Bölge, şiddetin her türlüsünün hakim olduğu ama her durumda buna karşı çıkılmasının gerektiği bir süreçten geçiyor. Ölümün kol gezdiği, baskının doruğa çıktığı, sokaklarında insanların güpegündüz infaz edildiği, dağlarda her iki taraftan gençlerin kanının aktığı bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Kulakları sağır, yüreklerinin kapakçıkları kapalı sanki. Gerçekleri saklıyorlar, söylemiyorlar. Konuşulanlar bildik hamasetin ötesine geçmiyor. Havuz medyası da havuzunu doldurmaya, durumdan nemalanmaya çalışıyor. Gerçekleri vermeye çalışan özgür basına da baskı uygulanıyor, gerçekler duyulmasından korkuyorlar. Napolyon; "Bir gazete, beni yüz sancaktan daha çok korkutur" diye boşuna dememiş. Kirli savaşın azgınlaşan seyrine paralel olarak muhalif ve özgür basın üzerindeki baskılar da boyutlandı. Hükümet ve saray gladyosu özel savaş konseptinin bir parçası olarak muhalif Kürt basınını susturma yönündeki baskılarını da sürdürüyor.
Haberleriyle bölgedeki devlet terörünü görünür kılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) hemen her güne yeni kapatma kararı ile başlıyor. Bu yazıyı yazdığım ana kadar ajansın internet sitesi 11.kez engellendi. Sur’da haber takibi yapan Jinha muhabiri özel harekatçıların kurşunuyla yaralanıyor, Cizir’de DİHA muhabirlerine polislerce kurşun sıkılıyor, 2006'dan beri Türkiye'de çalışan Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink Gever’de gözaltına alınıyor. Dahası "Türkiye Türklerindir" logosunu taşıyan, varlığını tekçilik üzerine inşa etmiş Hürriyet gazetesinin bir haberine bile tahammül edemiyor, gazeteyi basıyorlar.
***
Türkiye’de bazen kaba saba, bazen inceltilmiş bir biçimde olsa da, zaman zaman azalıp çoğalsa da basında sansür, gelenekselleşmiş bir devlet politikası olarak hep uygulandı ama denilebilir ki yaşanan bu süreç kadar açıktan ayan beyan bir duruma düşmedi. Hâlihazırdaki geri yasalarının da ötesinde azgınlaşan faşizan bir yaklaşımla basın, gazeteciler, aydınlar ve iktidar yanlısı olmayanlar susturulmaya çalışılıyor.
Basın özgürlüğü, tarih boyunca diktatörlüğe giden yollarda hep ilk kısıtlanan alan olmuştur. İktidara yakın değilseniz tehlikelisiniz demektir. Hal böyleyken, yani yargı siyasetten bağımsız, medya yargıdan bağımsız, gazeteciler güç odaklarından bağımsız değilken gerçekleri yazmaya çalışanlar üzerinde baskı oluşturulurken sesi çıkmayan kimi medya erbabı işin ucu kendilerine dokunmaya başladığında basın özgürlüğü savunucusu kesilirler. Oysa özgürlük bir bütündür ve bir bütün olarak, herkes için savunulması gerekir.
***
Mızrak çuvala sığmadığında,gerçekler saklanamaz duruma geldiğinde ise yalanlar ve çarpıtmalar devreye girer. Böylesine katlanılması zor bir vahşet yaşanırken bile bunca öfke ve hıncın oluşması, halkın bir kesiminin hala savaşı onaylaması, yıllardır pompalanan ırkçı propagandaların sonucudur. Çünkü bu ülkede hep düşmanlık edebiyatı yapıldı ve nefret tohumları ekildi.
Çözüm barışta değil savaşta aranıyor. Muhalif güçler sindirilmeye, toplum tepkisizleştirilmeye çalışılıyor. Kimse gerçekleri konuşmasın, yazmasın isteniyor ama bilinmelidir ki özgür basın her türlü baskıya rağmen gerçekleri yazmaya devam edecek.