Bu günkü Türkiye’yi demokratikleştirecek başka bir parti Türkiye’de yoktur. AKP ve başındaki Erdoğan, Türkiye toplumu için artık aşılması gereken bir beladır. Aşılmazsa Türkiye toplumunun özgür bir nefes alması imkansızlaşır. Türkiye’nin özgür nefes alamayan tek gücü artık sadece Kürtler olmayacak, Türkiye’deki tüm demokratik güçler özgür nefes alma şansını tümden yitireceklerdir. Türkiye toplumu boğulmamak için Erdoğan ve AKP’yi aşmalıdır.
MHP’den söz etmenin gereği bile yoktur. Çoktan modası geçmiş, miadını doldurmuş, varlığını kan siyasetine dayandıran, ırkçı, şoven, faşist bir parti olarak Türkiye toplumunu yönetme kabiliyetine sahip değildir.
CHP; iyice yolunu şaşırmış, felsefesiz kalmış, duruşuyla sol adına sola en büyük darbeyi vuran ilkesizleşmiş bir partidir. Fethullah piyonuyla bile ortak hareket edecek kadar ilkesizleşmiş, iyice sağa yatmış, sapmış bir partidir. Ulusalcılık adına iyice ırkçı şoven batağa batmış, sosyalist camiada, Kürt özgürlük camiasında yine Türkiye demokratik camiasında iyice dibe vurmuş bir parti durumuna gelmiştir. Vaad ettiği bir umut kalmamıştır.
Geriye Türkiye ve Kürdistan’da yepyeni bir umut hareketi olarak gelişen HDP ve BDP kalmaktadır. Türkiye ve Kürdistan’da ortak demokratik hareket olarak gelişen bu iki yeni parti, toplum nezdinde umut olma düzeyini derinleştirdikçe, toplumsal desteğini yükselttikçe, ırkçı, milliyetçi, şoven, faşist odaklar tarafından hedef durumuna getirilmektedir. Seçim süreci ilerledikçe her iki partiye dönük gelişen saldırı konsepti de büyümektedir. Özellikle HDP’nin büyüyüp ilerlemesine ve seçimlerde başarı sağlama olasılığına karşı, anti demokratik kesimler büyük tepki göstermekte ve saldırmaktadır. BDP’nin biraz daha alışık olduğu bu saldırı geleneği karşısında, özellikle de HDP’nin kendisini daha güçlü koruması gerekmektedir. Propaganda çalışması yürütürken, şehir turları yaparken, toplum içinde açıktan ve cesurca dolaşırken gerekli güvenlik tedbirlerini almasını, demokratik taraftarları, yandaşları istemektedir. Bu gün otobüs taşlamaları, büro yakmaları, linç girişimleri vs var. Ama daha öldürücü darbeler vuran yönelimlerin de gelişme ihtimali yüksektir. Çünkü demokratik cephe güçlendikçe faşist cephenin de öfkesi büyümekte ve tehlikeli hale gelmektedir. Her iki parti teşkilatlanmasının da bu gerçeği görerek güvenlik tedbirlerini geliştirmesi, onları destekleyen seçmenlerinin talepleri olmaktadır. Çünkü HDP ve BDP’nin seçmeniyle ilişkisi sadece oy sandığı ve seçim günü değildir. Arada derin bir gönül bağı, manevi bağ vardır. Büyük beklentileri vardır.
30 Mart seçimleri, Kürtler ve Türkiye Demokratik Güçleri açısından sıradan bir yerel seçim değildir. Yeni Demokratik Türkiye Hareketinin gelişme imkanlarına kavuşmasının mücadelesi olmaktadır. 30 Mart Türkiye yerel seçimlerinde her iki partiye oy verecek olan herkes, aynı zamanda Demokratik Türkiye ve Demokratik Özerk Kürdistan’a oy vermiş olacak. Kürdistan ve Türkiye’de gül gibi binlerce genci toprağa gömen acımasız savaşın ve şiddetin bitmesine oy vermiş olacak. Onurlu barışın gelişmesine oy vermiş olacak. Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamın gelişmesine oy vermiş olacak. Geleceğini özgürce biçimlendirme şansının önünü açmış olacak.
Bu açıdan 30 Mart seçimlerinde, Demokratik Türkiye idealiyle seçimlere giren HDP ve BDP’ye tüm demokratik kesimlerin gönül vermesi, destek vermesi, aslında biraz demokratik bir görev de olmaktadır. Hem çeşitli inanç yapıları, hem kültürel etnik yapılar, hem feminist ve ekolojist yapıların, çeşitli demokratik grupların içinde ve etrafında, kendini demokrat ve özgürlükçü olarak tanımlayan herkesin, oy vermesi gereken iki parti olmaktadır. Yerel seçimlerde alacakları destek düzeyi, Türkiye’nin demokratikleşme şansının düzeyi olacaktır.
Dolayısıyla Kürdistan ve Türkiye’de gerçek bir demokratik değişim ve dönüşüm isteyen herkesin, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dediği gibi adeta bir seferberlik ruhu içerisinde seçim sürecine yüklenmesi ve hesapsızca, fedakarca çalışmasına dönemin ihtiyacı vardır. Her alan açısından adayın kim olduğundan ziyade, verilen oyların nasıl bir geleceğe yol açacağı, daha öncelikli bir demokratik kaygı olmalıdır. Seçim adaylığı değişken bir durumdur. Ancak seçimdeki başarı düzeyinin ortaya çıkaracağı uzun vadeli gelişme olanakları, kalıcı sonuçlara yol açacak niteliktedir.
Özgür yaşam için 'seferberlik
30 Mart seçimlerine sadece yirmi gün kaldı. Bu seçimden en çok demokratik güçlerin başarıyla çıkacağı açıktır. Türkiye siyaseti içinde demokratik sayılabilecek tek güç Kürdistan’da BDP, Türkiye’de ise HDP’dir. Her iki partinin de programında yer alan Türkiye’yi demokratikleştirme perspektifi, büyük umut yaratmaktadır. Hem programsal hem de pratikleşme düzeyleri, her iki partiyi demokratik güçlerin ortak umut hareketi haline getirmektedir. Her iki partinin de kadın özgürlükçü politikası, ekolojik köy-kent ve eko endüstri politikaları, demokratik toplum perspektifleri ve bunların projelendirilme düzeyleri, etnik, inançsal, kültürel yapıları demokratik birlik içinde yaşatma kapasiteleri, umut hareketi olma gerçeklerini giderek derinleştirmektedir.