Tarih boyunca eşit ve özgür yaşama koşullanmış toplumsal hareketler hep var olagelmiştir. Toplumun büyük bir kesimine hitap eden bu toplumsal mücadeleler, kendilerini sistemden koparmadıkları için zaman içinde ya sistemin yedeği konumuna düştüler ya da iktidarlaşarak karşısında mücadele ettikleri sistemin başat gücü oldular. Bunun en canlı örneği, köleci sisteme karşı bir umut olarak gelişen dinsel hareketlerdir. Din, tanrı katında insanları eşitleyip, toplumun ahlaki yapısını temsil ederken, zamanla iktidarlaşıp, dogmalaşarak, sorgulamayan bir toplum yapısı inşa etmiştir.

Diğer hareketler de 5 bin yıllık sistemin toplumun bünyesine bir hastalık gibi yaydığı iktidar zihniyetinden fazlasıyla nasibini aldı. Düşünce üretmeyen, sorgulamadan biat eden, koşullara göre kendisini değiştirip dönüştürmeyen toplumlar kendileri olmaktan çıkmışlardır. Kuşkusuz tüm bunların yanında direnen, özgür yaşam arayışından taviz vermeyen toplumlar da var olmuş ve var olmaya da devam edeceklerdir. 

“İnsan nasıl insan oldu” sorusuna felsefe şu yanıtı verir: İnsan, kendini doğanın bir parçası olarak görmesi, doğanın bir parçası olduğunu fark etmesi ve doğayla bütünleşmesidir. Demek ki, insan olmak bir farkındalık, özbilinçlilik, kendini bilmenin, kavramanın ve algılamanın halidir, demek yanlış olmayacaktır. Sayın Öcalan özgürlüğü yaşadığın anın farkındalığı ve özbilinçliliği olarak ifade eder. Yani anı doğru ve bilinçli yaşamak özgür yaşamı ifade eder. 

Bunun yolu da, toplumsal özgürlükten ve onun başat gücü, politik öznesi olan kadından geçer. Egemenler, iktidarlarını pekiştirmek, sömürü ve sermaye alanlarına daha fazla sahip olmak için kadına yönelmişlerdir. Topluma hayat veren, ruh katan kadın düşürüldükçe, tahakküm altına alındıkça özne olmaktan çıktıkça sömürü sistemi toplumsal özgürlükçü yaşama hakim olmuştur.

İşte bu yüzden, doğayla bütünlüklü yaşayan kadın doğaya yabancılaştırılmış, doğadan koparılmıştır. Önce tapınakta düşürülmüş, sonra kapitalist modernite döneminde metanın kraliçesi, tek amacı kâr olan sermayenin bir reklam aracı haline getirilmiştir. Kadın şahsında toplumsal hakikat doğaya yabancılaşmış, üretici konumdan, sermayenin tüketici aracına dönüştürülmüştür. Toplumsal ahlak çöküntüye uğramış, kendi özüne çıkar hale getirilmiştir.

Hegemonik iktidarcı sömürü sisteminin yabancılaştırıcı ve özünden saptırıcı politikalarına karşı direniş hep olmuştur. Amargi, Sümer toplumlarınca bu köleci sisteme karşı özgürlükçü felsefesinin adıdır. Kelime olarak özgürlük, öze dönüş ve anaya dönüşü ifade etmektedir. Amargi felsefesi özgür yaşamla bağlantılıdır.

Toplumsallığın gelişiminde başat rolü oynayan kadına hak ettiği yeri veren bu felsefe 5 bin yıldır ataerkilliğin cenderesindeki kadına kurtuluşu muştulamaktadır. Daha düne kadar insan olup olmadığı tartışması yapılan kadın günümüzde özgür yaşamın teminatı konumundadır. Özgür yaşam ancak kadınla mümkündür. Cinsiyet özgürlüğü olmayan toplumların özgür olmaları mümkün değildir.


Antep H Tipi Cezaevi