Amed’de I. Ortadoğu Kadın Konferansı toplandı. Kürt kadın hareketinin Ortadoğu ve dünyadaki öncü rolü bir daha görüldü. Kadının klandan, neolitikten, devlet dışı kalmış toplumlardan bugüne kadarki uygarlık sistemlerindeki kimliğini ve rolünü iyi çözümleyen Kürt Kadın Özgürlük Hareketi; mücadelesi ve kazandığı örgütlülük düzeyiyle bunu hak ettiğini herkese göstermiştir. Kuşkusuz Kürt kadınının bugüne gelmesinde kadının ideolojik kimlik sorunlarını çözen ve kadının ayrı örgütlenerek özgür irade kazanmasını sağlayan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın payı çok büyüktür. Zaten bu nedenle Kürt kadını bu Önderliğe görülmemiş bir sahiplenme göstermektedir.

Kürt Kadın Özgürlük Hareketi birçok ülkedeki gibi elit ya da küçük burjuva kesimlerin hareketi değildir. Her kesimden ve her yaştan herkesi içine alan bir özgürlük hareketidir. Sadece belli bir demokratikleşme ve özgürleşme ortamının kadına tanıdığı kimi hakların sonucu yaşanan gelişme değildir. Kuşkusuz toplumlardaki bu tür eğilimlerin gelişmesinde kadının özgür ve demokratik yaşamında iyileşmeler ve ilerlemeler belirli bir rol oynayabilir. Ancak bunlar hiçbir zaman kadını ikinci sınıf konumundan çıkarmaz, toplumsal cinsiyetçiliği aştırmaz. Reel sosyalizm pratiği ve kadın açısından olumlu gelişmelerin olduğu söylenen Avrupa’daki kadının konumu bunun somut ifadesidir.
Kadın özgün örgütlenmeden, toplumda bu örgütlülüğü ve mücadelesiyle yer almadan kadının ikinci sınıf konumundan çıkması zordur. Toplumsal cinsiyetçiliği ancak ve ancak kadının özgür örgütlülüğü ve kimliğiyle toplumsal yaşamın içinde yer alması aştırabilir. Kürt kadınının geldiği düzey bu gerçeği kanıtlamıştır. Erkeği de böyle bir duruş ve mücadeleyle değiştirmesi mümkündür. Erkek de çaba göstermelidir; ancak kadın kendi ideolojik kimliğiyle bir duruş ve örgütlenme içerisinde olmazsa erkeği dönüştürmek kolay değildir. Özgürlükçü ideolojik kimlikler; kadın özgürlük ideolojik kimliğiyle bütünleşmezse özgürlükçü ve demokratik karakterde eksiklikler, yarımlılıklar yaşarlar. Kadının özgürlükçü karakteriyle yoğrulan, bununla rengini ve kimliğini alan ideolojik kimlikler gerçek anlamda özgürlükçü ve demokratik olurlar. Kürt Özgürlük Hareketinin ideolojik kimliği böyle olduğu için bugün tüm toplumu derinden etkilemektedir. Çünkü gerçek anlamda özgürlükçü ve demokratik bir ruhla örgütlenmekte ve mücadele etmektedir.

Kültürel soykırım ve direniş

Geçen günlerde Profesör Dr. Gencay Gürsoy Kürt Özgürlük Hareketinin kadında yarattığı özgürlük düzeyini değerlendiriyor, Kürt Özgürlük Hareketinin bu konuda hak ettiği değeri görmediğini söylüyordu. Gerçekten de kadını bu düzeyde ayağa kaldıran bir hareketin bu başarısının gereken düzeyde takdir edilmemesi irdelenmeye değerdir. Aslında buradan bakarak Kürt Özgürlük Hareketi üzerinde nasıl bir ambargo ve kuşatma olduğu da anlaşılırdır. Hem Türkiye’deki egemen zihniyet ve bunun etkisindeki toplumun, hem de dünyadaki egemen zihniyet ve bunun etkisindeki toplumun Kürt’e bakışı sayın Gencay Gürsoy’u hayrete düşüren durumu yaratmaktadır.
Türkiye’de devlet bütün ideolojik kurumları, basını ve eğitim aygıtlarıyla Kürt kadınının bu gelişimini gözden uzak tutmak için büyük bir gayret göstermektedir. Kürtlere ve Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürütülen psikolojik harekatının en önemli boyutu, Kürtlerin olumlu yanlarını, yaşadıkları olumlu gelişmeleri göstermemektir. Zaten Kürtlere yönelik tüm bastırma, kıyım harekatları Kürtlerin ilkeliği ve vahşiliği propagandası üzerinden yapılmıştır.
Öyle ki katliamlar bile Türk devletinin Kürtlere uygarlık götürmesi olarak tanımlanmıştır. Kürtlerin bu inkar, imha ve kültürel soykırım direnişi ise ‘barbar Kürtlerin uygar Türkiye’ye karşı koyuşu olarak’ gösterilmiştir. Kürtleri bu zihniyetle katleden, kültürel soykırımı böyle meşrulaştıran TC, özgürlüğün ve demokratikleşmenin ölçütü haline gelmiş kadının özgür ve demokratik yaşamdaki yeri konusunda Kürtlerin başarısının Türkiye ve dünyada görülmesini ister mi? Kürtlerin bu konudaki başarısını ve geldiği düzeyi göstererek kendi geri konumunun açığa çıkmasını ister mi?

Gelişim örtülmek isteniyor

Kürt kadınının özgürleşme düzeyi gerçek boyutlarıyla görünür kılınırsa Kürt halkının özgürlük mücadelesinin kazanacağı sempati ve buradan alacağı güçten ürkülmektedir. Kürt’ün özgür ve demokratik yaşam konusunda kendilerinden çok ileri olmasının Kürdistan ve Kürt halkı üzerindeki Türk devletinin uygulamalarını teşhir etmesinden korkmaktadırlar. Kürtler Türklerden, Türkiye’nin doğusu batısından nasıl ileri olabilir? Bunun gösterilmesi Türkiye’nin tüm politikalarının altüst olması anlamına gelir. Kürt kadın hareketinin başarısı gözler önüne serilir, Türkiye’nin modernleşmesiyle Kürdistan’da gelişen demokratik modernleşme arasında bir kıyaslama ortaya çıkarsa bu Kürtlerin Türkiye’deki etkisini ve itibarını artırır. Bu da Türk devletinin Kürtler üzerinde uyguladığı tüm gerici ve soykırımcı politikaları çökertir.
Türk devleti tüm imkanlarını kullanarak Kürt kadının gelişme düzeyini örtmektedir. Medyanın bu konudaki ketumluğu tamamen bilinçlidir. Aldıkları talimatları uygulamaktadırlar. Bu nedenle I. Ortadoğu Kadın konferansı Türk medyasında yer almamıştır. Gezi Parkı direnişiyle aynı zamana denk gelmesi bu konferansın talihsizliği olmuştur. Ancak Gezi Parkı direnişi olmasaydı da bu konferansa Türk basını ilgi göstermezdi. Kürt kadınının özgür ve demokratik yaşamda Türkiye’den ileri olması tabii ki yansıtılamaz. Buna ne elleri ne dilleri varır! Türk egemenlerin Kürtlere bakışı aynı zamanda Kürt kadınına bakışına da yansımaktadır.
Türkiye’deki kadın hareketi Kürt kadının geldiği düzeyi çok iyi biliyor. Bunu görüyor ve takdir ediyor, ama onların da yansıtma gücü ve düzeyi zayıftır. Türkiye solu da bu konuda rolünü yerine getirmemektedir. Devrimci, sosyalist hareketlerin, tüm özgürlükçü hareketlerin bu gelişmeyi daha fazla vermesi gerekirken bu konuda her nedense zayıf bir yaklaşım vardır. Kürt kadınının yaşadığı gelişme düzeyinin onda birine bile yaklaşmayan Nikaragua Kadın Hareketi, Sandinonun kızları olarak çok büyük bir yankı yaratmıştı. Ama Türkiye’deki sosyalist hareket Kürt kadınına bu ilgiyi gösterememiştir; hem de yanı başında olmasına rağmen! Tabii ki Türkiye solunda bu gerçeği görme belli bir düzeyde vardır, ama çok yetersizdir.

Bir direniş geleneği var

Aslında benzer bir durum Suriye’deki Rojava Kürdistan devrimine de gösterilmektedir. Orada büyük bir toplumsal ve siyasal devrim yaşanmasına ve kadın bu devrimde etkili olmasına rağmen bu devrime de hak ettiği ilgi gösterilmemektedir. Bu gerçeklik Kürtlere bakıştaki Türk devlet etkisinin dolaylı olarak sosyalistler dahil bir bütün olarak tüm sol demokratlarda belli bir yansıması olduğunu göstermektedir. Kürtlerin böyle devrimler ve gelişmeler yaratacağı konusunda bir sindirememe, bir kompleksleri var. Bu durum nereden kaynaklanıyor tam ifade etmek zor.
Kürt Kadın Hareketi, Türkiye’de de bir kadın hareketliliği ve yaklaşımı ortaya çıkarmıştır. Bugün Türkiye’de kadın sorununda bir duyarlılık varsa bunda Kürt kadınının özgürlük mücadelesinin etkisi büyüktür. İster itiraf edilsin, ister edilmesin, gerçeğin böyle olduğu açıktır. Kuşkusuz tarih bu gerçekliği teslim edecektir.
Kürt Özgürlük Hareketinin Gezi Parkı’nda ortaya çıkan direnişte rolü de inkar edilemez. Onlarca yıldır yürütülen demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi, ödenen ağır bedeller Türkiye toplumunda demokrasi ihtiyacı ve direnme kültürü ortaya çıkarmıştır. Gezi Parkı direnişinde kadınların önemli bir düzeyde yer alması da çarpıcıdır. Kürt Kadın Hareketinin kadın duruşunu ve direnişini bütün örtme ve göstermeme çabalarına rağmen Türkiye’ye belli bir düzeyde yansıması söz konusudur.
Türkiye’deki sosyalistlerin, devrimcilerin ve tüm demokrasi güçlerinin verdikleri özgürlük ve demokrasi mücadelesi küçümsenemez. Kürt Özgürlük Hareketini de etkileyen bir direniş geleneği vardır. Bu yönüyle Türkiye toplumunda da önemli bir demokratikleşme birikimi ve bilinci oluşmuştur. Ancak bu birikime özellikle son 30 yılda Kürtlerin de verdiği bir katkı vardır. Dolayısıyla bu her ikisini bir arada düşünmek doğru değerlendirmelere götürür.

Avrupa da ilerlemeyi görmüyor

Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesi ve ortaya çıkardıkları düzeyi, kadın özgürlüğü konusunda ilerleme yaşadığını söyleyen Avrupa tarafından da görülmemektedir. Kürt kadının özgürlük mücadelesini Avrupa çok iyi bilmektedir. Ancak Avrupa Türkiye gibi, hatta Türkiye’den daha fazla Kürt kadınındaki gelişmeyi görmezlikten gelmektedir.
Avrupa modernitesi kendi ayrıcalıklarından biri olarak kadına tanıdığı hakları görmektedir. Kuşkusuz kadına kazındırdığı bazı şeyler vardır. Ancak verdikleri mi çok, aldıkları mı çok bu tartışmalıdır. Kapitalist Modernite kadını metaların kraliçesi yapmıştır. Kadın köleliğini hiçbir dönemde olmadığı kadar inceltmiş ve derinleştirmiştir. En derin kölelikleri ve düşürülmüşlükleri özgürlükmüş gibi yansıtmakta, kadın şahsında tüm toplumun direncini kırarak sömürücü ve egemenlikçi sistemini dikensiz gül bahçesi ortamındaymış gibi sürdürmektedir.
Aslında Avrupa uygarlığının büyüklüğü değil, çürümüşlüğü kadında temsilini bulmaktadır. Kadın Avrupa’nın olumlu yüzü olmaktan çıkarak en çirkin yüzü haline gelmektedir. Bunu derken kadın hareketleri ve demokrasi güçlerinin mücadelesiyle bir özgürlükçü ve demokratik devrimci duruşun var olduğunu da inkar etmiyoruz. Ancak genel olarak kadın bugün Avrupa’da sömürü ve tüketim nesnesidir. Cinsel sömürünün metası haline getirilmiştir. Kadına bakışta esas öne çıkan yan cinsel meta olma karakteridir. Kimliği ve karakteri esas olarak bu eksende şekillendirilmektedir.
Kürt kadın Özgürlük Mücadelesinin duruşu ve geldiği düzey Avrupa’nın kadın konusundaki duruşunu açığa çıkarmakta ve teşhir etmektedir. Avrupa, Kürt kadınındaki gelişme düzeyini gösterirse tüm ilericilik ve modernlik teorileri çökecektir. Oryantalizm tam bir çöküşü yaşayacaktır. Çünkü oryantalist bakışın temelinde kadın vardır. Ortadoğu kadınının geri olduğu üzerinden ideolojik ve uygarlıksal egemenliğini hakim kılmaktadır. Emperyalist egemenliğinin meşruiyetini de esas olarak kadına tanıdığı haklar ve diğer toplumların kadın konusundaki geriliğine dayandırmaktadır. İşte Avrupa uygarlığı, modernitesi Kürt kadınını bu nedenle görmezlikten geliyor. Çünkü Kürt kadınındaki gelişmeyi görürse, esas özgürlük ve demokratik yaşamın Ortadoğu’da boy verdiği görülmüş ve kabul edilmiş olacaktır.

Kadın kendini görünür kıldı

Avrupa’nın yıllardır PKK’yi terörist ilan etmesi ve bu hareketin başta kadın olmak üzere toplumda yarattığı gelişmeyi göstermek için büyük çaba içinde olması tamamen ideolojik ve bilinçlidir. Kapitalist moderniteye karşı bir özgürlükçü ve demokratik modernite yükselmektedir. Avrupa uygarlığına, modernitesine ve demokrasisine karşı güçlü bir alternatif doğmaktadır; hem de Ortadoğu’da! Avrupa bunu sindirebilir mi? Avrupa’nın üstünlük kompleksi, kendini beğenmişliği buna izin verebilir mi? Avrupa, kadın konusunda kendisinin değil de bir Ortadoğulu halkın ve kadınının örnek ve model olarak gösterilmesini kabul edebilir mi?
Avrupa, Kürt kadınındaki gelişmeyi görüp sevineceğine, aksine telaşa düşüyor. Tabii ki Avrupa’daki sosyalist, demokratik ve özgürlükçü güçler kadın hareketinin geldiği düzeyden heyecan duyuyorlar. Bu nedenle bu kadın hareketiyle yakınlaşıp anlamaya çalışıyorlar. Yine Latin Amerika devrimci hareketleri ve kadın örgütleri Kürt kadınının ideolojik, örgütsel, politik ve eylemsel duruşunu ve gücünü yakından takip ediyorlar. Bu hareketler etkileniyorlar. Kadın kimliğini, özgürlüğünü, ideolojik, teorik, örgütsel, siyasal ve eylemsel yanlarını anlayıp kendi örgütsel yanlarında geliştirmeye çalışıyorlar.
I.Ortadoğu Kadın Konferansı gösterdi ki, Kürt kadını tüm engellemelere, örtmelere rağmen kendini görünür kılmakta, kadın özgürlük çizgisini ve duruşunu Ortadoğu’dan tüm dünyaya yaymaya çalışmaktadır. Tüm bu gelişmeler kadınların özgür geleceği için büyük umutlar vermektedir.



M.DELİLA