- Kürt sorununun çözümü, tek başına bir grubun hak mücadelesi değil, Türkiye’nin otoriterleşme kıskacından çıkıp modern bir demokrasiye kavuşmasının anahtarıdır.
- Sol ve demokrasi güçleri, sorunları sadece kendi dar ideolojik pencerelerinden savunmaktan vazgeçmelidir. İdeolojik saflık arayışı yerine, asgari demokratik normlarda uzlaşmalı.
MUNZUR DERSİM
Gerilla mücadelesi, 42 yıl sonra sorunu masaya taşıdı. “İlk defa bir Kürt isyanını idam sehpasından masaya taşıdık ve bunu barışla sonuçlandıracağız” cümlesi, tarihidir. Aslında “en iyi Kürt ölü Kürttür” söylemine karşı direnen Kürt, yok olmaktan kurtuldu, örgütlü bir güç haline geldi, halk olarak kendi kimliğini kabul ettirdi; şimdi de demokratikleşme ve çözüm sürecine gelindi.
Silahlı mücadelenin gerillaları, nasıl ki askeri ve siyasi anlamda kendilerini donatarak en yetkin konuma geldiyse artık siyaset yapanlar da 'siyaset gerillacılığı' esprisi çerçevesinde demokratik barış sürecinin başarıya ulaşması için tüm güçlerini ortaya koymalı. Hem kendini yeni paradigmanın gerekleriyle donatacak hem de halkı bilinçlendirip, harekete geçirerek sonuç alıncaya kadar bu mücadeleyi kararlı bir biçimde sürdürecektir. “PKK’li olmak ateşten gömlek giymeye benzer, doğru giymezsen seni yakar” söylemini, “demokratik çözüm süreci de ateşten gömlek giymeye benzer, ancak doğru giyersen zafere kilitlenir başarıya ulaşırsın, yanlış giyersen yok olur gidersin” şeklinde uyarlayabiliriz.
Burada asıl sorun, Türk halkının öncülüğüne soyunan bazı kesimlerin, bekle-gör siyasetini izleyerek, önlerinde duran görev ve sorumlulukları yerine getirmemeleridir. Bu kesimlere özellikle 1945'te faşizmin yenilgiye uğratılmasının ardından demokratik anayasa süreçlerini hatırlatmak gerekiyor. Faşizme karşı direnen komünist, sosyal demokrat ve Hristiyan Demokrat örgütlerin, ideolojik farklılıkları bir kenara bırakarak, (İtalya, Almanya, Avusturya vb. gibi ülkelerde) direniş cephesinde bir araya gelmeleri ve 1945'ten sonra da geniş tabanlı koalisyon hükümetleri kurarak demokratik anayasalarını hazırlamaları, incelenmesi gereken konudur.
1945 İtalyasında birbirine tamamen zıt dünya görüşlerine sahip komünistler, Katolikler ve liberaller "faşizme karşı" ortak bir asgari müşterekte buluşmuştu.
1945 tecrübesi, Türkiye soluna ve demokrasi güçlerine, büyük krizlerin ve tarihsel tıkanmaların ancak cesur uzlaşmalar, kapsayıcı bir dil ve radikal bir demokratikleşme programı ile aşılabileceğini gösteriyor. Kürt sorununun çözümü, tek başına bir grubun hak mücadelesi değil, Türkiye’nin topyekun bir otoriterleşme kıskacından çıkıp modern bir demokrasiye kavuşmasının anahtarıdır.
Bölünme değil, bütünleşme esprisi temelinde İspanya'da Katalanlara, Basklılara; İtalya'da Alman kökenlilere (Güney Tirol); Britanya'da da İskoçların ve Gallerlilerin ulusal meclisler, yerel yetkiler ve ana dil hakları tanınması bu ülkeleri bölmedi. Aksine ayrılmaya yol açabilecek durumu ortadan kaldırdı. Toplumsal barışı ve aidiyeti güçlendirdirdi. Bunu, kitlelere iyi bir biçimde anlatmak gerekiyor.
Sol ve demokrasi güçleri, Kürt sorununu ve demokratikleşmeyi sadece kendi dar ideolojik pencerelerinden savunmaktan vazgeçmelidir. Sorunun çözümü; sosyalistlerin, Kürt siyasi hareketinin, sosyal demokratların, liberallerin ve hatta ana akım muhafazakar/milliyetçi kesimlerin demokrat kanatlarının bir araya gelebileceği geniş tabanlı bir "Demokrasi Bloku" kurmaktır. İdeolojik saflık arayışı yerine, asgari demokratik normlarda uzlaşmak birinci görevdir. Kürt sorununun çözümünde yegane yöntemin sivil, demokratik ve parlamenter siyaset olduğunu net bir şekilde savunmalıdır.
Sol güçler, devletin kendi bekasını korumak adına hukuku askıya almasına karşı çıkmalı. İnsan hak ve özgürlüklerini, yerinden yönetim ilkelerini ve çoğulculuğu, faşizan ve otoriter eğilimlere karşı korumak amacıyla bu sürecin başarıya ulaşmasının önemini anlatmalı.
Türkiye'de yeni bir yol açılıyor: Demokratik Cumhuriyet yolu. O halde bekle-gör yerine, bu sürece aktif katıl ve özlemini duyduğun cumhuriyetin demokratikleştirilmesi sürecinde görev ve sorumluluklarını yerine getir!