
Mardin E Tipi Kapalı Cezaevinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan PAJK’lı kadın tutuklu ve hükümlüler yazdıkları mektuplarda, direnişlerini, duygularını şöyle özetliyor: “Eylemimiz, özgür ülke ve özgür kimlik için. Çocukların oyunlarının, bombalarla bölünmemesi için. Eylemimiz, ölüme sevdalı bir eylem değil, alıştırılmak istenen ölüme karşı, yaşamı dayatan bir eylemdir. Bu coğrafyada nice bedenler yaşamın filizlenmesi uğruna düşüyor toprağa. Keşke canımızdan daha değerli bir şeyimiz olsaydı da, onu da bu halka feda etseydik.”
Sayı artıyor
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevine giren PKK ve PAJK’lı tutuklu ve hükümlerin sağlık durumları her geçen gün kötüye giderken, greve yeni gurupların eklenmesiyle sayı gittikçe artıyor. Açlık grevine giren tutuklu ve hükümlülerin, eyleme katılış amaçlarının yer aldığı mektuplar kamuoyu ile paylaşılmaya devam ediyor. Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 40 gündür açlık grevinde olan Züleyha Yılmaz, Behice Tanrıverdi, Şirin Şahin ve 20 gündür grevde olan Zeynep Altınkaya duygularını anlattıkları mektuplarda şöyle diyor:
Kalıcı barış için haykırıyoruz
Zeynep Altınkaynak: 23 yaşındayım. Bir buçuk yıldır cezaevindeyim. Kürt coğrafyasında yaşayan tüm çocuklar gibi, bende sürgünlerde devletin kirli yüzüyle erken tanıştım. Bu eylemi anlamsızlaştırmaya çalışanlara, anlamayanlara inat bu eylem, hakikatin peşine aşkla düşenlerin güneşe sevdalıların, yaşama ve yaşatma direnişidir. Bilgemiz, “Milyonlarca kişi, daracık bir hücrede nasıl tutulabilir?” diye, şahsındaki müthiş temsil ve direnme gücünü ortaya koyarken, bizler bu eylemle o temsiliyeti, bugün Kürt sorunu çözümünde ve halkların kalıcı barışın sağlanmasındaki elzemliğini haykırıyoruz. Kelepçeleri zihninde taşıyanlara direnişle, yaşamın sanal yüzünde yaşayanlara, hakikat ile ölüme, bedenlerimizle kafa tutmak için… Özgür ülke ve Özgür kimlik için. Çocukların oyunlarının, bombalarla bölünmemesi için…
Yaşamak direnmekle mümkün
Züleyha Yılmaz: 1991’de savaşın kirli politikaların yoğun olduğu bir coğrafyada dünyaya geldim. İnkârı bol, linç kültürü gelişkin ve milyonları denizin ortasında dört duvarla olan bir şehirde büyüdüm. Beş aydır tutukluyum. Ülkemdeki imha, inkâr ve tecride karşı, şimdi bu dar mekânda, böyle bir eylemde bulunmak benim için büyük anlam taşıyor. Eylemimiz ölüme sevdalı bir eylem değil, alıştırılmak istenen ölüme karşı yaşamı dayatan bir eylemdir. İnkâr edilmiş bir halka reva görülen ölüm olmuştur. Böylece ölüme alıştırılmış bir gelenek oluşturulmak isteniyor. Benim ülkemde yaşam bilge etrafında bedenlerle tutuşan kadar yakıcıdır. Bu coğrafyada nice bedenler düşer toprağa, yaşamın filizlenmesi uğruna. Bu yakıcı gerçeklikle, bilge ışığı çok net görülüyor ki, yaşamak ancak direnmekle mümkündür, ötesi yaşam değildir.Yaşamı kazanıncaya ve özlem duyduğumuz hakikate kavuşuncaya dek direnmekte karalıyız. Bu anlamda taleplerimiz gerçekleşinceye kadar eylemimizi sürdüreceğiz. Hiçbir baskı, zor ve dayatma eylemimizi durduramaz.
Mücadele bedel ile büyüdü
Behice Tanrıverdi: Bilge bize çocukluk hayallerimize ihanet etmemeyi öğreti. 1982’de Xeyrî Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in başlattıkları ölüm oruçları inkâr, imha ve işkenceye karşı görkemli bir direnişti. 82’de daha bebek iken Amed Zindanında vahşete karşı yürekli yiğidin bedenleri, özgürlük için fedaice feda etiklerini dinlerdik. 30 yıldır Özgürlük mücadelemiz, ödediği bedellerle gün be gün büyümüş ve direniş nesilden nesile süre gelmiştir. Bir aylık bebekken annemin ninnileri, zılgıtlarla ağıtlara dönüşmüştür. 30 yıl sonra dönüşümsüz, süresiz açlık grevinde yer alıyorum. 13 yıl önce yaşanan inkâr, imha asimilasyon politikaları, bu günde devam etmektedir. Bende bu yürüyüşün yürüyüşçüsü olan, bir kadın olarak, ne annelerimizin ninnilerinin, nede zılgıtların ağıta dönüşmesini istemiyorum. Başta 13 yıldır Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması, kendisinin sağlık güvenlik ve özgürlük koşulları sağlanmadan bir adım geri atmayacağımı, çocukluk hayallerime ihanet etmeyeceğimi, bu direnişin devamcısı olacağımı belirtmek istiyorum.
Keşke candan değerli bir şey olsa!
Şirin Şahin: 1991 Silopi doğumlu, yurtsever bir ailenin çocuğuyum. Bir buçuk yıldır cezaevindeyim. Burada yaşadığım her saat, bana çok derin anlamlar yaşattı. Yoldaşlığı, hareketi ve mücadele etmeyi öğrendim. Mücadeleye olan bağlılığım daha da arttı. Burada bana her konuda destek veren yoldaşlarımdan destek alarak, cezaevine alışmaya çalıştım. Bugüne kadar 5 kere, kısa süreli açlık grevlerine girdim. Bu seferkinin anlam derinliği bambaşkaydı. Kişide önemli olan, güç ve iradedir. Ben irademe ve inancıma sonsuza dek güveniyorum. Grevde, daha güçlü olduğuma inanıyorum. Sonuna kadar bu eylemi sürdüreceğim. Taleplerimiz yerine gelmeyene kadar, sonu ölüm bile olsa bu eylemden vazgeçmeyeceğim. Keşke canımdan daha değerli bir şeyim olsaydı da, onu da bu halka feda etseydim.
JINHA/MÊRDÎN