politikanın açık ifadesi olmaktadır. Yürütülen Kürt düşmanı ve demokrasi karşıtı politikaya karşı ses çıkması engellenmek istenmektedir. Bu açıdan Özgür Gündem’e sahiplenmek bir demokrasi mücadelesi olduğu gibi aynı zamanda tüm demokrasi güçlerine sahiplenmektir. 

Türkiye'de var olan sözde demokrasi sıra Kürtlere ve gerçek demokrasi güçlerine geldiğinde bitmektedir. Sadece Kürt ve demokrasi düşmanı “özel savaş demokratlarına” demokrasi vardır. Türkiye'de sözde demokrasi tüm dünyayı aldatmak için kullanılan bir maske, kılıf ve örtüdür. Kürtleri ve demokrasi güçlerini ezmek için kullanılan bir araçtır. Türkiye'de Kürtlerin ve Alevilerin varlık ve özgürlük sorunu güvencede olmadığı müddetçe Türkiye demokratik olmayacaktır. Sadece iç ve dış kamuoyunu aldatmak için demokrasicilik oynanmaktadır. 

AKP, MHP ve CHP şimdi demokrasicilik oyununu oynayacakları bir anayasa çalışması içine girmişlerdir. Kürt ve demokrasi düşmanı yeni bir anayasa yaparak dünyayı aldatmayı hesaplıyorlar. Sözde bazı bireysel hak ve özgürlükleri genişletme adına Türkiye'deki tüm toplulukların inkarına, asimilasyonuna ve yok edilmesine dayalı değişiklikler yapacaklardır. Kuşkusuz Kürtler yararlanmasın diye yine demokratikleşme adımı atılmayacak, toplum bir süre daha aldatılıp oyalanacaktır. 

Kürt Halk Önderi 2010 sonunda yazdığı Kürt Sorununda Demokratik Ulus Çözümü kitabında AKP gerçeğini ve AKP'nin nasıl bir anayasa yapmak istediğini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. AKP gerçeği daha 6 yıl önce İmralı’da kapsamlıca değerlendirilmiştir. 

İşte Özgür Gündem bu AKP gerçeğini açığa vurduğu için kapatılmıştır. Özellikle Tayyip Erdoğan gerçek yüzünün açığa çıkmasını istemiyor. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın gerçek yüzü ve yaptıkları açığa çıkarsa hem Kürtlere karşı yürüttüğü büyük yıkım ve katliam savaşından, hem de 15 Temmuz darbesine yardım ve yataklık yapmaktan yargı önüne çıkarılacaktır. Tüm Kürt halkına ve demokrasi güçlerine yönelik yürüttüğü politikalar sonucu yargılanacaktır. 


Hüseyin Ali