DEMİR ÇELİK
Kapitalist modernitenin kâr ve iktidar hırsının sonucu olarak yaşanan Covid-19 salgınında açığa çıkan toplumsal histeriyi devletli sistemin fırsata dönüştürerek dijital totalitarizmi topluma dayatma hazırlığı içinde olduğuna ilişkin daha önceleri yazmıştım. Bugün egemenlerin isteğine karşın bizimde söyleyecek sözümüz, direnecek gücümüzün olduğuna dair yazmak istiyorum.
Doğal, demokratik, ekolojik ve ekonomik toplumdan sapma olan devletli sistem ile demokratik modernite arasında tarihi çelişki yaşanmakta, devlet ve iktidar tamamen ortadan kalkıncaya kadar da bu çelişkinin devam edeceğini öncelikle belirtmeliyim.
Yaşanmakta olan kriz ve kaosun sonucunu mücadele içindeki tarafların konumu, örgütlülük düzeyi ve insan toplumsallığıyla olan ilişkileri belirleyecektir. Egemenlerin algı yönetimi ile toplum iradesini kıran, toplumu kendi yönetimine ikna eden ve rıza üreten araçlarına karşı bizimde adil, eşitlikçi ve özgür yaşam umudumuz olduğu yerde duruyor. Bu nedenle bizi karantina yolu ile izole eden, sosyal, siyasal ve kültürel aktiviteden alıkoyan devletli sisteme inat kolektif iradeyi harekete geçirmenin, demokratik konfederalizmi inşa etmenin tam zamanıdır.
Devlet ve iktidar var olduğundan bu yana insanlık ona karşı hep mücadele içinde olmuştur. Bu mücadele ve direnişçi çizgi sayesinde devletli uygarlık insan komünalitesini yok edememiştir. Tarihi direniş çizgisi anacıl toplumun ahlâki (paylaşma, dayanışma, ortaklaşma) değerleri ile politik (adalet, eşitlik, özgürlük) değerlerini sahiplenmesi sonucu bu değerler yaşatılmış ve bugünlere taşınmıştır. Mezopotamya ve Kürdistan coğrafyasında anacıl toplumun ahlâki ve politik değerlerine dayalı komünalitesi tarih boyunca devletli sistemin yanı başında insan toplumsallığında hep yaşatılmışlardır. Kürdistan’da Kakai, Yaresan, Ehl-i Haq, Raya(Raa) Heqî inancından Kürtler, devlet ve iktidara bulaşmadıklarından bugün bile anacıl toplumun bu değerlerini sosyal, kültürel ve siyasal yaşamlarında sürdürmektedirler. Hiyerarşiye dayalı devlete ve iktidara bulaşmadıkları için kirlenmeden, kirletilmeden bu değerleri kendi toplumsallıklarında yaşatabilmişler. Devletin ve devletli sistemin hukukuna, askerine, polisine, hâkimine ve savcısına ihtiyaç duymadan aralarındaki bireysel ve grupsal çelişki ve sorunlarını toplumun etik kuralları gereğince çözüme kavuşturmuş, açığa çıkan ihtiyaçlarını cem ve cemaatlerde öz güçlerine dayanarak karşılamışlardır. Kapitalist modernitenin içini boşaltıp itibarsızlaştırdığı cemlerde kadın erkek eşitliğine dayalı katılımcı demokrasi işletiliyor, söz, karar ve yetkide herkesin eşit haklara sahip olduğu doğrudan demokrasi ilişkisi esasıyla bir toplumsallık yaşatılıyordu.
Birinci doğanın çokluğun ve çeşitliğin fonksiyonu olduğu gerçeğinden hareketle, insan toplumsallığının çoklu kimliğini, çoklu kültürünü hak sahibi gören bu anlayış doğadaki canlı, cansız tüm varlıkları eşit haklar sahibi, bütünün parçası olarak görmüş, her şeye kendi özgünlüğü ile yaklaşmış ve değer katmıştır. Özgün ve özerk toplumsallığını dikey olmayan yatay örgütlülüğü sayesinde devletin yanı başında yaşatan Kürdistanî Halklar ulus devletin kuşatıcılığında ve kentleşme ile birlikte tarihi hakikatlerinden uzaklaşmaya, başkalaşmaya başlarlar. Özgün inanç sahibi bu kesimler dışındaki Kürt çoğunluğu zaten daha önceleri devlet dininin kuşatıcılığıyla kendi hakikatine yabancılaşmıştı. Görüleceği üzer tarih boyunca onlarca devletçi yapı ve ulus devlet, hiyerarşi dışı bu toplumsallığı parçalamak adına coğrafyayı işgal ederek, katliam ve soykırımlar eşliğinde asimilasyonla halkımızı hakikatine yabancılaştırmıştı.
Kürdistan halkları devlet dinlerine bulaştıkları oranda anacıl değerlere yabancılaşmış olsalar da aşiretler konfederasyonuna dayalı toplumsallıklarında hem ahlâki değerleri yaşatmaya, hem de dilsel, kimliksel ve kültürel değerlerini bugünlere taşımanın mücadelesi içinde olmuşlardır. Gerek Ocax sisteminin dikey olmayan yatay toplumsallığında, gerekse aşiretler konfederasyonuna dayalı toplumsallıkta demokratik modernite değerleri hep yaşatılıyordu. Anlaşılacağı üzere komün ve meclisler sistemine Kürtler hem yabancı değiller, hem de binlerce yıl onu devletli sisteme rağmen koruyabilmiş, geliştirmiş, açığa çıkan yeni ihtiyaçlara göre yeniden örgütlemişlerdir.
Bugün yaşanan kaos ve krizin asıl sebebi devletli sistemdir. İnsanlık devletli sistem ile özgürlüğünü, hakikatini kaybetmişse eğer, onu arayacağımız yer devletli sistem değil, devletli sistemin yok etmek istediği insan komünalitesi olmalıdır.
İnsan toplumsallığından sapma olan devlet ve iktidara alternatif adil, eşitlikçi ve özgür toplumun devletçi sistemin yanı başında örülmesi ve örgütlendirilmesi Kongre tarzı örgütlenmeyle mümkündür.
Devletsiz halkların, ezilenlerin, yoksulların ve bir bütün insanlığın Kongre tarzı örgütlenmeye gitmeleri tarihi hakikatle yeniden buluşması anlamınadır. Çokluğun ve çeşitliğin kendi özgünlüklerine dayalı komün ve meclisler üzerinden parça bütün ilişkisi ile hareket eden kongre; hiyerarşi dışı, sivil ve demokratik toplum örgütlülüğüdür. Kongre bileşenleri; politik devrim örgütleri olmamakla birlikte toplumsal devrim çalışmalarını yürüten, dolaysıyla politik devrimi kolaylayan, toplumu kendi özgücü üzerinden örgütleyen olmalıdırlar. Tek tek ülkelerde ve kıtalarda örgütlenen kongreler enternasyonalizm gereği olarak kendilerini dünya kongresinde örgütlülüğe kavuşturduklarında kapitalist moderniteye karşı demokratik modernitenin kazanma şansı olur.
Gerek tek tek ülkelerde, gerekse kıtalar düzeyinde demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü anlayışımız gereğince inşa edeceğimiz kongreler, toplumsal devrim inşa çalışmalarında toplum dinamiklerinin ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşıladığında toplumsallaşır ve bu sayede faşizme karşı demokrasi, kapitalizme karşı demokratik sosyalizm mücadelesi başarılmış olunur.
Kongre ve üzerinden yükseldiği meclisler; iktidarlaşmaya kapalı, hiyerarşiyi ret eden toplumun sivil, demokratik örgütlülüğü olduklarından siyasal ve toplumsal olduğu kadar ekolojik istikrarında sağlanmasında hayati önemdedirler. İnsan toplumsallığının yaşadığı sorunların asıl kaynağı olan devletli sistem çözüm yerine çözümsüzlük, kriz ve kaos üretir. Siyasal, toplumsal ve ekolojik istikrar hiyerarşik ilişki üzerinden sağlanamaz. Yaşanan bu korku fırtınasında küresel düzeyde anti-kapitalist, anti- militarist ve anti- faşist mücadeleyi yükseltmek demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü siyasal sistemi ete kemiğe büründürmek dönemin temel görevidir. Komün ve meclislere dayalı Kongreleri örgütlediğimizde, demokratik konfederalizmi ete kemiğe büründürdüğümüzde; kazanan biz.
Kazanan insanlık olacaktır.