
Özgürlük, eşitlik ve adalet için mücadele eden tüm toplumsal kategorilerin tarihinde böylesi örnekler çokça bulunur. Kürt halk gerçeğinde ise kahramanlık, nerdeyse belirli bir zaman ve mekana sığdırılmış bir söz, düşünce ve eylem olmanın ötesinde tüm zaman ve mekana sığdırılmak durumunda olanı ifade eder. Bu bir tercih olmanın ötesinde Kürt’ün tarihsel- toplumsal gerçeğinin koşulladığı diyalektik bir gerçektir. Yani Kürt’ün tarihsel- toplumsal diyalektiği onu kahramanca bir var oluşa koşullamaktadır.
Kürt halk gerçeğinin bu kahramanlık hikayesinin adı PKK’dir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürt gerçeğinde ki bu durumu, "Kahramanca tarzın dışında hiçbir tarz, ne PKK’nin tarzı olabilir, ne de gelişmeye yol açabilirdi" biçiminde ifade eder. Belirttiğimiz gibi çoğunlukla Kürt halkı adına iki sözcük söylemek bile büyük bir kahramanlığı gerektirmektedir. Kimi zaman ölümü göze almak bile yeterli olmamaktadır. Öyle ki ölüm de bile sıradan olmayıp, büyük ölmeyi bilmek gerekmiştir. Kürdistan koşularında kendisine inancı kalmamış, ruhsal ve düşünsel olarak ölmüş bir halkı yeniden diriltip yaratmadan, sadece ölümü göze almak bile belrittiğimiz gibi yeterli olmamaktadır. İşte bu koşullarda direnmek, diriltmek en büyük kahramanlıktır. Bu nedenle PKK'nin doğuşu başlı başına bir kahramanlık destanıdır. Amaçları uğruna sarf edilen her söz, sergilenen her eylem kahraman kişiliklere ihtiyaç duyar.
Sözüyle, eylemiyle, tereddütsüz kararlı duruşuyla, yerinde zamanında hayatını ortaya koyarak gelişmelere yol açmak, öncülük etmek, hiç bir fedakarlıktan kaçınmamak ender görülen kahraman kişiliklere has bir durumdur. PKK tarihi bir anlamda bu kahraman kişiliklerin tarihidir. Kazanan kişiliktir. Zafer yaratan kişiliktir. Başaran kişiliktir. Kürt halk tarihi ve güncel gerçeği bunun örnekleri ile doludur.
21-28 Mart tarihleri
Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesi, Kürdistan’ın objektif koşullarının koşullaması ile kahraman kişilikler gerektirmiş ve bu kahramanlıklar devrimin gerektirdiği kişilik olarak Apocu kişilik gerçekleşmesiyle cevap bulmuştur. Ölüm bile büyük bir çabanın eseri ve büyük yaratımların- kazanımların ustası olabilmeyi gerektirir. Bu tanımlama ışığında Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşanmış sayısız kahramanlık örnekleri vermek mümkün. Çoğunun adı bile belli olmayan bu onur abidelerinin anısına devrimci mücadele geleneğimiz içinde 21- 28 Mart tarihleri “Ulusal Kahramanlık Haftası” olarak anlam kazanmıştır.
Ulusal Kahramanlık Haftası olarak ilan edilen 21 Mart ve 28 Mart tarihleri Kürdistan diriliş tarihinde çok önemli iki halkanın buluşmasının sonucudur. Geleneksel anlamda 21 Mart Newroz bayramı direnmenin ve dirilişin sembolü olarak kutlanıla gelmiştir. Mazlum Doğan'ın Diyarbakır zindan koşullarında bu günü bir eylem günü olarak seçmesi, Çağdaş Kawa olarak anılmasını da beraberinde getirmiştir. Aynı zamanda zindan vahşetine karşı kahramanca bir direniş eylemidir. Teslimiyete ve ihanetin kol gezdiği zindan koridorlarında gür bir ses olmak, zindan karanlığında bir kıvılcım olmak, her türlü işkenceye karşı direnişin ruhunu temsil etmek anlamında Newroz’a yeni anlamlar yüklemiştir. Mazlum Doğan'ın 21 Mart 1982 tarihindeki eylemi bu direniş ruhunun adıdır. "Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” şiarını haykırırken, en ağır işkence koşullarında hiçbir imkan ve olanağın olmadığı bir ortamda zafer kapılarını sonuna kadar açmıştır.
Mazlum'dan Mahsum'a…
Ulusal Kahramanlık Haftasının bir ucunda Mazlum Doğan dururken diğer ucunda Mahsum Korkmaz (Agit) durmaktadır. Mahsum Korkmaz'ın yaşamını yitirdiği (28 Mart 1986) gün, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi açısından bir dönüm noktasıdır. Zindan direnişinin dağa taşırılması ve mücadele ateşinin doruklarda tutuşturulmasıdır. Düşmanın üç aylık ömür biçtiği bir ortamda, her türlü iç ve dış koşullarının olumsuzluğu içinde dağ direnişini, silahlı mücadeleyi yükseltmek anlamına gelmektedir. Agit'in çıkışı, dış koşullarının olumsuzluğu kadar, içerden de tereddüt, kararsızlık, inançsızlık, ikircillikli ruh hali, mücadeleyi gerileten bütün duruşlara karşı da görkemli bir çıkıştır. Neye mal olursa olsun silahlı mücadelenin geliştirilmesinde ısrar etmek, kararlı bir duruş sergilemek, dönemin koşulları içinde büyük önem taşımaktadır. Eruh ve Şemdinli eylemleriyle başlayan savaş sürecinin kesintiye uğratılmadan yükseltilerek devam ettirilmesidir. İşte böylesine bir ortamda Agit'in fiilen önderlik ettiği, örgütlediği ve geliştirdiği silahlı direnişte şehit düşmesi bu anlamda kahramancadır.
Mazlum ve Agit'in yaşamını yitirdiği günlere denk gelen 21 ve 28 Mart tarihleri arası ilan edilen ulusal kahramanlık haftası anlam itibarıyla Apocu hareketin ve militan kişiliğin özetidir. Her yönüyle çıkarılması gereken çokça zengin dersler vardır. Halka bağlılık, mücadeleye bağlılık, yoldaşlara bağlılıktan tutalım, düşmana karşı duruş, alınması gerek tavırdan söz ve eyleme kadar, kişilik özeliklerinden, yaşam ve çalışma tarzından tutalım yöneticilik, önderlik, komutanlık vasıflarına kadar irdelenip özünün yakalanması gerekmektedir. PKK'yi ve Kürt Halk Önderi Öcalan'ın yarattığı kişiliği başka türlü tarif etmek anlamsızdır.
Kürt Özgürlük mücadelesinin her aşamasında tarihi dönüm noktaları vardır. Mücadele tarzı ve taktiği koşullara göre değişim gösterebilir. Ama değişmeyen bir yönümüzün var olduğunu asla unutmamak gerekir. Bu değişmez yönümüz, Mazlumların, Mahsumların ve daha nice yoldaşlarımızın şahsında ispatlanmış Apocu direniş ruhu ve geleneğidir. Bu kaynaktan beslenen her militan, devrimin amaçlarına uygun yaşadığı müddetçe aşamayacağı engel, yenemeyeceği düşman ve başarmayacağı görev yoktur.
PKK kahramanlık hareketidir
Rojava'daki devrimsel gelişmeler ve Newroz'la alanları dolduran milyonlarca kitle gücü, Kürt Özgürlük Hakeretini yeni bir aşamaya getirmiştir. Küçümsenmeyecek imkan ve olanaklar yaratmıştır. En önemlisi de Özgürlük Hareketi'nin 21 yy’a ışık tutacak toplumsal sorunları çözecek düşünce gücü var. Hiçbir halka nasip olmayan ve “iğneyle kuyu kazarcasına” yoktan var etmeyi bilmiş ve sayısız kahramanlık örnekleriyle ispatlanmış Apocu hareketin direniş tarihi var. Bütün bu değerlere bağlı kalınarak ve bu değerlere dayanarak bu yeni sürecin üstesinden gelememek için hiçbir neden kalmamaktadır.
Kürt Halk Önderi Öcalan'ın Newroz'da okunan mesajı, binlerce yıldır yanan özgürlük ateşi, son kırk yıllık mücadelenin ortaya çıkardığı özgürlük gücü ve Kürtlerin özgürlük talebi ve Türkiye halklarının demokrasi özlemine dayanarak demokratik çözüm hamlesi yapmamıştır. Kuşkusuz bu hamle de binlerce kahramanın emekleriyle yapılmıştır. Kürt Halk Önderi Öcalan'ın belirttiği gibi, “PKK hareketi kahramanlık hareketidir, bilimsel olarak da böyledir. Onun elemanları biraz kahramanlığa yaraşır veya ona ulaşır tarzda yaşayacaklar. Bu da bizim vermek istediğimiz tarz oluyor. Zaten kahramanlık tarzı hem tarihsel açıdan, hem toplumsal açıdan, hem de günümüzün siyasal ve askeri gerçekliği açısından kaçınılmazdır. Kahraman, cüceler gibi kalamaz, sıradan savaşamaz. Her şey sizi kahraman olmaya ve savaşmaya iter. Bu da bir kanundur. Benim icat ettiğim bir tarz değil, özgür yaşama ulaşmanın tarzı ve kanunudur." Ulusal Kahramanlık haftasını başka türlü anmak, anlamak, yorumlamak veya sahiplenmek mümkün değildir.
Kahramanlığın sembolü: Agit
Mahsum Korkmaz'ı 'Agit) anmak, O’nu anlamaktır! Agit’i anmak, O’nun mücadelesini anlatmak; gerçekte ulusal ve toplumsal özgürlük ve demokrasi mücadelemizin önde gelen kahramanlarından birini anmak ve bu destanını anlamaktır. Bir halkın ve yine onun mazlum sınıflarının soylu geçmiş ve geleceğini kişiliğinde birleştirmiş olanların ölümünden ya da yitirilmesinden bahsedilebilir mi? Evet, O’nu tanımak ve anlamak gerekir. Hele hele günümüzde tarihin o utanılası mirasını hala boynunda ve ayağında bir zincir gibi taşıyan halkımızın o katlanılmaz yaşam tablosu gözler önündeyken böylesi bir kişilikle tanışmak, O’nun oluşturduğu akımın içinde yer almak, O’nun yoldaşı olmak ve büyüklüğüne erişmek nefes alıp vermek gibi bir zorunluluktur. Agit, başından sonuna kadar tüm şehitler zincirinin beyni ve yüreği olmasını bilmiş, yine tüm halkın yüreğini ve beynini bir kişiye sığdıracak güce ulaşmış büyük bir insandır. Böylesi bir gerçekliği yaratmış biri için ölümden bahsetmek ne kelime! Yaşamın en soylusu içinde erimiş, onun ta kendisi olmuş biri ölebilir mi?
Eğer yaşam sayısız niceliğin kısa bir zaman aralığında bir araya gelmesi ise bunun belli bir süre sonraki adı da ölümdür denebilir. Ama eğer yaşam, evrenin sonsuz bir kavranışı ve insan soyunun gelişim halkalarının sonsuzluğu olarak ele alınacaksa, yaşamın bu soylu kavranışını kişiliğinde abideleştirmiş birinin ölümünden söz edilemez. PKK ve Kürt halkı O’nunla gurur duyuyor. O, her zaman ulusal direniş mücadelesinin kahramanlık döneminin sembolü olarak anılacaktır.
Mazlum'un yaşama etkisi
Yaşamda yeni günün dirilişini temsil eden Newroz günlerinde yaşamını yitirenleri anıyoruz. Birçok değerli insan böylesine yaşamsal bir günde, ölümle karşılık verdiler. Mazlum'un Newroz'da gerçekleştirdiği eylemin anlamı; teslimiyete, o vahşet döneminde özellikle umudun o son kırıntılarının da alınıp götürülmesinde, namuslu ve onurlu yaşam olanağı tümüyle elden çıkartmaya, bunun için gerçekleşen son derece vahşi saldırıya karşı kendi kişiliğinde bitebilecek en son direnme hamlesiyle karşılık vermek olduğunu, böyle bir anlamının bulunduğunu ortaya çıkardı. O günlerde, öyle bir baskı, öyle bir vahşet var ki, özgür bir yaşamın, namuslu ve onurlu bir yaşamın sözü olabilmek ancak böyle bir eylemle mümkündü.
Mazlum da yaşamıyla bu gerçeği ifade etmesi çok önemlidir. O, özgürlük ideolojisini iyi bilen biriydi. Mazlum direnişçiliği ile partinin büyük ruhu olmuştur. Yok olmaya karşı kendini devreye sokuyor. Çünkü orada her şey baş aşağı gidiyor, teslimiyet çok hızlı gelişiyor. Yapılması gereken şey bir eylem türüdür. O da bu eylem türüyle yine çok anlamlı bir günde, bir yaşam gününde, bir yeni günde, bir diriliş gününde bunu gerçekleştiriyor. Gerçekten de Mazlum'un direnişinin daha sonraki süreci tamamen etkilediği, teslimiyete karşı direnişçiliği egemen kıldığı biliniyor. Bu direnişin Özgürlük Hareketi'nin direnişini de güçlendirdiğini, dağ direnişine taşırıldığını bugün çok iyi biliniyor. Bunun da bir ulusal direniş ve diriliş olduğu şimdi çok daha iyi anlaşılıyor.
Mazlum Doğan, eylemiyle Newrozları yaşamsal kıldı. Newroz günlerinin direniş günleri haline gelmesinde Mazlum'un etkisi asla küçümsenemez.
Köleliğe anlamlı tepki
Mazlum Doğan ve Agit'in ardından yüzlerce kahraman Newroz ve Kahramanlık Haftası'nda yaşamını yitirdiler. Bunlardan biri de Zekiye Alkan alkandır. Z.Alkan da Amed'de eylem gerçekleştiriyor. Bu eylemin de Mazlum’un eylemiyle bağlantısı açıktır. Mazlum nasıl zindanda partiye dayatılan teslimiyete karşı büyük bir eylem yaptıysa, Zekiye Alkan’ın direnişi de bütün Kürdistan’a ve Kürt halkına dayatılmış olan sinmişliği, korkuyu ve çaresizliği gidermek için yapmıştır. Zekiye Alkan hiç şüphesiz ortama dayatılan bütün çelişkileri en yoğun biçimde de yaşayabilirdi. Ancak çelişkileri aşarak, anlamlı bir direnişle kahramanlık defterine adını yazdırmıştır.
Zekiye Alkan'ın kadın özgürlük arayışı önemlidir. Bunu da öyle bir Newroz’da, Amed surlarında kendisini meşale gibi yakarak ilan ediyor. Mazlum'un gerçeğinde de bu var. O parti ruhu oluyor, partinin büyük direniş ruhu oluyor. Orada artık bir insan vardır, kadın veya erkek olması da hiç önemli değildir. Orada en büyük insanın direnişi, onun büyük eylemi söz konusudur. Burada da bir kadın olması daha anlamlıdır. Neden? Çünkü o süreçte Amed'in kendisi en dökülmüş bir fahişe kadından daha beter bir durumu yaşıyor. Yani oradaki erkeklik bir kadından daha beterdir, daha aşağılık durumdadır. Bir fahişeden bile daha beterdir aslında. Mutlaka Amed'in bir etkisinden söz edeceksek veya Kürdistan merkezli bir yerdir diyeceksek, fahişe kadın değerlendirmesi yapıldığında düşmüşlüğün sınırı çizilmek istenir, Amed o koşullarda biraz da buna benzer bir yerdir. Ona mutlaka bir tepki gerekir. Zekiye Alkan, bu aşağıya gidişe bir yanıt oluyor.
Diğer yandan bir kadın olarak çelişkiyi duymak, özgürlük arayışı içinde olmak, gerçekten büyük bir zorlu sürece girmek demektir. Bir yandan bir kadın köleliğinin iğrenç durumunu bilince çıkaracaksın, diğer yandan özgür yaşam tutkuların gelişecek; bu korkunç bir zorlamayı beraberinde getirir. Ancak, kendine göre planlı, kendine göre anlamlı bir eylem. Zekiye Alkan'ın bu direnişi Diyarbakır’daki zindana dayatılanlara, Diyarbakır’daki halka dayatılana, bir kadının yaşadığı büyük olumsuzluğa, bunların hepsine toptan bir tepki oluyor. Bu tepki de böyle yaşamsal kılmaya veya “yaşama ancak böyle anlam verebilirim” dedirmesine götürür.
Metropolden ülkeye bir köprü
Bir direniş de, İzmir kalesinde gerçekleşiyor. Rahşan Demirel adında çok genç bir Kürt kızının direnmesi var. Oraya taşırılmış bir Kürdistan’ın Mardin gerçekliği var. Yurtseverlik zaten etkili. Bu genç kadın bir yandan savaş ve özgürlük tutkusu mevcut, ama öte yandan oldukça zayıf. Örgütsel savaşım gerçeği etkiler. Newroz’lu günler de yine hızlı ve yoğun yaşanır. Belli ki burada kendisini özgürlük savaşımına müthiş vermek ve bir şeyler yapmak istiyor. Fakat bunun teorik gücünü fazla bulamadığı ve pratik geliştirme olanağını yakalayamadığı için, yani bir yerde tutkusu teorisi ve örgütlülük düzeyini aştığı için, buna karşılık bir şeyler yapmaya ahdettiği için, farklı bir eyleme yöneliyor. Orada kitlemizin içinde yaşadığı utanç verici koşullar, kendi ailesindeki zor koşullar, kendisinin özgürlük ve özgür yaşam anlayışıyla bağdaşmayan alçaltıcı ve yaşam koşulları Newroz’un o dirilticiliği ve çekiciliğiyle birleşince, böyle bir meşale eylemi ortaya çıkıyor.
Rahşan'ın eylemi, metropoldeki Kürtlerin kendine getirilmesinde ve ülkeye taşırılmasında bir kaldıraç ve köprü rolünü oynadığı daha çarpıcı görülmüştür. Mesaj bu anlamda meşale değerinde kendini kanıtlamıştır. Bir komuta gücü olmayı kanıtlamıştır. Çünkü yüzlerce kişiyi yürüttü mü, o bir komutalık rolü oluyor. Özellikle kadına ilişkin olarak çok sayıda katılıma yol açması, neredeyse erkek sayısından daha fazla bir kadın katılımına yol açması, onun kadın özgürlüğüne de büyük bir katkı, bunun komuta ve ordu gücü olduğunu gösteriyor.
Avrupa'da yanan meşaleler
Avrupa’daki Newroz'da yaşamını meşale yapanlar da var. Berîvan (Nilgün Yıldırım) ve Ronahî (Bedriye Taş), bu Kürdistan iki genç kadını anlamlı mektuplar bırakmışlar. 1994 Newrozu'nda bedenlerini tutuşturmadan önce bıraktıkları mektuplarında Özgürlük Hareketini iyi anladıklarını görmek mümkündür. Berîvan ve Ronahî son sözlerinde; 'Önderlik ruh, can veriyor, önemli olan bunu yaşama geçirmektir' diyorlar ve kendileri yakarak yaşama geçirme iddiasında, eyleminde bulunuyorlar. Berîvan ile Ronahî'nin Avrupa yaşamına eleştirileri de var mektuplarında: 'Erkekle kadının birbirlerini en çok aldattıkları sahadır' diyorlar. Anlamlı bir değerlendirme. ‘İçinde oyun, sahtelik, kölelik var ve bunların özgürlük olması çok zordur’ diyorlar. ‘Parti Önderliğinin istediği bir tarza biz tanık olmadık, bir anlamda biz özgürlüğe tanık olmadık’ diyorlar. Fakat hedef olarak önlerine buna ulaşmayı koyuyorlar.
Sema Yüce ve Fikri Baygeldi Yoldaşlar
Sema Yüce (21 Mart 1998), "Dışarıda olsam uzun süreli savaş militanlığını tercih ederim", diyor ama orada da mutlaka bir büyüklük yapmak istiyor. Önünde çok büyük bir-iki seçenek var. Yani kendini bir-iki seçeneğe mahkum etmiyor. Tercihini daha zor olandan yapması büyüklüğünü bir kat daha arttırıyor. Burada en iyi anlayan ve ona yanıt olan bir kişilik ortaya çıkıyor. Bir düşünce derinliği söz konusu. Kendisiyle boğuşmuş, sonuçta çok güçlü bir karar ve kendini terbiye etme gücüne ulaşmıştır.
Anlatımlarında çok çarpıcı ve yenilik içeren birçok değerlendirmeler yapıyor ve hepsini çok büyük özümsüyor. Sema Yüca, mektubunda, ideolojik-politik merkezi, bunu da Kürt Halk Önderi Öcalan'ı temsili tarzında dile getirmesi, çok büyük karar ve değerlendirme gücüdür. İlkeli bir duruş ve pratikleşmeye doğru bir tamamlama olayı var, Sema Yüce'de.
Bir özgürlük arayışçısı olan Fikri Baygeldi de (1970 Lice, 1998 Çanakkale), yaşama yaklaşımı, ‘sevgiyi, aşk’ sözcüklerini çok değerli anlamda kullanmıştır. Ve kadın özgürlük çizgisi çok iyi incelemiş ve onları özümsemiştir. Özgürlük mücadelesinde, kadınlar kadar erkeklerin de çok önemli görevleri olduğunun altını çiziyor. Fikri Baygeldi'de, tutarlı bir erkek kişiliğinin nasıl yeniden şekillenmesi gerektiğine dair çok duyarlı, anlamlı yanıtlar var. Bunu mektubunda anlatıyor, bunlar büyük gerçekleşmelerdir, sadece büyük sözler değil, büyük eylemlerdir aynı zamanda.
Özgürlük yürüyüşünün kahramlarının hepsini bir yazıya sığdırmanın olanağı yok. Ancak, Bitlis'te 24 Mart 2012'de düzenlenen operasyonda yaşamını yitiren Leyla Altan (Arjin Garzan) ve 14 kadın gerillanın kahramanlıklarını anarak yazımıza son verelim.
AYHAN KARADENİZ